(1 Ay sonra)
Sabah kalktığımda Ayla çoktan işe gitmişti.
Banyoya gidip elimi yüzümü yıkayıp mutfakta bir şeyler atıştırıp ilacımı içtim. Bugün daha iyiyim yani hasta olarak daha iyi...
İçeriye geçip telefonumu elime aldïğımda nerdeyse bütün sosyal medyada bu haber vardı. Hepsine baktım bir umut aradım ama yoktu yoktu bir tanesinde dahi yoktu. Hızlıca kapattım telefonu...
Bir süre yattıktan sonra aklıma Mert'i aramak geldi hemen telefonumu alıp numaraya bastığımda karşıdan:
"Alo"sesi geldiğinde kalbim yerinden çıkıcaktı nasıl yani Mert yaşıyormuydu.
"Al-alo Mert"
"Hanımefendi yanlış numara galiba ben Mert diye birisini tanımıyorum"
"Hee çok pa-pardon rahatsız ettim. İyi günler."diyip hayal kırıklığıyla geri bıraktım. Bir umutum daha gitmişti ama nasıl olurdu bana yanlış bir numaramı vermişti. Neden her şey bu kadar saçma ilerliyor ne oldu bir anda. Bu yaşadıklarım... Mert nolur yaşıyo ol. Çünkü ne yaparsam yapayım senin öldüğüne inanmıyorum...
Kapı çaldı hïzlïca yerimden kalkıp kapıyï açtïğımda karşımda Burak vardı. Çökmüş haldeydi her zaman bizi güldüren Burak şimdi sadece bu haliyle beni ağlatmıştı. Sarıldı bana belli etmemeye çalışıyordu ama biliyorum oda ağlıyordu. Kim ağlamazdıki...
Gözlerimi silip karşısına geçtiğimde bana bakmayacak gözlerini silmişti. Öylece bana bakamıyordu. Üzgündü hemde çok. Kim bilir kaç yıllık arkadaşdılar. Elimi omzuna koyup:
"Ağla Burak ağla sen ağlamıycaksında kim ağlıycak."
"Ağlamıyorum canım. Hadi gidelim."
"Tamam hadi gidelim."diyip ayakkabılarımı giymiştim. Evdeki yedek anahtarı da alıp dışarı çıktım. Arabaya binmek istemedik ikimizde yürüdük...
Hava sessiz ama soğuktu üstümdeki t-shirtle üşümüştüm. Burak gitmeden önce arabadan aldığı hırkayı bana uzatıp:
"Al giy bunu... Mert'in hırkası. Hatta üstündekiler-"
"Evet Mert vermişti son gününde..."
"Biliyormusun sana en sevdiği kıyafetleri vermiş. Üstündekileri hastane dışında uyurken bile giyiyordu... Seni daha çok severdi ama."
"Bende onu hemde ilk günden beri."
"Şuraya oturalım her şey anlatıcam sana."diyip karşımızdaki küçük kafeyi göstermişti. Başımla onaylayıp boş bir masaya oturmuştuk. Garson yanımıza geldiğinde ikimizde hiçbir şey istememiştik...
Burak kollarını önünde birleştirip:
"Mert'in anne ve babası çok işkolik insanlardı. Yani sana en fazla ne kadar işkolik olabilir desem verdiğin en yüksek sonuç bile yanlış olur o kadar düşün yani. Ve Mert doğduktan sonra hiçbir sevgi görmedi ailesinden bir gram bile sadece bakıcılar uyguluyordu onlarda olmasa oda ailesi gibi olabilirdi. Her neyse işte babasının Mert hakkında bir hayali vardı oda Güney Kore'de bir şirketi yönetmesi bu sayede ordaki ortaklarıyla daha iyi abalşma felan gereksiz çıkar peşinde işte ailesi. Sonra benle kreşte tanıştı ve o günden beri arkadaşız. Hep birlikte olduk bir günümüz bile ayrı geçmedi. Ve büyüdük işte. Tabi okul zamanında Mert'e olan baskıyı düşünemessin bile şimdi birde bu sene üniversite sınavı felan babası baya yüklendi sonuçlar açıklanır açıklanmaz götürdü işte... Sonra bu proje çıktı bir şekilde kafası dağılsın diye ben getirdim onu buraya. İlk gün senle tanışmış gecenin köründe tam yatıcaktım beni aradı. Seni anlattı bitiremedi varya hatta ben uyuya kalmışım sonra uyandım hala anlatıyo. Dediki bugün dedi yemek yerken yanıma Hira diye bir kız geldi. Hiç anlamadım bir anda göz göze geldik dedi durdu sonra abi bir gözleri var orası benim dünyam dedi artık ben o dünyanın etrafında dönüyorum ama dedi bir burukluk var dedi ne kadar gülsede bir sıkıntısı var dedi . Sanırım buraya gelmek istemiyor dedi. Tabi ben uyuya kaldım gerisini hatırlamıyorum kim bilir ne dedi orasıda onda kalsın... Tabi oraya geldiğimiz her günün sonunda böyle oldu... Ya Hira bana her akşam sana olan aşkımı anlatıyor di ben hiç böyle görmedim Mert'i. Okulda nerdeyse bin kız dolaşıyordu ama o gelip seni buldu. Ama bana dedikelrini sana diyemedi."
"Diyemez tabi... O gün bana aşık olduğun birisi varmı dedi. Bende var dedim onu anlatmaya başladım. Sonra kum bu dedi soru hakkı bende dedim bende aynısını ona sordum. Oda beni anlatmıştı... Kim diye sordum ipucu verdi. Çünkü ben ona umutlanmayı sevmem dedim. Eğer bir hayal kurarsan eninde sonunda onunla birlikte çöpe gideceğimi söyledim... Sözlemez olaydım. Tam bir aptalım aptal. Nasıl anlamadım. Offf birde üstüne üstün aşık olduğu kişiyi Dilara zannettim. Tamam biliyorum çok saçma ama- off..."
"Kendinde suç bulma. İkimizde suçsussunuz. İkinizde iyi niyetinizden kaybettiniz. O biliyorsun balo gecesi olanları o yüzden senin üstüne gelmek istemedi çünkü bir ihtimal seninde o duygularda olmama korkusuda vardı. Anladınmı şimdi her şeyi."
"Anladım anladım... Ne kadar kötü şeyler yaşamış. Ben hep mutlu bir hayatı var sanardım oysa ikimizde sevgi görmeden büyüyen çocuklarmışız..."
"Sahi Hira senin hikayen ne?"
"Onu Mert'e anlatıcam yanlış anlama sana güvenmediğimden değil ilk onun öğrenmesini isterim... Mert'in cenazesi ne zaman?"
"Yarın."
"Nasıl yani onu bulmuşlarmı?"
"Hayır maalesef sadece cenazesini yapıcaklar boş bir toprağa."
"O bunu haketmedi o bunu asla haketmedi. Nasıl bir anne baba bu ya..."dedim ve yanımızdaki ormana baktım... Dışardan çok güzel gözüküyor fakat biraz ileriye baktığımda arjalrındaki ağaçların kesildiğini gördüm... Mert ben sana niye daha dikkatli bakamadım neden?...
Seninle hayal bile kuramadım. O kadar kısa süre durdun hayatımda ama uzun süre duranlardan çok sevdim seni. Ama sen bunu bilemden gittin özür dilerim beni affet...
Bir süre öylece oturduktan sonra Burak bir şeyler sipariş etti. Onlar geldiğinde tam yemeğe başlıycakken yanıma 4 erkek gelip en başta olan düz siyah saçlı çocuk sinsi bir gülümsemeyle:
"Demek zaman bu kadarmış!"

