"Yıldızlar kaymazmış"
"Herkes güzel bir hayat dilemiştir ama dilekler yıldızlar kaymadığı sürece sadece hayallerde kalır."
Bir hikayenin başlangıcı her zaman dikkat çekmiştir ve merak uyandırmışdır ama benimki öyle değil, yani bence değil. Kolay ve basit bir hikaye değil ama herkesin göz yumabileceği kadar değersiz görülüyor. Doğrusunu söylemek gerekirse bende kendim ve bu hatalar üzerine kurulmuş hayatımdan pek bir şey anlamış değilim fakat yine de şu yaşıma gelene kadar yaşadığım her şeyi maddi bir dille anlatabilirim...
Bir eğlence merkezinde iş yemeği için toplanmış bir grup ve aralarında babam da var. Onların karşısında ise tümüyle bir hatayla donatılmış annem. Hikaye gayet tahmin edilebilir bitti, gecenin sonunda birlikte oldular ve ne kadar acınası bir durum ki sonuç olarak ben. Ne kadar da iğrenç bir durum...
Tabi bana o zamanlar kimse inanmadı yanlış olabileceğimi düşündüler-şaka gibi-.
Annem beni aldırmak istedi ama bunu yapamayacak kadar vicdanlıydı sanırım çünkü üstüne benim yüzünden evlendiler bile. E böylelikle de hikayem başlamış oldu ve iki hata birleşme sonucu binlerce hata peşinden hiçbir engele takılmadan geldi...
Daha yürüyemez konuşamaz kendi kenime yemek bile yiyemez iken bana vurmaya kendilerine olan kinlerini küçücük bir çocuktan almaya başladılar. Tam bir caniydiler ve hep devam ettiler ara bile vermediler.
Babamın işten gelmesi en büyük kabusum olurdu çünkü her geldiğinde farklı bir şeylere sinirlenip gelirdi ve o kadar korkak bir herifti ki işte ki adamlara ağzını bile açamıyordu.
Ama benim hep bir umudum vardı belki annemin yüreğine bir merhamet gelirde beni onun elinden alır diye hep yalvarıyordum ama o ise kedi elleriyle beni babamın önüne atınca her şeyin tekrar yaşanacağını biliyordum ama duygularımdan vazgeçemiyordum...
Bir süre sonra artık birbirlerine de vurmaya aşladılar ve bu seferde onları ayırmak istedim. Ah o küçük Hira gözlerinde bitmeyen o sonbahar, senin bir suçun yoktu ama sen bunu hep kendi suçun saydın. Çünkü sana buna inandırdılar.
O küçük elerimle onlara yalvardım ama ne fayda seyirci olmaktan başka bir şey yapamadım. Evet sadece seyirci kaldım ama bu filmi izlerken etkisinde çok kaldım. O etki benim vücumda yara kaldı ve o yaranın bir şifası yoktu ve olmayacaktı da...
Hepimiz çocuktuk ve eminim herkes karanlıktan korkmuştur bende öyle ve anneme giderdim -sanki bir çözüm vardı ya- o ise öfkeyle suratıma bakıp benim saçma ve boş işlerimle uğraşamayacağını söylerdi. Pes etmekten başka bir şey yapamazdım ve kendimce çözüm bulmaya çalıştım. Ve dedim ki madem beni kimse dinlemiyor siz dinleyin. Sadece o zamanlar çocuk aklımla kendime oynadığım bir oyundu bu. Ve öylede kalıcaktı...
O siyah gölgeler sadece bir insandı benim için kendimce konuşup onlarında bana cevap verdiğini sanırdım. Ama birisi gerçekten vermişti. Ona bir isim vermiştim hatta. Onun ismi Violets o artık benim tek dostumdu. Tabi aklım başıma gelene kadar...
Neredeyse her gün onunla konuşup eğlenirdim, uzun süre sonra beni mutlu eden tek şeydi çünkü.
Tabi şiddet azalsa da-en azından canımı yakmıyordu- hala devam ediyordu. Ta ki o güne kadar. Kaza yapmışlardı ve ikisininde durumu krıtikdi. İnanması güç a o gün ağlamıştım. Hastane koridorunda öylece oturup çıkmalarını bekliyordum ama ikisinin de bir anda kalpleri durmuştu ve ölüyorlardı. Çok korkmuştum ama doktorlar yetişmiş ve geri hayata getirmişlerdi. Şaka gibiydi ama artık benimle uğraşmıyorlardı çünkü yeni bir korkuları vardı. Ölümden delicesie korkuyorlardı etrafarında onlara zarar vericek ne tür şey varsa hepsini ortadan kaldırdılar ve o zamanlarda cok kısa bir süreliğine yazı yazmakla uğraştım. Onlar beni bu yüzden deli zannettikler. Boş yere demiyorum ya cahil insanlardı. Hatta bir ara karşılarına alıp ciddi ciddi konuştular ama pek umursamadım. Devam ettim çünkü bana iyi geliyordu, duygularımla başbaşa kalmamı sağlıyordu...
Duygularımla başbaşa kalınca aslında içimde nasıl bir nefret ve kinle yaşadığımı farkettim. Bu ev bu aile burada kalamazdım. Bir hayat vardı ve o burda değildi. Birgün tabi bununda zamanı gelmişti. Beni psikoloğa götürmeyi düşündüler ama benim planım farklıydı.
İçimdeki boşluğu doldurmak icin yaptığım her şeyi büyüyünce bırakmıştım çünkü o boşluğu ne boş bir hayali arkadaş nede bir kalem kağıt çözebilirdi. Bazen yapıcak bir şey olmadığını kabul etmemiz lazım. İşte ben o evredeyim ve aynı zamanda yüreğimde ki o boşluklada birlikteyim...
Hikaye iç açıcı olmasa da en az zararla böyle anlatabilirim bunu ve yarın beki de hayatımın yeni gününe merhaba derim bilmiyorum. Ne hissettiğimi şimdilik algılayamıyorum. Tek bildiğim artık 20 yaşında bir kız olduğum ve bu iğrenç hayattan hızlıca kurtulmam gerektiği...
Belki de hepsi kendimi eğitememiş olmamdır ya da şanssız olmamdır ama şansa inanmam için artık güzel şeylerin olması gerek ve bunun içinde bir adım atmam. Hayatta ne olursa olsun kendimizin de bir insan olduğunu bizim de bir canımız bizim de bir duygumuz olduğunu bilerek hareket etmemiz gerekiyor. İşte ilk adımda bu yoldan geçiyor...