Bugün hava masmaviydi ve günlerdir süren puslu hava dağılmıştı Yusuf daha çok küçüktü. Babası cephedeydi. Küçük yaşına rağmen evin bütün sorumluluğu onda idi. Savaştan dolayı insanlar perişandılar. Babalarını, kardeşlerini, kollarını, bacaklarını cephede kaybedenler çoktu. Yusuf bir an düşündü. Ne içindi bu savaş? Bu soruyu kendi cevapladı Yusuf. Ne için olacaktı din için Allah için, vatan için. Düşmanlar vatana saldırmışlardı. Yakıp yıkıyorlar, her türlü fenalığı yapıyorlardı. Yüreğinde bir sızı hissetti Yusuf. Küçüktü daha eli silah tutmuyordu. Ah bir büyüseydi o da asker olup cephede din için, Allah için vatan için çarpışacaktı. Hep bunun hayali vardı gözünün önünde. Üzüntülü bir şekilde içini çekti Yusuf. Bir an babası geldi gözünün önüne, "Yusuf'um yavrum yaşın bir hayli küçük ama sana vereceğim sorumluluk ise çok büyük. Yavrum, vatanımızı işgal eden düşmanlarla savaşmak, onları vatanımızdan kovmak için, dinimizi muhafaza için Allah rızası için cepheye gidiyorum. Yavrucum dedeni, nineni, anneni, kardeşlerini ve köy halkını önce Allah'a sonra sana emanet ediyorum" demişti. Eli silah tutan herkes cephede idi. Köyde sadece yaşlılar, kadınlar ve çocuklar vardı. Evet Yusuf'un yaşı küçüktü ama şuan köydeki en büyük çocuk kendisi idi. Daha on iki yaşlarında idi. Üzerindeki bu sorumluluk duygusu onu uyutmuyor, kalkıp sabah namazını kılıp, köyün yollarını geziyordu...Ilık ılık sabah rüzgârı esiyordu ufukta. Üşümüştü Yusuf. Üzerindeki eski ve yamalı montunu çekiştirdi. Ortalık daha karanlıktı. Birden önünde bir karartı fark etti. İnsana benzetince eliyle yokladı ve eli ıslandı. Önce eline neyin değdiğini anlayamayan Yusuf'un bir anda beyninde şimşekler çaktı. Yaralı dedi. Bütün kuvveti ile koşmaya başladı. Nefes nefese kalmıştı. İleri de camiden çıkan yaşlılar vardı. Onlara doğru koştu. Herkes sese yöneldi. Hava biraz aydınlanmıştı. Yusuf'u köyde tanımayan yoktu. Yusuf köyün girişinde yaralı var diye haykırdı. Moraller bozuldu. Kafalarında binbir düşünce ile köyün girişine yöneldiler. Evet yerde biri yatıyordu. Bu bir asker diye feryat etti Yusuf. Ahmet amca askeri yokladı. Yaşıyor yaşıyor diye bağırdı. Ömer dede Yusuf'a oğlum git ebe anayı getir. Acele et yavrum çok kan kaybetmiş dedi. Yusuf o kadar hızlı koşuyordu ki ayak sesleri yankılanıyordu. Kadınlar camlara çıkmış Yusuf'un arkasından bakıyorlardı. Bir tanesi sordu; "yavrum ne oldu?" Yaralı, yaralı bir asker var köyün girişinde dedi. Kulaktan kulağa yayıldı. Köyün girişi ana baba günüydü. Herkes merak içinde idi. Kimdi bu asker ve ne olmuştu... Askerin etrafı çevrilmişti. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Bir hıçkırık sesi geldi. Hacıların Gülnaz Hasan'ım diye feryat etti. Tanımıştı kuzusunu. Tam iki yıl olmuştu harbe gideli. Saçı sakalına karışmıştı Hasan'ın. Üstü başı kan içinde idi. Onbaşı Hasan'ı sarsmadan evine taşıdılar. Köyün ebesi Fadime nine her şeyden anlardı. Hasan'ın yarasını temizledi sardı, sarmaladı. Artık gerisi Allah'a kalmıştı. İnşâallah iyi olacaktı. Şifa Allah'tandı.
Bölüm 1
Vatan
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.