İçeriğe geç

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 32 · 3 dk okuma

HER ŞEY BİR KÂBUS

Bölüm 32

32. BÖLÜM - TIBBIN SINIRI

Çocuk servisinin eski, gıcırdayan yaylı yatağına Ellie’yi yavaşça yatıran Joel, bir an bile kızın başından ayrılmadı. Elini Ellie’nin alnına koymuş, onun düzenli ama hala hırpalanmış nefes alışlarını izliyordu. Tam o sırada kapı yavaşça tıklandı. Joel anında elini belindeki silaha götürerek kapıya döndü.

İçeri giren, Marlene ve arkasındaki beyaz önlüklü, kır saçlı adamdı. Bu, Abby’nin babası, Ateşböcekleri'nin başhekimi Jerry Anderson’dı. Jerry’nin elinde ne bir neşter ne de korkutucu bir tıbbi alet vardı; sadece bir stetoskop ve Ellie’nin durumunu not etmek için küçük bir pano tutuyordu. Yüzündeki sakin ve yapıcı ifade, koridorda barut fıçısı gibi bekleyen Joel’ı biraz olsun yatıştırdı.

"Yaklaşma," dedi Joel, sesi hala bir uyarı barındırsa da gardını hafifçe indirdi.

Jerry, yatağa birkaç adım mesafede durarak ellerini havaya kaldırdı. "Ben Doktor Jerry," dedi nazik bir ses tonuyla. "Marlene bana kızın büyük bir panik atak geçirdiğini söyledi. Endişelenme Joel, ona hiçbir şekilde zarar vermeyeceğim. Amacım onu hırpalamak değil, iyileştirmek."

Jerry, yavaş adımlarla Ellie’nin yanına gelip eğildi. Kızın nabzını kontrol etti, göz kapaklarına baktı ve derin bir nefes aldı. "Bedeninde fiziksel bir hasar yok. Nabzı yavaş yavaş normale dönüyor. Çok yoğun bir zihinsel yorgunluk ve travma tetiklenmesi yaşamış. Şu an ihtiyacı olan tek şey derin ve kesintisiz bir uyku. Ona hafif bir sakinleştirici ve vitamin takviyesi vereceğim, bu sayede hem zihni dinlenecek hem de bedeni toparlanacak."

Joel, Jerry’nin hareketlerini bir şahin gibi izliyordu. "Onun üzerinde ne yapmayı planlıyorsunuz? Marlene bana Boston'da bir aşıdan bahsetmişti."

Jerry, panosuna birkaç not alırken Joel’ın gözlerinin içine dürüstçe baktı. "Aşı bir günde ya da körü körüne yapılacak bir şey değil, Joel. Kimsenin canını yakmaya niyetimiz yok. Kızın dinlendiği bu süre zarfında, durumu anlamak için sadece birkaç basit test yapmak istiyorum. Zararsız, acısız testler... Birkaç röntgen çekeceğiz, beyin dalgalarını inceleyeceğiz ve kanındaki bağışıklık oranına bakacağız. Bu ufak testler sayesinde virüsün onun vücudunda nasıl evrildiğini anlayabilir ve ilaca giden yolu bulabiliriz. Ellie’yi ameliyat masasına yatırmak gibi bir niyetimiz yok, en azından tüm verileri görmeden böyle bir şeyi aklımdan bile geçirmem."

Bu sözler, Ellie’nin zihnindeki en büyük korkuyu bozacak cinstendi. İlk hayatında doktorlar Ellie’yi görür görmez öldürme kararı almıştı çünkü onun mutasyona uğramış mantarını tamamen çıkarmak istiyorlardı. Ama bu kez, Ellie’nin hastaneye sapasağlam gelmesi, Joel’ın içeride kimseyi öldürmeyip barışçıl bir şekilde sızması ve Ellie’nin geçirdiği o büyük kriz, Jerry’yi çok daha temkinli ve insani bir yola itmişti. Tıp dünyası, bir çocuğu kurban etmek yerine önce onu incelemeyi, anlamayı seçmişti.

"Sadece röntgen ve kan testi," dedi Joel, şartını koyarak. "Ben de her saniye yanında olacağım."

"Kabul," dedi Jerry gülümseyerek. "O bizim tek umudumuz Joel. Onu korumak benim de görevim."

Jerry, Ellie’nin koluna küçük bir serum bağlayıp sakinleştiriciyi verdikten sonra odadan ayrıldı. Ellie, ilacın etkisiyle derin ve huzurlu bir uykuya daldığında, yüzündeki o gergin çizgiler yavaşça silindi. Kaçtığı o korkunç anılar, sakinleşen zihninin derinliklerinde sessizliğe gömüldü.

Joel, Ellie’yi yatağa rahatça yatağa yattığından emin olduktan sonra cam kenarındaki sandalyeye oturdu. Gözleri pencereden sızan bahar güneşindeydi. Hikaye, Ellie’nin tahmin bile edemeyeceği kadar güvenli bir yöne kayıyordu. Ne neşterler çekilmişti ne de silahlar. Tünellerden akan o temiz strateji, en büyük düşmanlarının bile içindeki insanlığı uyandırmayı başarmıştı. Ellie uyandığında, ameliyat masasını değil, sadece bir röntgen cihazını karşısında bulacaktı ya da basir bir hastane odasında.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.