"Gidene mi zor kalana mı?"
Attım başlığımı ve düşüncelerimi anlatamadığım için yazmaya koyuldum.
" Bence kalana. Çünkü gidenin sığınacak bir limanı, içerisine girecek bir evi vardır. Kalan ortada bir başına kalmıştır, hâlbuki kalan da bilirdi gitmeyi, terk etmeyi lakin gideni bir ev yapmıştı, koca şehri adamıştı ona. Bu kadar kolay mıydı gitmek ? Basit miydi bu kadar, koca şehri yıkmak, bir evin camlarını indirip, kapısını kapatıp, kolayca vazgeçmek? Bütün yükü bir omuza bırakmak? Şehri alt-üst etmek?
Kalan gene severdi kendi içinde duygularını büyütürdü elbette. Biliyordu aslın da giden geri gelse o gülüşü için tekrar şehri inşaa edeceğini, yapardı çünkü seviyordu. Üzüldüğü nokta ise yüreğine sığdıramadığı insanların, kendisini bir vedaya sığdıramamasıydı.Artık için de oluşan kelebekler ona heyecan değil acı veriyordu.Susuyordu, çünkü ne bağırmak nede konuşmak onun şuan ki bulunduğu durumu anlatmazdı. Kelimeler ifadesiz geliyordu yaşadığı şeyler büyüktü evet kendine göre ama bir başkasına anlatamayacak kadar küçükdü, hissedemiyordu artık. Kendi için de kötülemeye başladı onu, nefret ettirmeye çalıştı kendine ama nafile.
Peki neden?
Aşk mıydı bu, yoksa sevgi yada hoşlantı ? Hiç biri değildi aslında, sevgisi Aşk denen illet şeye sığmazdı, hoşlantı kadar basit olmaz dı, olmamalıydı. Gece uyuyamamasının nedeni acı dan değil sol yanın daki o güzel hissi hissetmekten olmalıydı. Başkasıyla olan gülüşünü, onunla olan ağlamalarından daha güzel olmamalıydı, öyle di evet ama artık o yoktu. Belki de hayallerini yanlış bir insan ile kurmuştu.Bilmiyordu, ve bu bilinmezlik yoruyordu artık onu. Her sabah güneşle beraber doğuyordu ve başlıyor du mesaisi, dalıyordu düşüncelere ama tek sorunu bu düşüncelerden çıkamamasıydı.
Yanlış hamleyi yapan kim di ?
Ya da yanlış kişi mi var da bu oyun da?
Peki kim di ?
Belki de suç kendisindey di...
Vazgeçmeliydi gözlerinin aşkla bakmadığını fark ettiğin de.
Vazgeçmeliydi yüreğiyle değil, gözleriyle gördüğünü fark ettiği zaman.
Vazgeçmeliydi her derdini bir gülümsemesiyle yok edecek o muazzam gülümsemeyi ona sunmadığın da.
Vazgeçmeliydi bu ilişki de sadece kendi mutluluğu için durduğunu fark ettiğinde.
Vazgeçmeliydi yalan söylediğini fark ettiğin de.
Vazgeçmeliydi ona baktığın da farklı bir kişilik gördüğünde.
Vazgeçmeliydi sevgisini ona tam hissettiremediğin de.
Ama vazgeçmedi işte. Sevgisi bu kadar basit değil di.
Ama baktığın da vazgeçmek için nedenler bulabildiğini fark ettiğin de yanii şimdi anladığında vazgeçti...
Kalana zor çünkü, demişti ona ' sen benim herşeyimsin, gidersen elimde hiç bir şey kalmaz' evet demişti bunu ama o bile bile farklı kalplerin için de kendisine yer edinmeye gitmişi.
Telefonun ekran kilidini kapattıkdan sonra derin bir nefes aldım. Ardından kulaklığımı çıkartıp etrafa göz gezdirim. Saat 14.15'di ve derse girmeyi akıl edememiştim bu kafayla.
Açıkçası işime de geliyordu bu durum, şuan için matematik dersine girmek en son hatta hiç istemeyeceğim şeylerden biriydi.
Belki de eve gitmeliyim, yada şu durumdan çıkıp derslerime odaklanmalıydım, bilmiyorum ve bu bilinmezlik beni yormaya başlamıştı artık.
En iyisi bir an önce kafamı toplamaktı, yoksa ben bu sekil de hiç bir şey kazanamayacaktım.
Eve gitmek adına durağa geçtikten hemen sonra herhangi bir şarkı açtım ve kendimi müziğe bıraktım sadece sözlerine odaklanmak istemiştim, ama müziğin kulağıma gelmesiyle geçmişte biraz yolculuk yaptım, hatırası vardı şarkının, anlamı vardı benim için ve bu durum gözlerimin dolmasına neden olmuştu.
İnsan için müzik dinlerken düşüncelere dalıp gitmek zordu çünkü bir çıkışı yoktu.
Eğer bir insan hiç bir şeyim yok demesine rağmen 3 dakikalık bir şarkı da dalıp gidiyorsa yüreğinde tüten ve sönmek bilmeyen bir yangını vardır, kimine göre küçük kimine göre büyük.
2. Şarkının sonuna doğru otobüsü görmemle birlikte kulaklığı kulağımdan çıkarttım ve otobüsün durması için elimi kaldırdım.
Sanırım geç gördü beni ve ilerde durdu, buna sinirlenmeden edemedim ve sitem cümlelerini ardı ardına sıraladım. Daha sonrasında bir kaç adımın ardın dan kartı okutup otobüse girmeyi başardım.
Şöyle bir göz gezdirdikten sonra oturacak bir yer olmayışından azıcık hüzünlenip telefonumu tekrardan çıkarttım ve bir kaç satır yazmak için not defterine girdim.
Şarkılar başkaydı, müzikler ve kitaplar bizim suskunluğumuzu dile ve en anlaşır hâle getiren güzel şeydi.
"Yuh ! Yavaş ama abicim kaç tane insan var burda"
Telefonumun elinden düşmesine neden olan şoför bey amca öyle bir basmıştı ki frene herkes bir yere savrulmuştu.
Ben bir kaç kişiye, bir kaç kişi de bana çarpmıştı bu yüzden sevmiyordum otobüsü, ama diğer yönleri farklıydı insanların hayat hikayeleri vardı bir camda dalıp gidilen, gerçekleşmesi mümkün olmadığı halde kurulan hayaller bir tarafta kendini sorgulayan insanlar, bir yandan dinlenen müziklerin bir yandan da suskunluğun konuşması vardı otobüslerde. Bu yönüyle güzeldi otobüsler.
"Yok yanii amacı neydi kullanamıyorsan bırak şu işi ya tövbe tövbe."
" Şimdi telefon nerde Allah bilir ya."
Sinirle gözlerimi etrafa göz gezdirirken bir yandan da sesli bir şekilde ofluyordum inşallah da duyuyordur şoför. Çünkü hak ediyordu.
İyice yere bakmama rağmen hâlâ lanet telefon gözüme gözükmüyordu sinirle telefonu gören var mı diye bağırdım.
Ama çıt yok tabii, sinir oluyordum bu tip insanlara.
Her neyse İnşallah kimse üstüne basmamıştır ya yoksa ben biterdim vallahi. Telaş yapmıştım.
Bir yandan da herkesin savrulup sitem cümleleri kurmaları ve itmeleri beni buna daha çok itiyorudu ve sinirlendiriyordu.
Çünkü en değerli şeyim telefonumdu, telefonumun içinde barındırdığı güzel şeylerdi.
Omzuma değen bir elle irkilerek arkamı döndüm.
Bir çocuk bana telefonumu uzatıyor du.
Hayret vallaha insanların iyilik yapacağı tuttu.
Nazikçe teşekkür ederek telefonumu hızla çektim sanki çocuk telefonu benden zorla almış gibi. Ardından kontrol etmeye başladım, önünü arkasını üstünü altını evirip çevirip baktıktan sonra bir hasar görmememle derin bir oh çektim. Valla bir şey olsaydı hesabı bana fazlaca sorulurdu.
Sakince telefonumu çantama yavaş bir şekilde koyduktan sonra etrafıma bakındım. Bir dakika ya teşekkür ettiğim çocuk bana rica ederim dememişti.
yok yanii insan edep de mi öğrenmez terbiyesiz çıktı ha bu oğlan.
Ah deniz acaba sen çocuktan telefonu kabaca çekip direkt önüne döndüğün için olabilir mi acaba?
Hayır olamazdı iç ses.
Arkama dönüp çocuğa bakmaya çalıştım ama sağ olsun yanımdaki kız buna biraz engel oluyordu. En sonunda kafamı tamamıyla çocuğa çevirdigimde çocuğun kısık bir sesle müzik dinlediğini fark ettim. Evet kulağında kulaklık yoktu, telefonun höparlör bölgesini kulağına doğru eğmiş ve gözlerini kapatmıştı.
Açıkçası insanları merak etme gibi bir huyum yoktu çünkü hepsi aynıydı, insanoğlunun farkı da buydu, birbirine benzemesi.
Bir tık daha çocuğa yaklaşıp müziği duyma hissine
kapıldım nedense fazlaca merak etmiştim. Merak iyi değildi bazen, öğrenmememiz gereken şeylerin çoğunu meraktan öğreniyoruz ve bazı şeyler merakımızı gidermek yerine bize acı veriyordu, hiç öğrenmemeyi dilemek istiyorduk hâlbuki iş işten geçmişti yanlışlar göz ardı edilmek istense bile er yada geç doğrular birikiyor bir yerde ve bir gün patlatıyor işte o patlama sadece bize acı veriyor, bizi yakıyor.
Kulağımı iyice müziği duymaya odakladım, ancak başarabilmiştim şarkıyı duyabilmeyi, lakin ben bilmiyordum bu şarkıyı ama fon sesi gerçekten güzeldi.
Bir sözünü yakalayıp hemen not defterime kaydetmek istedim. Telefonumu çıkarır çıkarmaz şarkının kulağıma gelen ilk cümlesini yazdım.
"Her pişmanlığın nedeni ben olmuşum."