İnsan bazen susar ve sustukça kendisiyle baş başa kalır.Hayat insanı yorar,kırar ve bazende yapmaması gereken şeyleri yaparken buldurur kendini, bende tamda o anlardan birindeydim…
Önümde duran bina, içimdeki sessizliği daha da büyüttü. Kırmızı Bar. İsmini herkes biliyordu ama kimse onun hakkında aynı şeyi söylemiyordu. Sanki herkesin içinde başka bir versiyonu vardı bu yerin.Bütün lise öğrencilerin dilindeydi ama kimse yüksek sesle konuşmazdı bu bar hakkında zaten göt korkusundan kolay kolay giremezdi bu bara kimse.
Kırmızı Bar’ın tam karşısında dururken gözümü yavaşça yere indirdim ve omzuma gelen sert bir çarpma hissiyatıyla kafamı kaldırdım sarhoş olduğu her halinden belli olan oğlan bara can havliyle kendini atmıştı bana çarptığını fark etmemişti bile galiba.Kafamı diğer yana çevirince şehrin ortasında her yerden görünen o heybetli saat kulesine baktım saat gece üç buçuğu gösteriyordu babam bu saatlerde uyanır ve gece atıştırmasına çıkardı yakalanmadan eve geçmem lazımdı zaten hangi akılla evden kaçmıştım ki ama barada girmem lazımdı işimi şansa bırakamazdım arkamı döndüm ve hızlı adımlarla ara sokaktan çıktım adımlarımı hızlandırdım ana yola çıkarken bir miyavlama sesi duydum o ses durmam için yetti yanımdaki ara sokağa baktım karanlıktan hiçbir şey görünmüyordu ama orda bir kedi olduğu aşikardı ara sokağa girdim telefonumu şortumun arka cebinden çıkarttım ve flaşımı yaktığımda yerde kanlar içinde yatan oğlanı gördüm sonra diğer tarafa kafamı çevirdim ve başındaki yavru kediyi fark ettim hemen yere eğildim ve oğlanın karnından akan kanla karnının yaralı olduğunu anladım üstündeki atleti yukarı çektim kırılmış bira şişesinin camı hala orda duruyordu cama dokundum ve baygın olduğunu düşündüğüm oğlan gözlerini açtı “Dokunma” dedi.Anlık sesle irkildim ve elimi hemen çektim hiçbir şey söylemedim oğlan zar zor “Beni bara götür” dedi emir veren bir tonla kaşlarım hafif çatıldı bu ses tonuna ama acı çektiğini düşünürsek normaldi oğlanın kolunu tuttum ve tüm gücümle kaldırdım sürüklememekte dikkat ederek tutabildiğim kadar ayakta tuttum ve yavaş ama hızlı olmaya çalışan adımlarla tekrar Kırmızı Bar’ın önündeydim.Derin bir nefes aldım ve içeri daldım o an içerideki yoğun alkol ve sigara kokusunu aldım adım atacak yer bırakmayan insanların arasından geçmeye hazırlanırken oğlan aşağı kata dedi,yandaki merdivene baktı güçlükle o yöne yöneldim merdivenden dikkatlice inmeye başladım yaraya baskı yapmamaya dikkat ederek belinden daha sıkı tuttum oğlan yandaki kapıyı işaret etti kapıyı açtım ve eski bir masada oturan yaşlı bir adamla göz göze geldim adam taşıdığım oğlana bakınca endişeyle yanına geldi ve “Atlas” dedi yüksek bir ses tonuyla sonra yaşlı adam bana baktı ve “Teşekkür ederiz,çıkabilirsin sen” dedi gözümün içine bakarak.İlk başta itiraz edecektim ama eve gitmem gerektiği aklıma gelince odadan hızlıca çıktım.
Tekrar o iğrenç kokunun içine döndüğümde olabildiğince kimseyle temasta bulunmadan bardan kendimi dışarı attım kafamı yukarı kaldırdım ve saat kulesinin dördü gösterdiğini görünce yarınım yokmuşçasına koşmaya başladım eve doğru düzensiz nefeslerle koşuyordum ne ara evin önünde olduğumu anlayamamıştım bile arka bahçeye doğru gittim sessizce ve odamın camına dayalı olan merdivenlere daha çok sessiz olmayı hedefleyerek tırmanmaya başladım en tepeye çıktığımda dizimi cama yasladım ve merdiven dengesini kaybedip yere düştü o an iki elimle son gücümle camın kenarından tutundum ve kısık sesle “Siktir” dedim.Sol ayağımı evin duvarına yasladım ve kendimi yukarı ittirdim pencereden zar zor odama girdim,yerden kalkıp pencereyi kapattım ve direk yatağıma yattığımda aklıma ilk gelen şey bardaki oğlan oldu acaba şuan nasıldı…
* * *
Babam odamda büyük bir gürültü ile “Lara okula geç kalacaksın!” diyerek bana sesleniyordu.Kafamı yastığın altından çıkarttım ve elimle savuşturdum yaklaşık iki dakika sonra babam odamdan kapıyı sert bir şekilde kapatarak çıktı.
* * *
Gözüm yarı açık yarı kapalı bir halde arabadan indim okulun geniş bahçe kapısından içeri girdim ve tam karşımda siması aşırı tanıdık olan bir oğlan duruyordu fazla incelemeden okulun içine girdim,ilk dört ders felsefeydi o yüzden bütün gece aksiyondan alamadığım uykumu aldım.
Başımda kıkırdayarak beni uyandırmaya çalışan sıla duruyordu en sonunda pes ederek kafamı sıradan kaldırdım sıla komik bir gülümsemeyle “Öğle yemeği”dedi bende minik bir tebessümle “bahçeye inelim” dedim.Sınıftan çıktık,koridorda sersem adımlarla yürürken erkek soyunma odasından gelen kahkahalarla kafamı oraya çevirdim kapı sonuna kadar aralıktı ve kapının dibinde hafif yana dönük karnında sargı olan bir oğlan duruyordu aşırı tanıdık bir simaydı ama hatırlayamadım sıla kolunu dürttü ve o an düşüncelerden uzaklaştım ve sılaya döndüm “noldu aşkım? bugün biraz dalgın gibisin” dedi.Sılaya gülümseyerek “Akşam eve geçince anlatırım” dedim.
* * *
Öğle yemeği bittiğinde Sıla sınıfa çıktı. Ben ise hâlâ bahçede, etrafımdaki insanları izliyordum.
Sıla’ya son günlerde soğuk davranmak canımı yakıyordu. O benim en yakın arkadaşımdı… hatta kardeşim gibiydi.
Annem öldüğünden beri içimde garip bir sessizlik vardı. Sanki içime kapanmış, dünyayla arama görünmez bir duvar çekmişim gibi. Annem olmadan yaşamak, ona ihanet ediyormuşum hissi veriyordu.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Hayatı sorgulamak ve gökyüzünü izlemek dışında bir işlevim yokmuş gibi hissediyordum.
Sahi… ben neden Kırmızı Bar’a gitmiştim ki?