"Aslı'm." sesiyle kapıya döndüğümde 5 yıldır görüşmediğim halamla karşılaştım. Yüzünde bir gülümsemeyle yanıma yaklaşıp kandan yapış yapış olmuş saçlarımı okşadı. Nedense halamın dokunmasıyla içime bir ürperti dolmuştu.
Bana yaklaşıp yanımdaki koltukta oturan Mert'e onaylamayan bakışlar atarak onu koltuktan kaldırdı ve onun yerine oturdu. "Bak kızım beni bilirsin lafı dolandırmayı sevmem. Eğer annenle babana bir şey olursa seni yanıma alırım ama onlardan şikayetçi olursan kapımdan içeri adımını dahi atamazsın. Benim evimde hayırsız evlata yer yok." dedi. Mert bana doğru bir adım attığında sorun yok dercesine gözümü kırptım ve zar zor çıkan sesimle "Susarsam ölürüm." dedim. "Neyini eksik ettiler kızım yediğin önünde." derken cümlesini tamamlamasına izin vermeyip "Bilemezsin." dedim. Tam o sırada içeriye polislerin girmesiyle hepsi dışarı çıktı..
40-45 yaşlarında olan polis az önce halamın oturduğu yere oturdu ve nasıl olduğumu sordu. Daha sonra benden olayı anlatmamı istedi ve bende en başından yani doğduğum günden anlatmaya başladım:
"Annem bana hamile kaldığında benim cinsiyetimi erkek sanıyorlarmış ve bu yüzden eve tatlı bir telaş hakimmiş. Cinsiyetimin kız olduğu doğduğumda ortaya çıkmış. İkisi de beni istememiş. Hatta kimse beni istememiş ki. Her neyse doğduğumda babaannem bana acımış da bir yere bırakmamışlar. Ama keşke bıraksalardı. Hayatı zindan ettiler bana. Her gün dayak yedim, aç bıraktıkları zamanlar oldu, eve kitledikleri zamanlar oldu. Annem beni bir çocukla konuşurken görmüş o yüzden okuldan aldılar. Halimi görüyorsunuz. Vücudumda yanıklar var olaydan 1 gün önce gece 2'de bir sürü kimyasallar ve kaynar suyla yıkadı beni. Soluduğum gazlar yüzünden bayılmışım ve beni küvette bırakıp gitmiş. Sabah kalktığımda kimse yoktu evde. Sonra da işte bu olaylar oldu. Elimdekilerle yetinmediğim gerekçesiyle göbeğime bıçak yasladı ve aşık olduğum için de kafamı mermere vurarak beni öldürmeye çalıştı. Hem annemden hem de babamdan şikayetçiyim."
o son cümleyi kurduğumda odadan içeriye halam daldı. "Senin gibi evlat olmaz olsun. Seni sevmemekte haklılarmış keşke doğmasaydın." diye bağırmaya başladı.
Polisler kollarından tutarak zorla dışarı çıkardılar ama hâlâ halamın sesi beynimde dönüp duruyordu..
Sokakta mı kalacaktım?
Etrafımdaki sesleri algılamaya çalışırken köprüde gördüğüm küçüklüğümü gördüm odanın ortasında. Gülümseyerek uzun uzun baktı ve "Pes etme." diyerek gözden kayboldu. O an tüm vücudumun titrediğini ve kaskatı kesildiğini hissettim. Koluma giren iğne ile yavaş yavaş kaslarım açıldı ve bir uykuya daldım.
Bu sefer küçüklüğüm yoktu sadece ben vardım. Bir uçurum başında bembeyaz elbisemle ben. Sadece dalga seslerini dinliyordum. Huzurlu saatlerin ardından saçımdan dolaşan bir elle gözlerimi araladım ve bir çift kahve gözle karşılaştım.
Huzur dalga sesi değil gözlerinde, teninde, kokusunda gizliydi...
10 gün boyunca hastanede kaldım. Mert bir an olsun beni yalnız bırakmamıştı. Ve o uzun 10 günün ardından artık eve gidebileceğimi söylediler. İstediğim zaman çıkabilecekmişim hastaneden. Sanki gidecek yerim varmış gibi..
Ben kara kara düşünürken odayı tanıdık bir ses doldurdu..

