Bu kitaptaki en eski yazılardan biri.
2021 ya da 2022 yılında yazdım. Yazarlık adına ilk kez bir şeyi başardığımı hissettiğim metin de buydu. Bugün dönüp baktığımda eksik bulduğum yerler var elbette, fakat yine de benim için ayrı bir anlam taşıyor.
Çünkü bu yazı, kaybolmuş hissetmekten çok uyanmayı anlatıyor.
Diğer metinlerde sık sık kırgınlıklarıma, yalnızlığıma ve içimde birikenlere rastlayacaksınız. Bu yazı ise onların arasında küçük bir dönüm noktası gibi duruyor. İlk kez kendime soru sormaya başladığım, ilk kez gerçekten görmek istediğim zamanlardan bir hatıra.
Belki bu yüzden kitabın başında yer alıyor.
Henüz kendime varamamış olsam da, sanırım kendimi aramaya ilk kez burada başlamıştım.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Sabahın saat beşi.
İçindeki huzursuzlukla açtı gözlerini. Sebebini bilmiyordu. Ne kadar sorgulasa da cevapları bulamıyordu. Biraz daha kurcalasa belki çıkacaktı ortaya ama buna hazır hissetmiyordu kendini.
Gözü, yatmadan önce yarısını içip kenara bıraktığı kahve fincanına ilişti.
Acaba fincanın yarım kalmışlığı mıydı onu huzursuz eden? Acaba fincan, yarım kalmış olduğunu biliyor muydu?
Bunu düşünürken tekrar kapattı gözlerini.
Hayatı böyleydi; sürekli bir şeylerden kaçmakla geçiyordu. Sorgulamıyor, düşünmüyordu. Belki fincan bile farkındaydı yarım kalmışlığının. Belki fincan bile kendini sorguluyordu.
Alarmı çaldığında yatağından kalkmak istemedi. Onu bekleyenlerin olduğu fakat bunun zerre umurunda olmadığı bir gün daha başlamıştı işte.
Zoraki bir şekilde kalktı.
Sabahın ilk saatlerinde hissettiği huzursuzluk hâlâ zihnindeydi. Bu sefer uyanışı farklıydı. Kahvesini hazırlarken bile sorguladı kendini.
Neden bu kadar fazla kahve koyuyordu mesela?
Neden içerken zevk aldığı kahve, bittiğinde ağzında acı bir tat bırakıyordu?
Sorularını bu kez kendi benliğine yöneltti.
Kendini tanımıyordu ki kahvenin acı tadını sorgulasın.
Aslında kimdi?
En basitinden, ne tür müziklerden hoşlanırdı?
Peki asıl mühim olan; benliği bu farkındalığa sahip miydi?
Olan biteni görüyordu ama gerçekten görüyor muydu?
Ah… Her şey, tavuk kümesinin etrafında dolaşan bir tilki gibi dönüp duruyordu zihninde.
Şimdilik bunları bir kenara bırakmaya karar verdi. Bir an önce kahvesini içip evden çıkması gerekiyordu.
Dışarıya adım attığında onu karşılayan güneşle selamlaştı. İçindeki huzursuzluğun bir nebze olsun azaldığını hissetti.
Sorular yeniden başladı.
Bunun sebebi ne olabilirdi?
Aydınlığa kavuştuğunda bu his bir daha uğramayacak mıydı ona?
Yürürken düşünceleri ona eşlik ediyordu.
Her kimse, o kişi olmak istiyor muydu?
Asla.
Vakit değişim vaktiydi.
Vakit yeniden doğma vaktiydi.
Bunca zamandır bakıp da göremediği şeylere daha dikkatli bakmaya başladı. Zihnini aydınlığa kavuşturmak istiyordu. Yaşadığı toplumu keşfetmek, en çok da kendi öz benliğinin farkına varmak istiyordu.
Gözlerini açtı.
Artık boş gözlerle değil, bilinçlenmiş bir şekilde izleyecekti dünyayı.
