Sessizliğe yemin etmiş geceyi dolduran gök gürültüsü yağmurun habercisiydi. Genç adam dudakları alayla kıvrıldı.
Bembeyaz teni, açık kahverengi dalgalı saçları ve mavi gözleri ile prens gibi duruyordu.
"Ne kasvetli gece değil mi tatlım?"
Cevap alamaması onu sinirlendirmişti. Dudakları arasındaki zehri çatıdan aşağı bıraktı. Elindeki tabancayla bir kez daha ateş etti arkasındaki zeminde kanlar içinde yatan sarışın adama.
Buna rağmen herhangi bir tepki alamadı. "Neden sadece ben konuşuyorum Zafer? Söylesene ne kadar devam edecek bu suskunluk oyunun?"
Döndü ona doğru. Küçük adımlarla önünde durdu onun. Kanlar içindeki soluk beyaz teni ve donuk bakışları ona olanları hatırlattı.
Doğru ya onu iki saat önce öldürmüştü!
Güldü.
"Yazık sana! Karşılık bile vermiyorsun." Ona alayla bakıp kahkaha attı. Sesini yükseltti ve "Sen işte bu kadarr acizsin Zaferr!" dedi r'leri baskılayarak.
"Sonunda bozgun oldun ha." Sesi biraz öncesine göre daha bıkkın ve bitkindi.
Üstüne oturup ona nefretle yumruklarını savurdu. Dudağını dişleyip gözünü kapadı. Gözlerinden istemsizce akan yaşlar genç adamı daha çok öfkelendirmişti.
Yaparken zevk almıştı.
En büyük düşmanını öldürmüştü ne de olsa fakat içindeki kabullenemediği hüzün onu sinirlendiriyordu.
Başını onun boynuna yasladı. Kendininkine zıt olarak soğuk ve sert bedene sığındı.
Pişman mıydı? Hayır. Hayatını mahveden bu adamı öldürmek onun en büyük zaferiydi.
İçeriden gelen sesler merdivenden hızlıca birilerinin çıktığını gösteriyordu. Hızla açılan kapı duvara savrulup gürültülü bir ses çıkarttı.
Sırıttı.
"Sakın. Sakın. Sakın bana ona zarar verdiğini söyleme!" dedi.
Buna cevap vermedi. Her şey açıktı.
Kız hızlı adımlarla onların yanına gitti ve sertçe kenara itti onu.
Sevdiği adam bu hayata katlanmak için tek sebebi olan biricik arkadaşı kanlar içinde yatıyordu.
Nefretle baktı karşısındaki boş boş etrafa bakıp sırıtan adama. Sertçe yumruk attı onun suratına. "Senden... Senden nefret ediyorum Enes! Senin kadar iğrenç biri hayatımda görmedim." Gözlerinden akan yaşlar, ona doğru savurduğu yumruklar.
Farkında değildi ne yaptığının. Yere çöküp biricik aşkına yaslandı.
Genç adam güldü.
Başını yana eğip sırıtarak izledi önündeki manzarayı. Bugünü hep hayal etmişti. İstediğini yapmıştı artık.
İstediği zaferi almıştı.
Cebindeki paketten son sigara dalını çıkarttı. Zehri dudaklarının arasına yerleştirip yaktı.
Başlayan yağmur ile dudakları kıvrıldı. Korkuluğun üstüne çıkıp gözlerini kapattı ve toprak kokusunu içine çekti. "Ölüm gibi kokuyor değil mi tatlım!" dudaklarından minik bir kıkırtı çıktı.Sessizce mırıldandı aklına gelen o şarkıyı Enes.
Kızın kendini toparlaması lazımdı. Karşısındaki melek yüzlü şeytanın artık farkındaydı. Biliyordu ama bir şeyler için geçti. Yerden destek alıp kalktı.
"Keşke seni hiç tanışmasaydık. Senden nefret ediyorum Enes. Bu dünyayı sana dar edeceğim."
Genç adam ile başını hafif yana çevirip ona baktı alayla. " Ya öyle mi?" Güldü. Dudaklarını ıslatıp baktı gözlerinin içine genç kızın. "Arkadaşlığımızın 15. Yıl dönümü kutlu olsun tatlım! Sana da çok güzel bir hediye hazırladım. İlki önünde gördüğün gibi."
Donuk bakışları ile yapmacık bir şekilde gülümsedi. Sigarasını son kez içine çekti. "Ama ben iddia ediyorum ki hediyeyi çok seveceğinden eminim! Cehennemde görüşürüz tatlım!" dedi kendini aşağı bırakmadan önce.
"Enes!' dedi kız gözlerini kocaman açıp.
Acı.
Yerle temas eden cesedin çıkarttığı boş sokakları doldurdu. Vücudun verdiği anlık acı yüzünden canı yanıyordu.
Son demleriydi.
Yüzündeki yapmacık gülüş silindi. Gözünden akan bir damla yaş yanağından süzüldü.
Onun için zaman durdu. Gözleri karardı, görüşü bulanıklaştı.
Ve kötü kurt öldü.
~
Sıcak.
Cehennem dedikleri yer bu kadar sıcak mıydı? Enes yanıyordu, dudaklarından kısık bir sesle küfür mırıldandı.
Gözlerini araladığında gerçekten de ateşler içinde olduğunu fark etti. "Yüce tanrım! Elinden gelen bu mu gerçekten" dedi kahkahasını bastıramayarak.
"Yardım edin lütfen!" diye yükselen ağlamaklı bir kız sesi duyunca sırıttı. "Tek günahkâr ben değilim en azından." Sesli düşünmeden edemedi.
"Eneeees! Lütfen kendine ol. Lütfen!"
Kulağına tanıdık gelen boğuk ses ile gülüşü silindi suratından. Aklına gelen tanıdık sahne ile duraksadı.
Burası cehennem değildi.
Her şeyin miladıydı.
"Ben nasıl yaşıyorum amına koyayım." Kahkaha attı tekrardan. "15 yıl öncesi."
Kendine hızla yaklaşan ayak seslerinin sahibini tanıyordu. Geçmişteki yaşamında her ne kadar ondan nefret etse de onun çoğu kez hayatını kurtarmıştı.
"Kendinde misin?" Genç adam duman yüzünden gözlerini kıstı.
Zafer. Sarı saçları ve koyu yeşil gözleri ile karşısındaydı. Yakışıklıydı.
Enes ona baktı. Dumandan dolayı öksürmeden edemedi.
"Güzel. İtfaiye henüz gelmedi sen ben kurtaracağım. Uslu dursan kâfi."
Enes'in cevap vermesini beklemeden alevlere rağmen seri adımlarla ona doğru yürüdü. Nazikçe genç adamı kucağına aldı. Koşarak çıkışa ilerledi
Tavandan düşen tahtaya kendini siper etti genç adam amacı Enes'i korumaktı. Tahta yüzüne doğru düştü. Zafer buna karşılık olarak acıyla inledi ve tahtayı yere itti.
Enes'in dudakları kıvrıldı. Başını onun boynuna doğru gömdü ona sarılıp. Onun acı çekmesi onu mutlu etmişti.
Zorlu birkaç dakikanın ardından kendini onun ile birlikte dışarı attı. Enes'i nazikçe yere koydu. Öksürdü. Dumandan kızarmış yeşil gözlerini ona dikti. "Sen iyi misin?"
Enes yere baktı. Sahte bir üzüntüyle başını salladı. "Teşekkür ederim... Siz olmasanız ne yapardım." dedi.
Onun başını okşadı.
Yaralanmış yanağına aldırmadan Enes ile ilgileniyordu.
Ağlayan kadın koşarak yanına gitti Enes'in ve sarıldı. "Ah canım! Beni ne kadar korkuttun biliyor musun? Kuzenlerin ve sana bir şey olsa ben ne yapardım!" dedi kadın endişeli bir biçimde.
Yapmacık. Hayatı boyunca bu kadını hiç sevmemişti. Aptal yengesi. Ailesi öldükten sonra amcasında kalmaktan başka bir çare sunmamıştı o zamanlar hayat ona.
"Onları çıkartacak vaktin varmış ne de olsa." dedi ona bakıp. "İlahi Enes! Sanki seni ölüme terk ettim gibi konuşuyorsun." dedi kadın yapmacık bir şekilde.
Geçmiş yaşamında onun güzel bir ölüm tatmasını sağlamıştı fakat elinde olsa onu şimdi öldürürdü. Kadın geri çekildi. Cebinden çıkarttığı parayı onun eline tutuşturdu.
Enes hatırladığı sahneyle dişini sıktı.
"Enes ben şimdi annemin evine gideceğim çocuklarla." Etrafa bakınıp çekti yakasından kendine onu. Sesini alçalttı. " Senin gibi pasaklıyı eve alacak değiliz. Amcan da şehir dışında malum. Nerede kalırsan kal. Eğer ki amcana bir şeylerden bahsedersen. Ben de konuşurum bilmiş ol."
Onu yere itti ve kalktı. İki kızının elinden tutup yürüdü.
Sırıttı.
Bu hallerini aciz bulmuştu. Her ne kadar aklı 31 yaşındaki hali olsa da bedeni henüz çocuktu.
"Çocuk." Ona doğru uzanan eli buldu gözleri. "Gel benle." Eskiyi tekrardan yaşamak onu sinir ediyordu. Nazikçe tuttu onun elini.
"Ben.. teşekkür ederim." Dudaklarını birbirine bastırdı. Dışarıdan acınacak halde görünüyordu.
Zafer ise seri
adımlarla onu götürdü. Zavallı çocuk sokağa atılmıştı. Onu bu halde sokakta bırakmak acımasızlık olurdu.
Her şeyin miladı olduğunu bilmiyordu.
