Alastor: Üçüncü kat, en sondaki kapı. Manzarası Pride Ring’in en güzel gün batımına bakar. Tabii, gün hiç batmıyor ama... detaylar~ Niffty temizledi. “Kan lekesini severim!” diye diye temizledi.
Charlie: Ben de geleyim! Sana oteli gezdirmek istiyorum. Hem... formun hakkında konuşmak istersen...
Vaggie: Charlie. Çocuk 10 dakikadır burada. Üstüne gitme.
Charlie: Haklısın, haklısın. Özür dilerim Taehyun. Sadece... ilk defa Cehennem'de bu kadar küçük yaşta birini görüyorum. Ve bu kulaklar... yani... çok zor olmalı.
Angel Dust: Zor mu? Bebeğim, çocuk tilki olmuş. Ben olsam bunu avantaj diye satardım.
Vaggie: Angel!
Angel Dust: Ne? Moral veriyorum!
Alastor: Kararın nedir tilki?
Taehyun: Yani... Biraz yalnız kalabilme şansım varsa iyi olurdu aslında.
Charlie: Yalnız kalmak istemen çok normal. Senin için... her şey bir anda oldu, değil mi?
Vaggie: Sonunda mantıklı birisi çıktı.
Vaggie ilk yardım çantasını kapatıyor ve ayağa kalkıyor. Bana bakışı hala sert ama... daha az gibi geldi.
Vaggie: Üçüncü kattaki en son kapı. Kapıda isimlik yok, Niffty henüz yetiştiremedi. Ama karıştırman imkansız. Tek kırmızı kapılı oda. Kimse izinsiz giremez, ben dahil.
Son cümleyi Alastor’a bakarak söylüyor.
Alastor: Aman Vaggie, güven sorunları mı yaşıyoruz? Ama küçük tilki, kapını çalmadan edemem bazen. Radyo programım için değil, merakımdan. Ama bugün değil.
Charlie, Alastor'un sözünü böldü ve devam etti.
Charlie: Ben... kapının önüne çikolata ve atıştırmalık bırakırım. İstediğin zaman alırsın, istemezsen bırakırsın.
Angel Dust: Hadi yavru kurt... pardon, tilki. Merdivenler şurada. Düşme de Vaggie seni tekrar dikmek zorunda kalmasın. İğne fobim var benim.
Vaggie: Angel, kapa çeneni. Taehyun, asansör bozuk. Merdivenleri çıkmakla idare et.
Alastor eğilip fısıldıyor, sadece benim duyabileceğim kadar kısık bir tonla konuşuyor.
Alastor: O ormanda ne olduysa... burada güvendesin. Avcılar bu kata çıkamaz. Sadece... hatıralar çıkar.
Vaggie: Kapını kitle. Ne olur ne olmaz diye.
Yavaşça merdivenlere yöneliyorum. Her adımda kuyruğum dengemi sağlıyor. Her ne kadar alışık olmasam da kullanışlı hissettirdi bana bu kuyruk.
Üçüncü kattaki en sondaki kırmızı kapıya geldim. Üstünde kurumuş bir kan lekesi var ama biri silmeye çalışmış. Niffty dedikleri kişi olsa gerek.
Kapı kolu soğuk. İçerisi, aşağıya kıyasla aşırı sessiz. Odada tek kişilik yatak, tozlu bir masa, kırık bir ayna, mor bir dolap ve camdan görünen kıpkırmızı gökyüzü bulunuyor. Ve biraz tozlu, ama idare eder.
Kapıyı kapatıyorum ve Vaggie'nin dediği gibi kapıyı kitliyorum. Odada gözümü gezdirirken yatağa uzanıyorum ve tavana bakıyorum.
Oda hem boş hem de yalnız hissettiriyor. O an aklıma bir şey geldi. Madem bu oda benim oldu, neden değiştirip kendime uygun yapmıyorum ki? Eğer buradan gidemeyeceksem... neden burada kalmayayım ki?
