Taehyun: Bana iki dakika ver, hemen geliyorum.
Masada duran defteri sertçe aldım. Pençelerimle tutarak camdan fırlattım, ama bu sefer daha uzağa fırlattım.
Sonra sakin bir şekilde kapıyı açtım, sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Taehyun: Bir şey mi oldu?
Ama kapıyı açtığımda karşımda kimse yoktu. Sanırım beklemeden gitti... Neyse, kapıyı kitleyip içeri girdim.
Ama baktığımda fırlattığım defter tekrar masada duruyordu. Bu defterin buraya nasıl geri geldiği hakkında hiçbir fikrim yok...
Tekrar deftere baktım. Masanın üzerinde duruyordu. Hiçbir hasar yoktu. Sanki hiç fırlatılmamış gibi. Parmaklarımı defterin deri kapağına dokundurdum. Soğuktu. Ama altında hafif bir titreşim vardı. Sanki canlıymış gibi.
Odanın içinde bir şeyler aramaya başladım. Dolabın çekmecelerinden birinde çakmak buldum. Bu iş görür.
Ateşi yaktım ve defterin kenarını tutuşturdum. Alevler yükseldi. Ama defter yanmadı. Sadece parladı. Sonra sayfalar kendi kendine açıldı. Ve sayfaların ortasında yeni bir yazı belirmişti.
Ateş beni yakmaz, küçük tilki. Çünkü ben zaten Cehennem'deyim. Seninle aynı odadayım. Her zaman.
Hafif bir küfür mırıldandım. Başka bir yöntem bulmam lazım. Defteri kısaca is-te-mi-yo-rum.
Şimdilik dolabın içine kilitledim. İşe yarar mı bilmiyorum ama denemeye değer. Pencereye doğru yöneldim, dışarı bakmak için.
Pencereden dışarı baktığımda, kırmızı gökyüzünün altında, otelin önündeki meydanda bir gölgenin kıpırdadığını fark ettim. O kadar uzak değildi. Belki Alastor, belki başka biri. Ama net değildi.
Arkamı döndüğümde masanın üzerinde yeni bir şey vardı: küçük, kahverengi bir zarf. Üzerinde adım yazıyordu.
El yazısı, Charlie'nin yuvarlak ve samimi harfleriyle değil, daha keskin ve düzenliydi. Zarftan çıkan notta sadece birkaç cümle vardı.
Pride Ring'in kuzeyinde, eski bir demiryolu deposunda buluşalım. Yalnız gel. Seni bekleyen bir şey var.
Notun altında imza yoktu. Ama o el yazısını nereden tanıdığını anlamıştın. Chan. Ama bu sefer tehdit gibi değil... daha farklıydı. Sanki gerçekten bir şey saklıyormuş gibi.
Ama... tuzak da olabilir. Sonuçta beni öldürmeye çalıştı. Ve... ben hiç dışarı çıkmadım. Yani Cehennem'i tanımıyorum...
Ama şunu bilmeliyim ki... ASLA ALASTOR'DAN YARDIM İSTEMEM. Bunu unutmamam lazım. Ama büyük de konuşmak istemiyorum. Biraz... saf biri olabilirim...
Zarfı parmaklarımın arasında çevirdim. Kağıdın dokusu soğuktu, tıpkı Chan'ın bakışları gibi. Ama nottaki kelimeler... "Seni bekleyen bir şey var." Bu bir tehdit miydi, yoksa gerçekten bilmem gereken bir şey mi?
Defteri dolaba kilitledikten sonra derin bir nefes aldım. Alastor'dan yardım istemeyecektim. Charlie'yi de bu işin içine sokmak istemiyordum. Vaggie zaten beni fazla koruyordu. Eğer bu not gerçekten Chan'dan geliyorsa ve bir şey saklıyorsa... bunu kendi başıma öğrenmeliydim.
Ama önce biraz yalnız tilki olmaktan çıkmam lazım. Kapının kilidini yavaşça açtım ve dışarı baktım. Alastor'un olmadığından emin bir şekilde dışarı çıkacakken arkamdan bir radyo cızırtısı duydum...
Yine...