Merdivenleri ikişer ikişer çıkarken nefesim boğazımda düğümleniyordu. Kulaklarım arkaya yatmış, uzun kızıl kuyruğum dengemi sağlamaya çalışırken arkamdan gelen sesleri bastırmak için adımlarımı hızlandırmıştım. Lobiden uzaklaşmak, o buz gibi bakışlardan ve Chan'ın o zehirli sesinden kaçmak istiyordum.
Üçüncü kata ulaştığımda soluk soluğaydım. En sondaki kırmızı kapıyı açıp içeri attım kendimi ve arkasından kilidi çevirdim. Sırtımı o soğuk ahşaba yaslayıp yere çöktüm. Dizlerim titriyordu; dikişli kolumdaki sızı yeniden baş gösterse de şu an hissettiğim tek şey saf bir öfke ve panikti.
Chan buradaydı. Cehennem bile beni saklamaya yetmemişti. Eğer o buraya kadar gelebildiyse, Dünya'daki 11 yaşındaki kardeşim Taeyang da tam bir tehlike altındaydı demektir.
Tam o sırada odanın köşesindeki gölgeler hafifçe kıpırdandı. Radyo paraziti eşliğinde Alastor, ses çıkarmadan odanın içinde belirdi. Bu sefer neşeli sunucu tonu tamamen kaybolmuştu; gözlerindeki radyo kadranları ciddi bir frekansa kilitlenmişti.
Alastor: Görünüşe göre misafirlerin en nazik olanından değil, küçük tilki. Kapına kadar dayandı. Cehennem'in sınırları bazen hayaletler için bile oldukça delinirdir, özellikle de arkalarında canlı bir kan bağı ve bitmemiş bir intikam varsa.
Ayağa kalkıp hırıltılı bir sesle konuştum.
Taehyun: Kes sesini! Bunu bilerek yaptın! Bilerek Chan'ı buldun ve buraya getirdin. Sırf korkmadığımı söyledim diye. Sırf benden intikam almak istedin diye! Beni kurtarıp, diğerlerinin gözüne girip bana istediğini yapabileceğini, yönetebileceğini sandın değil mi?!
Alastor, bastonunu yere sertçe vurdu. Radyo paraziti ani bir cızırtıyla odayı doldurdu ama hemen ardından tamamen sustu. Sırıtışı bir anlığına dondu, gözlerindeki radyo kadranları tam karşına kilitlendi.
Alastor: Beni suçluyorsun, küçük tilki... Ne kadar da kolay bir çıkış yolu.
Bir adım attı. Aralarındaki mesafe kapandı ama dokunmadı; sadece gölgesi odanın tavanını kaplayacak kadar büyüdü.
Alastor: Eğer ben o iblisi buraya çekmek isteseydim, kapına kadar getirmezdim. Doğrudan lobide karşılar, programıma ilk konuk ederdim. Chan buraya benim çağrımla gelmedi. O, senin arkanda bıraktığın çözülmemiş düğümlerin kokusunu takip ederek geldi. Cehennem’de kaçamazsın, Taehyun. Sadece yer değiştirirsin.
Taehyun: Benim Cehennem hakkında bilgim yok diye beni kandırabileceğini mi sanıyorsun?! Eğer itiraf etmezsen bunu oteldeki herkese anlatıcam. Ya şimdi ya hiç sürtük!
Alastor, yüzündeki o sabit ve sinir bozucu sırıtışın bir anlığına solduğunu hissettirecek kadar sessizleşti. Radyo paraziti tamamen kesildi; odadaki hava, keskin bir bıçak gibi üzerimize gerildi.
Alastor: Git, anlat. Charlie'ye ağla, Vaggie'ye benden şikayet et, o aptal örümceğe malzeme ver. Ne sanıyorsun? Sen buraya düşeli kaç gün oldu, Taehyun? Daha kendi gölgenle kavga ediyorsun, dışarıdaki gerçek avcılarla değil!
Hafifçe eğildi, yüzü yüzüme yaklaşmıştı ama aramızdaki o kuralı bozmadı.
Alastor: Ben seni kurtarmadım, Taehyun. Ben sadece senin hikayenin berbat bir yerde kesilmesine izin vermedim. Chan buraya kendi ayaklarıyla geldi çünkü sen Dünya'da arkanda açık kapılar bıraktın. Şimdi o kapıları kapatmak yerine bana havlıyorsun. Oteldeki herkes seni tatlı bir kedi yavrusu sanarken, o dışarıdaki vefasız seni derinden yüzmek için sabırsızlanıyor. Kime ne anlatacaksan anlat. Ama bittiğinde, o kapıyı kilitlediğinde içeride yine seninle ben kalacağım.
Doğruldu, bastonunu yere hafifçe vurdu ve arkasını döndü. Kapıya doğru yürürken tek kelime daha etmeden gölgelerin içinde eriyip gitti.