Chan, Vaggie'yi dinlemeden bana doğru bir adım attı.
Chan: Taeyang nerede, Taehyun? Onu da mı o ormanda harcadın, yoksa buraya gelirken yanında mı getirdin? Söyle bakalım, o gece kaçmayı başardığını mı sandın?
Kulaklarım tamamen dikildi, tüylerim diken diken oldu. İçimdeki o vahşi his, o tilki refleksi yeniden uyanıyordu. Hafif bir hırıltıyla konuştum.
Taehyun: Taeyang'ın adını ağzına alma! Onun burada olmaması senin gibi bir canavardan uzakta olmasından kaynaklanıyor!
Angel Dust bardan yaslandığı yerden ıslık çaldı.
Chan: Göreceğiz bakalım kim cesurmuş, küçük tilki...
Vaggie, Chan'ın hamle yapmasına izin vermeden mızrağının ucunu doğrudan onun boğazına dayadı.
Otelin havası bir anda buz gibi bir gerilimle doldu; tek gözündeki o keskin öfke net bir şekilde okunuyordu.
Vaggie: Sana ikinci kez uyarı yapmayacağım, vefatsız. Burası senin paçavralarını sereceğin bir sokak değil. Otelden defol git, yoksa o mızrağı sadece boğazına değil, ruhuna saplarım!
Chan, Vaggie’nin mızrağına rağmen korkmak bir yana dursun, yüzündeki o sinir bozucu sırıtışı daha da genişletti.
Elindeki metalik nesneyi hafifçe yukarı kaldırdı; bu bir bıçak değil, av tüfeğinin namlusundan sökülmüş paslı bir parçaydı.
Chan: Ah, piskoposun koruması... Çok etkileyici. Ama benim işim bu ucubeyle. O ormanda kaçmayı başardı sanıyor ama kurşunun izini hâlâ taşıyor. Değil mi, Taehyun?
O sırada şöminenin yanından, hafif bir radyo cızırtısıyla birlikte Alastor’un gölgesi uzandı. Alastor bastonunu yere vurdu; çıkan o tok ses lobideki tüm sesleri anında kesti. Yüzündeki neşeli ama bir o kadar da tehlikeli maske yerli yerindeydi.
Alastor yavaş adımlarla aralarına süzüldü. Vaggie ile Chan’ın arasına girerken mikrofon bastonunu hafifçe Chan’ın elindeki metal parçasına değdirdi. O an metalin pası bir anda yeşil bir kıvılcımla yok oldu.
Alastor: Otelimizin kuralları oldukça basittir, bayım. Burada misafirler ağırlanır, avlanılmaz. Özellikle de... evin içinde davetsiz misafirler tarafından kan dökülmesine asla izin vermem. Bu, radyo programımın kalitesini düşürür.
Chan dişlerini sıktı.
Chan: Bu iş burada bitmedi, tilki. Seni o ormanda bırakmıştım, ama Cehennem bile seni benden uzun süre saklayamayacak.
Alastor hafifçe başını yana eğdi, gözlerindeki radyo kadranları hızla dönmeye başladı.
Alastor: Oh, ne romantik bir tehdit! Ama korkarım ki saatimiz doldu, programımız başka bir seğmente geçiyor. Ve inan bana, kapı dışarı edilmek buradaki en nazik seçeneğin olabilir.
Alastor elini hafifçe salladığı an, lobinin tabanından fışkıran siyah gölgeler Chan’ın ayak bileklerini sardı. Chan neye uğradığını şaşırarak geriye doğru çekilmeye çalıştı ama gölgeler onu hızla kapıya doğru sürüklemeye başladı.
Chan: Bırak beni! Ucube herif! Taehyun, bu iş burada bitmedi!
Kapı gürültülü bir şekilde açıldı ve Chan, Pride Ring’in kızıl sokaklarına doğru fırlatıldığı gibi kapı yüzüne sertçe kapandı.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Charlie: Taehyun... iyi misin?
Ama sen çoktan gözden kaybolmuştun...