Uzattığı mendili alıp koluma bastırdım. Biraz ağrıtmıştı ama kanı emmişti. Siyah kumaş anında kanı emiyor ama garip bir şekilde ıslanmıyor.
Alastor: Aferin sana, Taehyun~ İlk kuralı çabuk kaptın. Sana bir teklif veriyorsam, almanı öneririm.
Etrafımda daire çizer gibi dolanmaya başlıyor. Bastonunu her adımda yere vuruyor, her vuruşta altından yeşil bir kıvılcım sıçrıyor.
Alastor: On altı yaş... Cehennem yaş soruşturmaz. Bazen bir yalan. Bazen bir bakış. Bazen de... sahip olmaman gereken bir şeyi istemek.
Doğrulup tekrar o neşeli sunucu sesine bürünüyor. Kolunu Pride Ring’in kıpkırmızı gökyüzüne doğru açıyor.
Alastor: Bak şu manzaraya! Ebedi kaos, hiç bitmeyen gösteri! Ve sen, minik tilki, kulis biletini daha kanın kurumadan kazandın.
Bir anda ciddileşiyor. Mikrofonunu bana doğrultuyor, ucundaki kırmızı ışık yanıyor.
Alastor: Son kez soruyorum, Taehyun. Vakit daralıyor ve senin rengin... ölü bir insandan bile soluk. O ormanda ne yapıyordun? Peki sen neden kaçmadın? Neden konuşmadın? Dilin mi tutuldu, yoksa... o formun daha mı yeniydi? Tetik çekilmeden hemen önce mi çıktı o kulaklar?
Alastor elini uzatıyor. Parmakları normal bir insandan uzun, ucu hafif sivri. Avucunda belli belirsiz duman tütüyor.
Alastor: Pride Ring’in sokakları, tek gözlü yaralı tilkiler için pek güvenli sayılmaz. İblisler kan kokusuna bayılır.
Elini biraz daha yaklaştırıyor. Gölgesi yine uzuyor, arkandaki kayaların üstüne geyik boynuzlu bir silüet düşüyor.
Alastor: Karar ver. Ya o mendille kan kaybından yavaşça solarsın ve seni benden önce başkası bulur... Ya da elimi tutarsın. Seni Otel’e götürürüm.
Taehyun: Tamam, tamam seninle geliyorum. Ama elini tutmam. İnsanlarla olan herhangi bir teması bile sevmiyorum, çok itici geliyor.
Alastor: Ah-ha! Dokunmak yok. Ne kadar da... klasik bir kedi tavrı. Pardon, tilki tavrı.
Bir adım geri çekiliyor, yol verir gibi koluyla gösterişli bir hareket yapıyor. Gölgesi benimle beraber hareket ediyor, sanki beni izliyor.
Alastor: Merak etme, küçük Taehyun. İstemediğin sürece sana dokunmayacağım.
Yürümeye başlıyor. Bastonu yere her değdiğinde küçük yeşil alev halkaları çıkıyor. Tek gözünü ve kanayan kolumu süzdükten sonra durup iç çekiyor.
Alastor: Ama itiraf etmeliyim, bu halinle iki sokak bile gidemezsin.
Aniden parmaklarını şıklatıyor. Yerden simsiyah bir gölge fışkırıyor ve dört ayaklı, gözleri radyo kadranı olan bir geyik formuna bürünüyor. Geyik bana bakıp başını eğiyor, sırtını gösteriyor.
Alastor: Temas yok dedik, taşıma yok demedik. Benim sevgili dostum seni götürsün. Sadece... düşme. Geyikler düşen yolcuları sevmez. Seçeneklerin basit, Taehyun. Ya kendi iki ayağınla tökezleyerek gidersin ve üç dakika içinde birinin akşam yemeği olursun... Ya da gururunu biraz eğip benim geyiğime binersin. Otel’de Vaggie sana pansuman yapar. Angel... neyse, Angel da oradadır. Eee? Gurur mu, hayatta kalmak mı? Cehennem’e düşeli on dakika oldu ve şimdiden ilk büyük kararın. Ne heyecanlı! Seç bakalım, küçük tilki.
Geyik bir adım atıp yaklaşıyor. Sırtı geniş duruyor. Arkadan gelen bir hırıltı net bir şekilde duyuluyor. Her ne kadar tereddüt etsem ve gururumu eğmek istemesem de...
Taehyun: Ee... tamam, öyle olsun.
Geyiğin sırtına bindim, ama mecburiyetten...
Alastor: Harika bir seçim! Mantıklı tilkileri severim.
Parmaklarını tekrar şıklatıyor. Geyik bir anda havaya kalkar gibi sıçrıyor ve dörtnala koşmaya başlıyor. Düşmemek için tüylerine tutundum. Alastor da yanımızda gölge gibi süzülüyor, bastonunu bastıkça arkanızdaki hırıltılar kesiliyor.
Alastor: Otele gidiyoruz, Taehyun! Hazır ol. Otelin prensesi seni görünce şaşıracak. Hem mecazi, hem belki de gerçek anlamda.
Geyik yoluna devam etti. Önce dengemi sağlayamadım ama başardım ve sabit kaldım. Hızlı gitmeye alışık olmadığım için gözlerimi kapattım. Bir süre sonra geyik durdu. Gözlerimi açtığımda kapının üstündeki tabelada "Hazbin Hotel" yazıyordu. Otelin ışıkları, Pride Ring'in kaosu arasında garip şekilde davetkâr görünüyordu.
Demek Alastor'un dediği yer burasıydı
