İçeriğe geç

Hazbin Hotel'deki Tilki

Bölüm 19 · 2 dk okuma

Hazbin Hotel'deki Tilki

Bölüm 19

Avcı Kapıda

Kapıyı yüzüne çarptığımda, otelin o ağır ahşap dokusu bile hafifçe sarsıldı. İçerideki altın boyalı çizgi, Alastor'un uzaklaşmasıyla birlikte yavaşlayan radyo cızırtısıyla birlikte sakinleşti. Soluk soluğaydım; kalbim göğsümde deli gibi atıyor, kulaklarım kapıdan gelebilecek herhangi bir sese dikilmiş vaziyette bekliyordu.

​“Dünya'dan buraya kadar hattı koparıp gelen biri...”

​Alastor'un o alaycı ses tonu zihnime çivi gibi çakılmıştı. Chan olabilir miydi? O geceki olaydan sonra gerçekten buraya kadar cesaret edip gelmiş miydi? Yoksa... Taeyang mi? Hayır, Alastor 11 yaşında bir çocuğun henüz düşmediğini söylemişti. O halde geriye tek bir ihtimal kalıyordu. Ve o isimle yüzleşmek, şu an yapmak isteyeceğim en son şeydi.

​"Kaçmak yok, küçük tilki."

​Alastor'un sesi kapının içinden, doğrudan zihnimin içinde yankılanır gibi kulaklarımda çınladı. Haklıydı. Odada kilitli kalmak, altın çizgiler çekmek ya da bu kırmızı kapının arkasına saklanmak sadece bir kaçıştı. Oysa ben artık korkmadığımı söylemiştim. Omuzlarımı dikleştirdim, derin bir nefes alarak boğazımdaki o metalik yanmayı bastırmaya çalıştım.

​Aynadaki yansımama kısa bir bakış attım. Altın çatlakların arasından bana bakan o tek gözlü, vahşi tilki silüeti sanki bana “Hadi, göster kendini” der gibi parlıyordu.

​Yavaşça kapıya doğru yürüdüm. Kilidi çevirdim ve metalin soğukluğunu parmaklarımda hissettim. Kapıyı açtığımda koridor sessizdi, ama aşağıdan gelen o boğuk uğultu, kahkahalar ve parazitli müzik sesleri buraya kadar ulaşıyordu.

​Merdivenlere doğru adımladım. Her basamakta kuyruğum dengemi sağlarken, inatçı tilki doğam tüm benliğimi sardı. Lobinin girişine ulaştığımda, bardak seslerinin ve Angel Dust'ın o tiz kahkahasının arasında durdum.

​Ve gözlerim, otelin girişinde dikilen o yabancıya takıldı. Hava bir anda buz kesti. Kuyruğum bacaklarımın arasına girdi.

Kapının eşiğinde duran silüet, loş otel ışıklarının altında yavaşça belirginleşti. Yüzünde yabancı ama bir o kadar da acımasızca tanıdık bir ifade vardı. Elinde tuttuğu metalik nesne, otelin kırmızı halısının üzerine soğuk bir gölge düşürüyordu.

​Chan.

​Chan, benim geldiğimi görünce gözlerini doğrudan bana dikti. Kulaklarım istemsizce geriye yatarken, dikişli kolumun sızısını unutup dişlerimi sıktım. Artık kaçacak yer yoktu. İnim burasıydı ve avcı kapıdaydı.

​Chan, boğuk ve hafif alaycı bir ses tonuyla sessizliği bozdu.

Chan: Seni bulmamın bu kadar kısa süreceğini sanmıyordum, küçük tilki... Orada bıraktığın izler o kadar da silinmez değilmiş.

Alastor ise lobinin köşesinden, elindeki mikrofon bastonuna yaslanmış, bu yeni sahneyi izlemek için sabırsızlanan bir seyirci gibi keyifle sırıtıyordu.

Vaggie: Burası kavga edeceğin bir sokak değil, vefasız! Haddini bil ve adımını geri at!

Chan: Kavga etmeye gelmedim... Sadece eksik kalmış bir hesabı kapatmaya geldim. Değil mi, Taehyun?

Taehyun: Yoo~ n-ne hesabından bahsediyoruz? S-seni tanımıyorum...

Chan, elindeki metalik cismi biraz daha sıkı kavrarken dudaklarında tehlikeli, çarpık bir sırıtış belirdi. Gözlerini bir an olsun üzerimden ayırmıyordu.

​Chan: Tanımıyor musun? Ne çabuk unuttun, küçük tilki? Ya da o gece kulaklarına fısıldadığım vedayı?

​Vaggie, elindeki mızrağını öne doğru savurarak ileri atıldı. Yüzündeki öfke, otelin içindeki havayı bir anda gerdi.

​Vaggie: Dinle beni, vefatsız çocuk! Burası senin avlanma sahan değil. Charlie’nin otelinde kurallara uyulur, yoksa o elindeki metal parçasını sana öyle bir yediririm ki bir daha konuşamazsın!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.