Önce halletmem gereken bir şey var ama... biraz imkansız. Alastor'un odamın içine ışınlanmasını durdurmam lazım. Çünkü özel hayatın gizliliği denen bir şey var. Ama bunu nasıl engelleyeceğini bilmiyorum...
Kilitli bir kapı, kalın duvarlar ve hatta Cehennem'in fizik kuralları bile Alastor'un odada ansızın belirmesini engelleyemiyorsa, normal bir kilit de işe yaramayacak demektir. Fiziksel önlemlerin geçersiz olduğu bir yerde, kuralları kendi lehine çevirmek için başka bir yol denemelisin.
Yatağın kenarından kalkıp masaya doğru yürüdüm. Üzerinde duran siyah deri defteri ve kalemleri elime aldım. Alastor'un zihnimi okumasına ya da odama öylece süzülmesine karşı elimdeki en büyük koz, artık kendi kurallarımı yazmaya başlamaktı. Ama... aklıma ne yapabileceğim hakkında bir şey gelmiyor...
Eğer burası ruhun ve düşüncelerin yansıdığı bir yerse, bu odanın da benim irademe boyun eğmesi gerekiyordu. Hatta odam için kurallar da koyabilirim ama... yapmayacağım. Biraz... saygısızca olur.
Fiziksel bir engel işe yaramıyorsa, en azından buranın kurallarına uygun bir mühür ya da sınır çizmeliydim.
Bir süre düşündüm... düşündüm... BULDUM!
Yerde duran altın rengi boyayı ve japon yapıştırıcısını aldım. Boyanın içine yapıştırıcıdan ekledim ve karıştırdım. Sonuç olarak parlak bir renk oluşturdum.
O boyayı da odamın içindeki alanın kenarlarına sürdüm, odayı parlatmak için. Muhtemelen hiçbir işime yaramayacak ama belki gölgeyi biraz güçsüzleştirebilir. Sonuçta... ışık gölgeyi azaltır.
Tabii ki Alastor gibi varlıkların fiziksel kapıları veya basit boyaları umursamadığını içten içe biliyordum. Ama önemli olan o çizgiyi çekmek değil miydi zaten?
Tam o sırada, kapının altındaki o ince boşluktan sızan kırmızı ışık ve hafif bir radyo cızırtısı dikkatimi çekti.
Kapının altından sızan o kırmızı ışık, çektiğim altın rengi çizgiye değdiği anda hafifçe cızırtıyla geri çekildi. Sanki boya, en azından bir anlığına, o karanlık dalgalara direnmişti. Ama bu sessizlik uzun sürmedi.
Kapının kolu yavaşça aşağı indi. Kilitli olmasına rağmen, metal sanki paslanmış gibi eridi ve kapı ardına kadar açıldı.
Alastor eşikte duruyordu. Başını hafifçe yana eğmiş, yüzündeki o geniş, ürkütücü sırıtışla odanın içindeki altın çizgileri ve ellerimdeki boyalı fırçayı süzüyordu. Radyo paraziti bu kez kahkahasına karışmıştı.
Alastor: Ah-ha! Altın ve yapışkanla sınır çekmek... Ne kadar da sevimli bir büyücülük denemesi, küçük tilki!
Bir adım attı. Ayakkabısı, yere sürdüğüm altın boyalı sınıra bastığı an, boya hafifçe parladı ve altından yeşil bir kıvılcım sıçradı. Çizgi kırılmamıştı ama Alastor sanki hiçbir engel yokmuş gibi içeri süzülmüştü.
Alastor: Beni dışarıda tutacağını gerçekten düşündün mü? Burası senin inin olabilir, Taehyun, ama bu otelin frekansı benden sorulur. Yine de... yaratıcılığına puan vermemek haksızlık olur. Boyayı kintsugi yaptığın o zekice kafayla mı düşündün bunu?
Alastor: Kapıları kilitliyorsun ve boyalarla çizgiler çekiyorsun. Ama unutuyorsun küçük tilki; gerçek duvarlar zihnin etrafına örülür, tahtalara veya boyalara değil. Şansını denedin, cesaretini gösterdin. Şimdi... o elindeki fırçayı bırakma zamanı. Çünkü misafirlerimiz var.
Gözlerindeki radyo kadranları kapıya doğru çevrildi.
Alastor: Aşağıda seninle tanışmak için sabırsızlanan biri var. Ve hayır, kardeşin değil. Çok daha... gürültülü biri. İni terk etme vakti, Taehyun. Görelim bakalım, kendi kurallarınla yarattığın bu odadan çıkıp o kapıdan nasıl geçeceksin?
Kuyruğum huzursuzca sallandı, sanki kötü bir şeyler seziyordu.
Taehyun: Aslında hayır. Senin istediğin şeyleri yapmak zorunda değilim. Senin de dediğin gibi, güçlü olmayı öğreniyorum. Ve ben istemediğim sürece bana istemediğim hiçbir şey yaptıramazsın.
Alastor, bastonunu yere sertçe vurdu. Bu kez çıkan ses bir radyo frekansının ani kesilişi gibi kulak tırmalayıcıydı. Sırıtışı bir an için yüzünden silindi, gözlerindeki kadranlar tamamen sabitlendi.
Alastor: İster kendi ayaklarınla gel, ister o güzel boyadığın odada kilitli kal... Ama aşağıda seni bekleyen sürprizi görünce, odanın ne kadar güvenli olduğunu çok daha iyi anlayacaksın.
Alastor’un bastonundan yayılan o keskin radyo dalgası, odadaki havayı bir anda buz gibi yaptı. Altın rengi boyayla çektiğim sınırlar hafifçe titredi ama kırılmadı. Yine de Alastor haklıydı; bu boya onu tamamen dışarıda tutamazdı, sadece rahatını biraz bozar o kadar.
Olduğum yerde dikleştim. Kuyruğumu istem dışı arkamda sertçe sallarken, kulaklarımı dikip doğrudan o radyo kadranı gözlerin içine baktım. Korktuğumu belli etmeyecektim.
Taehyun: Beni tehdit etmekte üstüne yok, değil mi? Sürprizmiş... Aşağıda kimin olduğu zerre umurumda değil. Ama o kapıdan çıkacaksam, bu senin emrinle değil, kendi kararımla olacak.
Alastor’un yüzündeki o donukluk bir saniyeliğine sürdü. Sonra o rahatsız edici, neşeli sırıtışı tekrar yerine oturdu. Radyo paraziti eşliğinde hafifçe alkışladı.
Alastor: Oh, bravo! Keskin dişler görünmeye başladı işte. Kararlılık güzel şeydir, küçük tilki... ta ki boyunu aşana kadar.
Taehyun: Hiçbir sınır aşmadan kendi sınırını çizdim ve buna itiraz etme hakkın olduğunu sanmıyorum.
Alastor: Sınırlar... Ah, ne harika bir kelime! Çizdin, boyadın, hatta kendi kurallarını koydun. Haklısın, Taehyun; burası senin inin, senin kuralların. Ama unutma ki, en iyi kaleler bile içeriden fethedilir ya da dışarıdan kuşatılır.
Doğrulup kapıya doğru bir adım attı. Altın boyayla çektiğin çizginin hemen kenarında durdu, ama bu sefer içeri girmeye zorlamadı. Sadece ellerini arkasında birleştirdi.
Alastor: Seni zorla indirecek değilim. Zaten zorla yapılan bir gösteri, tat vermez. Ama aşağıda seni bekleyen kişiyi görmezden gelmek... sandığından çok daha pahalıya mal olabilir.
Taehyun: Kimin kim olduğunu bilmiyorum. Ama sadece o kişinin ismini söyle. Kim o?
Alastor, bastonunu hafifçe omzuna yaslayıp sırıtmaya devam etti. Gözlerindeki radyo kadranları hafifçe kısıldı.
Alastor: İsmi mi? Ah, sürprizin ne anlamı kalır o zaman, küçük tilki? Ama madem merakına yenik düşüyorsun... Şöyle söyleyeyim: Kendisi Pride Ring'in en gürültülü, en renkli ve... en sinir bozucu iblislerinden biridir. Hani dün lobide sigara tüttürüp senin kuyruğunu öven o uzun boylu dostumuz var ya?
Kulaklarım istem dışı dikildi. Angel Dust mu?
Alastor: İşte o. Ama yalnız değil. Yanında... seni "ziyaret" etmek için Dünya'dan buraya kadar hattı koparıp gelen biri daha var. Tabii buna ziyaret denirse...
Göz kırptı ve arkasını dönüp koridora doğru süzüldü. Ama konuşmasına izin vermeden kapıyı kapatıp kilitledim. Sonra da birkaç cızırtı dışında Alastor'un sesini duymadım.