Charlie: Kesinlikle kötü bir şey değil, Taehyun. Sadece... savunma mekanizması diyebiliriz. Savunmasız hissettiğin için Cehennem sana en güçlü hissettiğin, en saf halini vermiş. Bu seni bir canavar yapmaz. Aksine, ne kadar değer verdiğini, ne kadar korumacı olduğunu gösterir. Sadece... çok ağır bir yük taşıyan, 16 yaşında bir çocuksun.
Taehyun: Başka sorum kalmadı sanırım. Teşekkür ederim.
Charlie: Rica ederim. Ne zaman kafana takılan bir şey olursa, kapım her zaman açık. Çikolatanı içmeyi unutma, soğumasın.
Sıcak bir bakış atıp odadan sessizce çıkıyor ve kapıyı ardında aralık bırakıyor.
Oda yeniden sessizliğe gömülüyor. Masanın üzerindeki altın çatlaklı ayna, Charlie'nin bıraktığı sıcak çikolata ve kafandaki binlerce düşünceyle baş başa kalıyorsun.
Her ne kadar sorum yok desem de daha bir sürü sorum var. Hem kendim için, hem kardeşimi korumak için... ama şimdilik zihnimi boşaltmak en iyisi.
Sıcak çikolatanın o tatlı, tarçınlı kokusu odaya yayılırken yavaşça kupayı elime aldım. Charlie'nin düşünceli hareketi, buradaki buz gibi ve acımasız atmosferin içinde küçük ama nadir bir sıcaklık yaratmıştı. Yavaş bir yudum aldığımda boğazımdaki o metalik yanma hissi hafifledi; sanki içimdeki o vahşi, huzursuz fırtına biraz olsun durulmuş gibi hissediyordum.
Kupayı masaya bırakıp altın çatlaklı aynaya döndüm. Yansımama dikkatle baktım. Tek gözümdeki o hafif parıltı, başımın üstündeki dik tilki kulakları ve uzun kızıl kuyruğum... Artık bunları birer kusur ya da korku unsuru olarak görmüyordum. Charlie'nin söyledikleri kulaklarımda çınlıyordu: Savunmasız hissettiğin için Cehennem sana en güçlü hissettiğin, en saf halini vermiş.
Bu bir lanet değilmiş. Bu, hayatta kalma biçimimmiş. Ama bu cevap benim için başka büyük bir soru yaratıyor.
"Alastor bana yalan mı söyledi?"
Bu cümleyi düşünürken içim ürperdi ve kuyruğum kabardı. Alastor'u yanımda hissetmiş gibi oldum. Ama biraz düşününce...
Aslında pek öyle sayılmaz... Sadece gerçeği bükmüş, en acı ve korkutucu yönünü parlatarak gözümün içine sokmuştu.
Cehennem’in bir ayna olduğunu söylemesi yalan değildi, ama bunu bir lanet gibi göstermesi tamamen onun manipülasyon yeteneğinin bir parçasıydı. Beni korkutmak, zihnimi kontrol etmek ve kendi oyununa çekmek istiyordu. Ama bu da başka bir soru ortaya çıkarıyor.
"Alastor'un oyunu ne?"
Ama ben artık o kadar kolay manipüle edilemezdim. En azından ben öyle düşünüyorum. Kardeşimi koruma düşüncesi ve Charlie’nin samimiyeti içimdeki o korkuyu yavaş yavaş kararlılığa dönüştürüyordu.
Alastor’un kurduğu o karmaşık oyunun kurallarını kendi lehime çevirmenin bir yolunu bulmalıydım. Kardeşim Taeyang buraya gelmeden önce, ya da eğer gelirse, hazır olmalıydım. Yoksa yanlışlıkla yem olan olabilirim...
Charlie'nin sözleri beni garip bir şekilde ümitlendirmişti...
Artık kurban değildim. Tilki inini kurmuştu. Artık sıra avı beklemekte değil, avcıya kimin av olduğunu hatırlatmaktaydı.