Husk viski bardağını tezgahın üzerine bırakırken bıkkın bir nefes veriyor. Kulaklarını hafifçe geriye yatırıp seni süzüyor.
Husk: Çekinme, sor bakalım. Ama baştan söyleyeyim; hayat tavsiyesi verecek modda değilim, özellikle de yeni yetme bir tilki için.
Taehyun: Şey... herkesin burada kendine has bir yeteneği ya da tuhaf bir gücü var gibi duruyor. Ya da ben öyle düşünüyorum. Herkesin herhangi bir gücü var mı burada?
Husk: Burada sadece hayatta kalma biçimleri var. Alastor gibi manyaklar doğuştan ya da buranın en karanlık anlaşmalarıyla bir şeyler kapmış tiplerdir. O yüzden "özel bir gücüm var mı" diye dert edeceğine, elindekileri kaybetmemeye bak. Çünkü burada en tehlikeli güç, ne olduğunu bilmediğin ve kontrol edemediğin şeydir. Bitti mi felsefi soruların?
Taehyun: Bir tane sorum vardı zaten. Ayrıca felsefe sevmem, ama yine cevapladığın için sağol.
Husk: Rica ederim, ufaklık. Kafanı çok kurcalama böyle şeyleri, yoksa o kafayı sıyırırsın.
Husk'ın yanından ayrılıp odama çıktım. Yani... cevapladı sayılır... Aradığım cevap bu değildi aslında. Biraz rahatladım ama kafamı da karıştırdı... Bence birine daha sorabilirim.
Taehyun: Odamdan içeri ilk gelen kişi soracağım kişi olsun.
Diye kendi kendi kendime mırıldanıp yatağıma oturdum. Aklımdan saydığım kadarıyla yaklaşık on beş dakika kadar sonra kapı tık-tık diye iki kez çalınıyor. Sonra da yavaşça aralanıyor.
İçeri giren kişi Charlie. Elinde içinde buğusu tüten sıcak bir çikolata kupası ve üzerinde gülümseyen bir emoji olan küçük bir tabak var. Beni yatakta otururken görünce yüzü aydınlanıyor, ama hemen ardından endişeyle kaşları kalkıyor.
Charlie: Taehyun? Alastor'un odandan az önce çıktığını gördüm de... sana yine tuhaf tuhaf şeyler mi anlatıp kafanı bulandırdı? Şey, rahatsız etmek istemezdim ama... çok dalgın görünüyorsun. İçeride yalnız başına kalmanın seni daha da çok üzdüğünü düşündüm. İstersen... biraz konuşabiliriz.
Taehyun: Aslında... soracak bir sorum var, sorabilir miyim?
Charlie, elindeki kupayı masaya dikkatlice bırakıp hemen yatağın kenarına, hafif mesafeli ama sıcak bir gülümsemeyle oturuyor. Gözlerindeki o anaç ve samimi şefkat hemen hissediliyor.
Charlie: Tabii ki sorabilirsin, Taehyun! Ne istersen sor.
Taehyun: Herkesin burada kendine ait bir yeteneği varmış gibi duruyor. En azından ben öyle düşünüyorum. Doğru mu düşünüyorum onu merak ediyorum...
Charlie, sorumu duyunca hafifçe gülümsüyor, ellerini dizlerinin üzerinde kavuşturuyor. Yüzündeki o saf ifade, odadaki gerginliği bir anda biraz olsun hafifletiyor.
Charlie: Haklısın sayılır, Taehyun. Yani, herkesin kendine has bir "gücü" var demek tam olarak doğru olmaz ama... evet, burada herkesin ruhunun derinliklerindeki bir şey dışarı yansır.
Taehyun: Nasıl yani?
Charlie: Nasıl söylesem... Dünyadayken bastırdığımız, sakladığımız ya da öldüğümüz anda sahip olduğumuz en yoğun duygular, arzular veya travmalar burada birer fiziksel özelliğe ya da yeteneğe dönüşür. Alastor'un gölgeleri ve radyo sesleri gibi... Vaggie'nin savaşçı ruhu ve keskinliği gibi... Ya da benim... şey, ailemden gelen bazı güçlerim gibi. Neden sordun? Yoksa garip bir şey mi gördün?
Taehyun: Mesela... Alastor, buradaki formun bir "hediye" olmadığını, Cehennem'in bir ayna olduğunu söylüyor. Öldüğüm andaki halim ya da ruhumun enkazı bana bu kulakları, kuyruğu ve... bu vahşi hisleri verdiysa, bu benim tamamen bir canavara dönüştüğüm anlamına mı geliyor?
Charlie hemen ellerini uzatıp hafifçe bana doğru yaklaşıyor, ama aramızdaki mesafeye saygı duyarak duruyor.
Charlie: Oh, hayır, kesinlikle hayır, Taehyun! Alastor bazen işleri çok dramatik anlatmayı sever, çünkü onun dünyası bir radyo şovu gibi... Cehennem sana bu formu verdiyse, bu seni korumak içindir. Ben öyle düşünüyorum.
Taehyun: Yani bu iyi bir şey mi aslında?