Odadaki statik ses bir anlığına yoğunlaştı ve sonra sanki hiç yokmuş gibi tamamen sustu.
Alastor: Ah-ha! İşte bu! O titreyen kuyrukta saklı olan o minik kıvılcım... sonunda parlamaya başladı!
Sana doğru bir adım daha attı, bu sefer mesafeyi korumak yerine hemen yanına, aynanın önündeki o boşluğa geldi. Yansıması aynada, senin yansımanla yan yana duruyordu. Geyik boynuzlu silüeti, senin tilki kulaklarının ve o vahşi bakışlarının yanında neredeyse bir koruyucu gibi görünüyordu.
Alastor: Korkmuyorum, diyorsun. Harika. O zaman o 'korkmadığını' kanıtla, Taehyun. Aynadaki o çatlak sadece bir yara izi değil, senin haritan. Eğer kendi çıkarlarını değil, kardeşini ve onun geleceğini korumayı seçeceksen, o altın çatlaklara daha yakından bak.
Bastonunun ucuyla aynanın merkezindeki o altın çizgiye hafifçe dokundu.
Alastor: Senin hataların, senin vicdanın ve senin kanlı anıların... Bunların hepsi bu çatlaklarda saklı. Eğer o çocuk buraya düşerse, onu senin 'yaratık' formunla değil, bu altın çatlakları birleştiren bir rehberle karşılamalısın.
Aynadaki yansımana baktığında, tilki kulakların ve o vahşi, tek gözlü yansıman sanki sana ait değilmiş de sana bir şeyler fısıldıyormuş gibi hissettiriyor.
Alastor: Bak, gördün mü? O gece ne yaptığını değil, neden yaptığını hatırlıyorsun artık. Korku, kardeşi koruma içgüdüsünün bir gölgesiydi. Şimdi, o gölgeyi ışığa dönüştürdüğünde, kardeşin buraya düştüğünde ona neyi miras bırakacağını biliyorsun.
Taehyun: Hayır, bilmiyorum. Neymiş bu miras?
Alastor: Miras, Taehyun... sadece bir isim veya bir günah değildir. Senin mirasın, o altın çatlakların içindeki 'denge'.
Sana doğru eğildi, sesi şimdi çok daha alçak ve ciddiydi.
Alastor: O gece ormanda, kardeşini korumak için kendi insanlığını feda ettin. Ama o 'canavara' dönüşürken aslında ölmedin; dönüştün. Senin mirasın, Cehennem'de bile 'vicdanı' ile 'vahşeti' bir arada tutabilme yeteneğin olacak. Kardeşin buraya düşerse, ona neyi mi öğreteceksin? Ona, Cehennem'in bir son olmadığını, aksine bir seçim olduğunu öğreteceksin. Senin yansıman vahşi, evet. Ama aynı zamanda o aynayı ellerinle altınla onaracak kadar da sanatsal.
Taehyun: Of~ sikiyim seni Alastor. Şu anda hiç bir şekilde yardımcı olmuyorsun. Odamdan siktir git, yoksa ısırırım seni görürsün gününü.
Alastor, beklenmedik bir şekilde, sanki hayatının en komik şakasını duymuş gibi radyo parazitli, gürültülü bir kahkaha patlatıyor.
Alastor: Ah-ha-ha-ha! Isırmak mı? Beni? Küçük tilki, dişlerin henüz kendi kuyruğunu bile tam olarak koruyamıyor, ama o ateşli tavrın... bayıldım!"
Bastonunu yerden kaldırıyor, omuz silkiyor. Sırıtışı, o alışıldık, rahatsız edici ama bir o kadar da nazik formuna geri dönüyor.
Alastor: Pekala, pekala. 'Rahatsız edici' misafiriniz odadan ayrılıyor.
Sonrasında odada gölgelerin içine karışıp kayboluyor. Buna hala anlam veremiyorum. Cehennem'de herkesin güçleri mi var? Ya da zihnim bana oyun oynuyor...
Yatağıma oturup öylece kapıya odaklanıyorum. Bir şey garip geliyor... Ağzımda hala demirimsi bir tat var. Onun dışında... bir de düşüncem var. Herkesin gücü varsa benim neden yok? Benim de olabilir mi?
Bunu sormam lazım birine sanırım. Ama bu kişi kesinlikle Alastor değil. Bunu başka birine sormam lazım... Ama kime?
Daha fazla odada, bu yansımayla baş başa kalmak istemiyorum sanırım. Kapıyı açıp yavaşça merdivenlere yöneliyorum.
Aşağısı sessiz. Husk, barın arkasında yine o aynı viski bardağıyla duruyor. Seni gördüğünde gözlerini deviriyor ama bakışlarında bir anlık bir "görüyorum seni" ifadesi beliriyor.
Barın kenarına yaklaştım.
Taehyun: Husk, aklıma bir şey takıldı da, sana sorabilirim diye düşündüm. Sorabilir miyim?