Taehyun: Demek birbirimize o kadar sadığız ki birbirimizi bulmaya çalışıyoruz. Eğer beni sevmeseydi buraya gelmek istemezdi, değil mi? Vicdanı nasıl rahat ediyorsa öyle yapsın.
Alastor, bastonunu yere sertçe vuruyor; bu sefer odadaki tozlar bile havaya kalkıyor. Statik ses, bir anlığına kulak tırmalayıcı bir seviyeye ulaşıp aniden kesiliyor.
Alastor: Sadakat... Veya sadece zehirli bir bağ, hangisi daha çok hoşuna giderse! Ama unutma küçük tilki, vicdan Cehennem’in en ağır yüküdür. O çocuk senin 'gittiğin' yere gelmek istiyor çünkü senin 'nasıl' gittiğini bilmiyor. O seni bir kahraman, bir koruyucu sanıyor; oysa sen burada, benim karşımda, kendi gölgesinden korkan bir tilkisin.
Alastor, sana doğru eğiliyor, yüzündeki o sabit sırıtış artık acımasız bir maske gibi. Aniden eğildiği için kulağım dikildi.
Alastor: "Vicdanı nasıl rahat ediyorsa öyle yapsın, öyle mi? Eğer o çocuk Chan'ın elinde bir kuklaya dönüşürse veya senin o ormandaki son anını kendi sonu yaparsa, o vicdanı rahatlamak yerine Cehennem'in en derin dehlizlerinde yanacak.
Taehyun: En azından beni hala seviyor! Onun buraya geldiğinde çekeceği acıyı şu anda bana sen çektiriyorsun. Eğer kardeşime kavuşabileceksem onun acısını çekmeye hazırım.
Sesim kırık bir şekilde ve tıpkı bir tilki iniltisi gibi çıkıyordu. Bir süre sessizlikten sonra tekrar konuştun.
Taehyun: Ayrıca lafını geri al, ben bir gölgeden korkacak kadar korkak biri olmadığımı düşünüyorum.
Alastor: Korkak değilsin, ha? Sadece kafan karışık. Ve sevgiden, sadakatten bahseden o titrek sesin... Cehennem'in şu ana kadar duyduğu en tatlı melodiydi. Acıyı çekmeye hazır olduğunu söylüyorsun... ne kadar da asil, ne kadar da trajik!
Yüzü o kadar yakın ki, mikrofonundaki statik cızırtıyı nefesinde hissedebiliyorsun.
Alastor: Eğer gerçekten o bedeli ödemeye hazırsan, eğer o çocuk buraya düşecekse, onu karşılayacak olan 'abi' sen olmalısın. İblis formuyla, yaralarıyla, ve elindeki o altın çatlaklı aynadaki yansımanla...
Bir an duruyor, gözlerindeki kadranlar sakinleşiyor.
Alastor: Kardeşini seviyorsun, evet. Ama sevgi burada bir zayıflıktır, Taehyun. Sevgi... ne ilginç bir kumar! Kazanını hiçbir zaman görmedim. Onu silah olarak kullanmak senin için iyi bir seçenek.
Taehyun: Ben... asla kardeşimi kendime bir silah olması için yetiştirmedim. Ve asla da yapmayacağım.
Alastor, bastonunu hafifçe yana bırakıp ellerini birleştiriyor. Odadaki statik ses tamamen kesiliyor.
Alastor: Ah, Taehyun... Ne kadar da naif ve bir o kadar da tazelenmiş bir bakış açısı kullanıyorsun. Sen onu bir silaha dönüştürmeyeceksin, o kendi seçimiyle silaha dönüşecek. Cehennem'de kimse kimseyi bir şeye zorlamaz, sadece seçenek sunarlar.
Bana doğru bir adım atıyor.
Alastor: Sen ona silah olmayı öğretmedin, belki de hiç istemedin. Ama sen ona bağlılığı öğrettin. Kardeşine, senin izini sürmekten başka bir seçenek bırakmadın. O, senin ormandaki o son anını, o 'tilki' formuna geçişini kendi görevi olarak görüyor. Sen onun dünyasının merkezindesin, Taehyun. İster bir silah olmasını iste, ister sadece kardeşin kalmasını... O çocuk buraya düştüğünde, onu karşılayacak olan şey senin seçimlerin olacak.
Bastonunun ucunu, masadaki o altın çatlaklı aynaya değdiriyor. Yansımandaki tilki kulakları ve o ürkütücü, vahşi gözlerin, sanki aynanın içinden Alastor’a meydan okur gibi bakıyor.
Alastor: Peki, küçük tilki... Madem sadakatini ve kardeşini bir 'silah' olarak görmeyi reddediyorsun, o zaman ona neyi öğreteceksin? O buraya geldiğinde, ona 'hayatta kalmayı' mı öğreteceksin, yoksa kendi hatalarının, kendi yaralarının ve kendi vicdanının yükünü mü ona miras bırakacaksın?
Taehyun: Bilmiyorum, ama bu sefer aynı hataları yapmayı düşünmüyorum. Onu aynı şekilde sevsem de bu sefer kendi çıkarlarımızı düşünmeyeceğim.
Alastor: Bu Cehennem'in standartlarına göre bile oldukça... asil bir yaklaşım. Ama unutma ki: burada asalet, genellikle mezar taşlarında yazan bir sıfat. Eğer bu sözünü tutacaksan, o zaman aynadaki yansımandan korkmayı bırakmalısın.
Taehyun: Kaç kere tekrarlamam gerekiyor? Gölgelerden de yansımalardan da kork-mu-yo-rum.