İçeriğe geç

Hazbin Hotel'deki Tilki

Bölüm 10 · 4 dk okuma

Hazbin Hotel'deki Tilki

Bölüm 10

Kayıp Gerçeklik

Rüyadan resmen sıçrayarak uyandım. Boğazım ve çevresi yanıyordu ve boğazım kupkuruydu. Tek gözümden yaş akıyordu.

Sanırım kabus görmüştüm. Ter içinde kalmıştım. Yatağım sırılsıklamdı ve pençelerim yüzünden biraz yırtılmıştı. Masadaki defter açıktı.

Deftere baktığımda kabusumun baştan sona kadar yazılı olduğunu gördüm. Ama ben yazmamıştım ki... Kendi kendime sayıklamaya başladım.

Taehyun: Sakın ol~ sadece bir kabustu. Böyle bir şey yaşanmamıştır... sanırım. A-ama ben bir canavar değilim ki... Neyse, bunu sonra çözmem lazı-

O sırada kapı tıkladı.

Vaggie: Taehyun, dikişlerini kontrol etmeye geldim. İçeri gelebilir miyim?

Taehyun: 5 dakikaya aşağı gelirim~

Vaggie: İyi, sen bilirsin.

Kapının önünden gitti. Kabus gördüğümü asla belli etmemeliydim. En azından diğerlerine. Alastor kendi iddiasına göre her şeyi izlediğini söylüyordu. Kesin rüyaları ve kabusları da izliyordur. Umarım belli etmez...

Odamdan çıktım ve aşağı indim.

Merdivenlerden inerken kalbim hala kabusun etkisiyle hızlı atıyor. Pençelerim avuç içime batmış, dikişli kolumu diğer elimle tutuyorum. Boğazımdaki yanma geçmiyor. Su. Suya ihtiyacım var.

Lobiye adım attığımda hepsi orada. Vaggie koltukta ilk yardım çantasıyla bekliyor. Charlie mutfak kapısında, elinde bir bardak su tutuyor.

Angel Dust barda yaslanmış, Husk da onun yanında. Ve tabii ki... Alastor. Şöminenin yanında durmuş, bastonuna yaslanıyor. Gözlerindeki radyo kadranları bana kilitlenmiş. Sırıtıyor. O her şeyi bilen sırıtışı.

Vaggie: Geç kaldın. Otur şuraya.

Sesi sert ama yorgun. Çantayı açarken bana bakıyor, yüzümdeki teri, yırtık yatağımdan gelen tüyleri fark ediyor. Bir bakıma benim dikkatsizliğim. Kaşları çatılıyor.

Vaggie: Kötü mü uyudun?

Charlie hemen araya giriyor, suyu bana uzatıyor. Gözleri endişeli.

Charlie: Taehyun, iyi misin tatlım? Çok solgun görünüyorsun. Al, su iç önce.

Suyu kapıp tek dikişte içiyorum. Boğazımdaki yanma biraz olsun geçiyor. Ama o metalik tat... rüyadaki kanın tadı hala dilimde.

Taehyun: İyiyim... sadece... kabus gördüm. Hepsi bu. Muhtemelen birkaç saate unuturum bile.

Yalan söylerken kulaklarım istemsizce arkaya yatıyor. Alastor’un sırıtışı bir milim genişliyor. Mikrofon bastonunu yere tık diye vuruyor.

Alastor: Ah~ Rüyalar! Cehennem’in bedava sineması. Bazen eski filmleri gösterir, bazen de... galalarını.

Vaggie: Alastor. Şimdi değil.

Vaggie, dikişli kolumu nazikçe tutuyor. Pansumanı açarken yüzüme bakıyor. Gözü dikişlere değil, tek gözüme odaklanıyor. Kızarmış, yaş dolu gözüme.

Vaggie: Terlemişsin. Ve... dikişlerin etrafı şişmiş. Zorladın mı gece?

Taehyun: Hayır. Sadece... uyuyamadım. Uykum kaçtı.

Yalan, yalan, yalan. Kuyruğum bacaklarımın arasına girmeye çalışıyor ama tutuyorum. Ama kendimi de belli etmiyorum.

Angel Dust bardan ıslık çalıyor, dört kolundan biriyle işaret ediyor.

Angel Dust: Uykusuzluk mu? Cehennem’e hoş geldin bebeğim. Burada kimse deliksiz uyuyamaz. Hele Alastor’un radyo programı varken.

Husk bardağını kaldırıp bana bakıyor. Gözleri kısık.

Husk: Kabus gören tek sen değilsin ufaklık. Ama sabahına yüzünde kanla uyanan ilk kişi olabilirsin.

Dondum. Elimi ağzıma götürüyorum. Parmaklarımda... kurumuş koyu kırmızı lekeler. Rüyadaki avcının kanı mı? Yoksa... kendi dudağımı mı ısırdım? İyi de ben dudağımı ısırmam ki.

Vaggie: Dikişlerin iyi. Atmamış. Ama zorlamaya devam edersen enfeksiyon kapar.

Alastor aniden neşeli sunucu tonuna dönüyor, kolunu açıyor.

Alastor: Ama yeter bu kadar tıbbi dram! Yeni misafirimiz uykusuz kalmış. Charlie, prensesim. Kahvaltı faslını başlatmaya ne dersin? Belki küçük tilkimizin iştahı açılır. Hem... hikayeler en güzel dolu mideyle anlatılır, değil mi Taehyun?

Rüyamı biliyor. Kesin biliyor. Şerefim üzerine yemin ederim ki biliyor...

Charlie: Harika fikir! Taehyun, ne istersin? Pankek? Yumurta?

Taehyun: Ben... sadece su içebilir miyim? Bir de... yalnız kalabilir miyim biraz? Lütfen.

Charlie: Tabii... tabii ki. Odan yukarıda. İstediğin zaman gel.

Vaggie: İyi. Ama dikişler için öğleden sonra tekrar bakacağım. Kaçmak yok.

Merdivenlere yöneliyorum. Her adımda kuyruğum titriyor. Odaya girip kapıyı kilitliyorum. Sırtımı kapıya yaslayıp yere çöküyorum. Defter hala masada açık. Son satıra bakıyorum. Mürekkep hala kurumamış gibi parlıyor:

“İçimdeki o ışık tamamen kayboluyor. Ve en son duyduğum şey ise ‘SONUNDA O TİLKİYİ BULDUM!’ oluyor.”

Boğazımdan hırıltılı bir ses çıkıyor. Tam o sırada kapının altından bir gölge süzülüyor. Yavaşça yükseliyor, şekil alıyor. Alastor. Kapı kilitli ama o zaten içeride.

Alastor: Tık tık~ Yalnız kalabilir miyim dedin ama Cehennem’de yalnızlık diye bir lüks yok, küçük tilki~.

Bastonuna yaslanıp bana bakıyor. Sırıtışı yok bu sefer. Gözlerindeki radyo kadranları statik cızırtıyla dönüyor. Tek gözüme, titreyen kuyruğuma, masadaki açık deftere bakıyor.

Alastor: “İçimdeki o ışık tamamen kayboluyor.” Ne kadar da... dramatik bir final cümlesi. Sen yazmadın, değil mi? Biliyor musun Taehyun, Cehennem’e düşen her ruhun bir “ilk gece testi” vardır. Kimi günahını tekrar yaşar. Kimi pişmanlığını.

Bir adım atıyor. Aramızdaki mesafe saygılı ama gölgesi tüm odayı kaplıyor. Boynuzlu silüeti duvarda titriyor.

Alastor: Avcı seni vurduğunda tek başına mıydın, demiştin. Ormanda. Gece yarısı. Peki o küçük tilki... Taeyang... O neredeydi o sırada?

Duraksadım. Ciğerlerim sıkıştı. O ismi onun ağzından duymak, boğazımdaki metalik tadı geri getiriyor.

Alastor: Hah. Demek rüyanda isim de vardı. İlginç. Çoğu yeni gelen sadece çığlık hatırlar. Sen diyalog, tarih, yüzük, detay hatırlıyorsun.

Bastonunu yere vuruyor. Yerden çıkan yeşil kıvılcım, defterin üstünden geçiyor ama yakmıyor. Sayfalar hışırdıyor.

Alastor: Sana bir şey söyleyeyim mi, küçük tilki? Cehennem kimseye formunu hediye etmez. Tazminat da vermez. Cehennem ayna tutar. Sen o ormanda “tilki sanıldın” demedin mi? Belki de... sanılmadın. Belki de öyleydin. Belki de avcın haklıydı. “SONUNDA O TİLKİYİ BULDUM!” dedi ya... Belki de aradığı sendin.

Sesi tekrar yumuşuyor. O tehlikeli neşesi geri geliyor.

Alastor: Korkma. Yargılamıyorum. Asla yapmam~ Ben sadece... hikayeler toplarım. Yarım kalmış olanlara bayılırım. Ve seninki... daha ilk bölümden çok kanlı başladı.

Gölgesi kapıya çekiliyor ama kendisi gitmiyor. Mikrofonunu uzatıyor. Bu sefer konuşmam için değil. Dinlemem için. Ucundaki kırmızı ışık yanıp sönüyor, statik bir fısıltı geliyor:

“...burada kalırsak bulurlar...”

Alastor: Bu ses gerçekten kime aitti, küçük tilki?

Bölüm sonu

1 yorum