Atlas, ofisimdeki koltukta oturuyor, Kutay'sa ona pansuman yapıyordu. "Ilgaz, ağlama artık, iyiyim diyorum." Başımı iki yana sallayıp göz yaşlarımı sildim. "Ağlamıyorum zaten."
"Ilgaz, biraz su ister misin?" Buray, Atlas'ın sardığı kolundan gözlerini çevirip bana baktı. "İstersen getirebilirim."
"Sizin buraya gelmeniz bile yasak, nasıl girdiniz içeriye? Bırak bu odadan çıkmayı hastaneden nasıl çıkacağınızı düşün." Bora gülümseyerek koluma girip beni oturmaya ikna etme çabasına devam etti.
"Morg girişine alıştık artık biz abla, kurtulamazsın bizden. Hem oturur musun artık? Abinin pansumanı bitmek üzere zaten." Başımı iki yana salladım.
"Nereden haberiniz oldu sizin?" Hepsinin bakışı Bora'ya döndüğünde bende şüpheyle baktım. Bora'ysa omzunu silkip gülümseyerek anlatmaya başladı. "Abim söyledi, hastanede sizinle ilgili bir olayın çıktığını biliyormuş fakat gelirse dikkat çekeceğini de biliyormuş. Bizi aradı hemen gelin diye."
Buray ve Kutay sertçe ona baktıklarında söylememesi gereken bir şeyi ağzından kaçırdığını anladım. "Abin, ha?"
"Evet, evet zaten hangi abim olduğunu biliyorsun." Neşeyle konuşurken ona dönen bakışları fark etti. "Söylememem mi gerekiyordu, pardon." Kutay göz devirip bana çevirdi bakışlarını.
"Ilgaz, kalkamadığını biliyorsun zaten, senin başına gelen olaylardan sonra merak etmiş ikinizi. Yaşadıklarını da öğrenmiş olduk, gerçekten zor bir durum. Yardım edebileceğimiz..." Elimi kaldırıp onu durdurdum. "Öğrendin mi?"
Ayağa kalkıp önümde durdu. "Başın sağ olsun, anneni kaybettiğini bilmiyordum. Babanı da hiç görmedim, tanışmayı çok isterim baş sağlığı dilemek adına."
Babam. Babama baş sağlığı dilemek için gidilmesi. Babam için baş sağlığı dileyebilirdi, annem adına dilemek için gidemezdi babamın yanına. Babam.
"Kutay, omzumdaki morluk çok acıtıyor, gelip baksana." Atlas konuyu bildiğinden muhabbetin akışını değiştirmişti.
"Geliyorum," elini omzuma koyup iki kez vurdu. "Başın sağ olsun, ihtiyaç olursa ben buradayım. Babana da baş sağlığı dilediğimi söylersin." Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu.
"Yeter artık," Atlas ayağa kalkıp hemen önümde durdu. "Yok babası falan, babası da vefat etti. Konuyu uzatma." Kutay'ın yüzü bembeyaz kesilirken ilk defa pişmanlığını gördüm.
"Ilgaz, ben..." Lafını tamamlamasına izin vermeyip tebessümümü genişlettim. "Önemli değil." Atlas, koluma girip beni de yanına oturttu. "Konuşmak istersen dinlerim. İstemiyorsan başını omzuma koyup uyuyabilirsin." Kolunu sırtıma doladığında acıyla inledim. Gözleri büyüdü. "Özür dilerim, unutmuşum. Yavuz yüzünden olmuştu, değil mi? Onu mahvedeceğim," ayağa kalkacakken bileğinden tutup oturttum. "Lütfen."
Uzun süre beni inceleyip derin bir nefes çekti içine. "Sen nasıl istersen," kolunu bu kez omzuma dolayıp beni kendine çekti. "Her zaman yanındayım, kardeşim. Bugün olanlar için kendini suçlarsan bunu hatırla olur mu?"
Başımı omzuna yasladığımda göz kapaklarım ağırlaştı. "Uyumak istemiyorum," herkesin bana baktığını biliyordum fakat mayışmaya başlamıştım. "Neden bu kadar uykum var?" Soluklarım derinleşti.
"Ilgaz, kaç gündür uyumuyorsun doğru düzgün, o yüzden olabilir mi?" Çenesi saçlarımın üzerine değiyordu.
"Bilmiyorum, sadece çok uykum var." Gözlerim karardığında bilincim bulanıklaştı. "Pansumanın bitince uyandırın beni."
Atlas'ın ağzından...
"Ilgaz, uyan artık." Siyahı andıran saçları yüzüne yapışmıştı. "Çok terlemişsin hem, kalk hadi." Kutay ve Buray karşımda bizi izliyorlardı. Bora, Bartu'nun odasına çıkmıştı. "Ilgaz," elini dürttüm. "Kaçak üçlüyü çıkarmamız gerek." Gülümseyerek uyandırmaya çalışsam da uyanmayınca yüzüm düştü.
"Ilgaz?" Nabzına baktığımda normaldi, ilaçlarını içmemiş olabilir miydi? Ya da uyku getiren ilaçlarını içtiyse ağır gelmiş de olabilirdi. "Sorun mu var," Buray'ın sesiyle bakışlarımı ona çevirdim. "İlaçları ağır geldi sanırım."
"Ilgaz," bu kez Kutay omzundan hafifçe dürttü. "Uyku hapı kullanıyor mu?" Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. "Biri vermiş de olamaz, yanındaydım. Ağırlık bastı sanırım. Ben sizi çıkarayım, Ilgaz dinlensin."
Kutay, tereddütle Ilgaz'a bakıyordu hala. "Bir şey olmamıştır, değil mi? Susuz kalmıştır? Serum versen olmaz mı?" Düşündükten sonra Ilgaz'ın yanından kalkıp onu kucağıma aldım. "Kapıyı açabilir misiniz?" Buray açtığında teşekkür ederek koridorda ilerledim. "Kapüşonlarınızı çekin."
İkisi de dediğimi yaptığında git gel olmaması için Bartu'nun yanındaki boş odaya girdik. Ilgaz'ı yatağa yatırdığımda kolunda damar yolunu aramaya başladım. "Kapıyı arkadan kapatabilir misiniz?" Kapatan Buray'a bir kez daha teşekkür ederek Ilgaz'ın damar yolunu buldum. Serumu bağlandığımdaysa elinin tersini okşadım. "Yoruldu."
"Çok yoruldu," Kutay izlerken koltuğa yayılmıştı. "Bu tempoyu kaldırabilecek bir insan değil." Başını salladı. "Daha fazla zarar görecek durumda değil. Fakat sende öyle. Yaralarının nasıl sızladığını en iyi ben bilirim." Kaşlarım havalandı.
"Anlamadım?"
"Bizde kolay yollardan geçmedik," ilk defa yüzünde bir tebessüm oluştu. "Seni anlayabiliyorum, insanın kardeşi olunca hem kendisi hem hayatı değişiyor." Empati kurarken gözü sık sık seğiriyordu.
"Özel olacağını bildiğim için sormayacağım." İçime çektiğim nefesle onun yanında oturdum. Elimde üç kez omzuna vurdum. Bu 'senin yanındayım' demekti. "Bunu Ilgaz, Evren ve Uraz dışında yaptığım ilk kişisin."
Kapı açıldığında içeriye Evren girdi. "İyi insan lafın üstüne gelirmiş," ayaklanarak onunla tokalaştım. "Hoşgeldin."
"Olay olduğunu öğrendim, haberlerde hastanenin karıştığını, camdan gördükleri söylendi. Bende sizin bir iş çevirdiğinizi anlayacak kadar sizi tanıyorum neyse ki." Kutay ve Buray'a sorgulayıcı bakışlar attı. "Bu beyler kim?"
İkisi de hemen yanımda durup aynı anda ellerini uzattılar. Evren önce Kutay'ınkini sıktı. Birbirlerine kısaca isimlerini söyledikten sonra aynı şey Buray'da da gerçekleşti.
Yatakta yatan Ilgaz'ı gördüğünde gözleri açılmış şekilde bana baktı. "Ilgaz'a zarar mı geldi?" Hızla yatağa ilerlerken kolundan tutup durdurdum. "Hayır, sadece burada çok yoruldu."
Kaşlarını çatarak Ilgaz'ı süzdü. "Kızın yaşadıkları normal mi sanki? Biz el bebek gül bebek büyütelim sonra kalksın elalemin adamları yüzünden Ilgaz onlarca yara alsın. Eline dikişler atılsın, sırtında yaralar oluşsun, kolları morarsın. Normal mi sence bunlar?
Biz Ilgaz'ı bunun için mi her şeyden sakındık, ona zarar geleceğine bize gelsin diyerek koruduk? Uraz, ne uğruna öldü?" Son cümleyi fısıldayarak söylemesine rağmen kolundaki elimi sıktım. "Sakın o konuyu açma. Özellikle Ilgaz varken."
Kendini geriye çekip üzerini başını düzeltti. "Atlas, Ilgaz'a burası iyi gelmiyor. Bu hastane ona kötülükten başka bir şey vermiyor. Bunu sende biliyorsun."
"Biliyorum fakat sende Ilgaz'daki inadı biliyorsun. Hastaneden ayrılmayı bırak Bartu'nun odasından ayrılmıyor. Tüm şehri karşısına aldı. Ne yapabilirim şimdi, zorla mı çıkarayım hastaneden? Hem hastane dışında zarar vermek için bekleyen kaç insan var biliyor musun sen?"
"Ilgaz benimle birlikte gelsin. Bir sürelik en azından. Biliyorum ondan ayrı olmak istemiyorsun fakat üçümüz içinde en sağlıklısı bu. Ilgaz yüzünden senin de başın yanacak."
"Ilgaz yüzünden başım yanacak, öyle mi? Yansın. Ilgaz ve senden başka kimim kaldı benim, Evren? Senin bir ailen var, anneni toprağa verdin, başın sağ olsun fakat bir babam var senin. Kardeşin var. Benim kimin var? Sadece Ilgaz ve sen."
"Ömür boyu benimle kalsın demiyorum, Atlas. Bir kaç ay sadece. Kendine gelene ve toplanana kadar." Derin nefesler alıp verirken Ilgaz'a baktım. "Benim yanımda da toparlanabilir."
"Kendini kandırma, Ilgaz'ı birazcık düşünüyorsan doğru olanın farkındasındır."
"Tamam," uyuyan kardeşime bakarken gözlerimin dolmaması için çaba sarf ediyordum. "Kendisi de isterse gelsin seninle birlikte. Bir kaç aylığına." Başını sallayıp omzuma vurdu. "Doğru olanı yapıyorsun."