İçeriğe geç

Hayvan Sihirbazı

Bölüm 22 · 6 dk okuma

Hayvan Sihirbazı

Bölüm 22

BATAKLIK

“Ters bir hareketinde ölürsün.” Hazar, hayatını tehdit eden soğuk metale karşı hareketsiz kaldı ve ellerini yavaşça havaya kaldırdı. Dudağında alaycı bir gülümseme peydah olmuştu fakat arkasındaki adam henüz bunu görmemişti. Elinde tuttuğu fotoğrafı avucunun içinde gizlemeye çalışsa da Aras bunu fark etmiş, uzanıp fotoğrafı almıştı. Ardından Hazar’ın duvara yaslı bedenini kendine çevirdiğinde neşter yeniden genç polisin boynundaki yerini aldı. “Devletin polisini tehdit etmeye utanmıyor musunuz?” dedi sırıtarak. “Devletin polisi gece yarısı ofisimi karıştırmaya utanmıyor mu?” Hazar, yavaşça neşteri boğazından uzaklaştırıp Aras’ın elinden aldı. Ardından duvarla Aras’ın arasındaki rahatsız edici konumdan kurtuldu. Masanın önündeki sandalyeye oturdu ve ayaklarını hemen önünde duran sehpanın üzerine uzattı. Bir ayağını diğerinin üzerine attığında Aras, karşısındaki adamın pişkinliğini hayretle izliyordu. Fakat Hazar’ın dikkati elindeki parlak gri neşterdeydi. Son zamanlarda gündemi epeyce meşgul eden cinayet aletiyle tehdit ediliyor olmak burnuna pis kokuların akın etmesine neden olmuştu. “Bunu kullanmakta ne kadar iyisin?” diye sorduğunda bakışları elindeki neşterdeydi. “Ne alaka şimdi?” Hazar’ın yüzüne aniden çöken ciddiyet bakışlarını karanlıklaştırdı. “Soruma cevap verin Aras Bey.” Aynı ciddiyet Aras’ın da üzerindeydi. “Burası sorgu odanız değil. Gecenin bir vakti gizlice ofisime giriyor, ortalığı karıştırıyorsunuz. Soru cevaplayacak biri varsa o da sizsiniz. Ne arıyorsunuz burada?” Hazar, elindeki neşteri havaya kaldırıp “Bu neşteri ustaca kullanabilen birini arıyorum. Şimdi söyleyin ne kadar iyisiniz bu neşteri kullanmakta?” diye ikinci kez sordu. Aras, sinirle güldü. Karşısındaki adamın konuyu saptırmaya çalıştığını anlıyordu fakat sesini çıkarmıyordu. Şu anda aradığı şeyin neşteri iyi kullanabilen biri olmadığını biliyordu. “Ameliyatlarımı başarılı bir şekilde yapabilecek kadar iyiyim.” “Peki bununla bire bir aynı kesiler atabilir misiniz? Santimi santimine aynı olan kesiler?” “Sanmıyorum.” Aras, ayakta durmaktan yorulmuş gibi masadaki yerine oturdu. Elinde tuttuğu fotoğrafı cebine koyduğu sırada bakışları dağılan masada dolaştı. “Cidden ne aradınız burada?” diye sordu. “O fotoğraftakiler kimdi?” “Sizi ilgilendirmez.” “Tanıdık geldi sadece.” Aras’ın bakışları bir süre Hazar’ın üzerinde oyalandı. Yüzündeki morluklar ve yaralar iyileşmeye başlamış olsa da hâlâ yerlerini koruyordu. Genç adamın bu haline acımıştı. Ne yapacağını bilemeden oradan oraya savruluyor gibiydi. “Tanıdık gelmesi mümkün değil.” Aras bu cümlesiyle konuyu kestirip atsa da o fotoğrafın Hazar’ın içinde bıraktığı hissiyatı genç polis zihninin bir köşesine kazımış, peşini bırakmayacaktı. Hazar, anladığını belli eden bir baş hareketiyle asıl konuya gelmek için derin bir nefes aldı. “Aslında buraya seninle başka bir şeyi konuşmak için gelmiştim.” Oturuşunu düzeltti ve dikleşti. Aras, tüm bu saçmalıkları geride bıraktığını umut ederek karşısındaki adamın asıl amacını öğreneceği kısma geldiği için memnundu. “Nedir? Söyle.” Hazar, cüzdanından abisi ile olan fotoğrafını çıkarıp Aras’ın da görebileceği bir yere koydu. “Bu fotoğraftaki kişiyi tanıyor olmalısınız.” Genç veteriner uzanıp fotoğrafı aldı. Kısa bir süre sessiz kaldıktan sonra “Pek sayılmaz.” diye cevap verdi. Hazar, genel hatlarıyla durumdan Aras’a bahsettikten sonra asıl meseleye gelip tekrar sordu. “Abimin durduk yere böyle bir kriz geçirmesine imkan yok. Doktoru geçmişteki bir olayın ya da bir kişinin onu tetiklemiş olabileceğini söyledi. Sizinle benim bilmediğim bir geçmişi, bir tanışıklığı olabilir mi?” Aras, dakikalardır sessizce ve pür dikkat karşısındaki adamı dinledikten sonra cevap sırası kendisine gelince derin bir nefes alıp konuştu. “Maalesef, abinizi ilk defa hastanede gördüm. O şekilde üzerime gelmesi, ardından kriz geçirmesi beni de şoke etti. Nedeninin ben olduğumu sanmıyorum. Sorularınızın cevabını alakasız bir yerde arıyorsunuz.” Hazar’ın yüzünü kaplayan umutsuzluk bakışlarının yere düşmesine neden oldu. Birkaç saniye sessiz kalıp kafasını topladı. “Anlıyorum. Ama siz de beni anlayın. Bu işte bir gariplik seziyorum.” Bakışlarını yeniden Aras’ın gözlerine sabitledi ve öne doğru eğildi. Bu dakikadan sonra ağzından çıkan tüm kelimeler bir fısıltıdan ibaretti. “Sizinle açık konuşacağım. Bu konuda ısrarcı davranmamın sebebi benim de sizi tanıyormuşum gibi hissetmem. Abimin de bu şekilde reaksiyon göstermesi aklımdaki soru işaretlerinin iyice büyümesine sebep oldu.” “İyi de beni tanısanız bunu bilmez misiniz?” “Bilemem!” Diye bağırdı Hazar. Daha sonra sesini alçaltıp sadece ikisinin duyabileceği bir tonda konuştu. “Bilemem çünkü bir kaza geçirdim ve hayatımın bir bölümünü hatırlamıyorum.” Aras’ın kaşları hayretle havaya kalkınca alnında boylu boyunca bir gölge belirdi. Karşısındaki adamın çaresizliğine iyiden iyiye üzülürken buldu kendisini. Kısa bir anlığına onu teselli etmek istedi ama bu o kadar kısa sürdü ki çabucak kayboldu ve yerini merak duygusu aldı. Hiç çekinmeden sordu. “Nasıl bir kaza?” Bu soruyu sorarken Hazar’ın cevap vermesini beklemiyordu. Yine de merakına hakim olamamış karşısındaki adamdan bir hikaye duymayı ummuştu. Ama bu gerçekleşmemiş Hazar gizemini korumayı seçmişti. Ayağa kalkıp “Anlaşılan yanlış düşüncelere kapılmışım.” dedi. Dili böyle söylese de zihni ‘Yanlış düşünebilirsin fakat yanlış hissedebilir misin?’ diye dikte ediyordu. “Kusuruma bakmayın. Ortalığı biraz dağıttım.” Hazar kapıya yöneldiğinde Aras arkasından seslendi. “Yardımcı olmak isterdim fakat elimden bir şey gelmez. Yine de bir yardımı dokunacaksa şundan emin olabilirsiniz sizi ve abinizi ilk defa görüyorum.” Hazar, Aras cümlesini bitirinceye dek olduğu yerde durmuş ardından hiçbir şey söylemeden kapıdan çıkıp gitmişti. Eli boş bir şekilde buradan gidiyor olmak onu hayal kırıklığına uğratmıştı. Başarısız bir operasyondan sonra başı önde eve dönüyor olmak tüm dengesini bozmuştu. Öte yandan onun dönmesini sabırla bekleyen; uykusunu saatlerce erteleyen genç kadın, evinin salonunda karanlıkta tünemiş oturuyordu. Önünde duran sehpanın üzerinde Hazar’ın kendisinden istediği ve çoktan soğumuş olan kokoreç vardı. Saat gece yarısını epeyce bir geçmişti. Hazar her neredeyse gelmek üzeredir diye düşünüyor, ikide bir saate bakıp zaman geçirmeye çalışıyordu. Derken beklediği an geldi. Kapıya takılan anahtarın çıkarttığı ses kulağına geldiğinde oturduğu koltukta dikleşti ve Hazar’ın salona gelmesini bekledi. Genç adam uyuşuk adımlarla Asena’nın görüş alanına girerken ışığı yakmadan aynı karalığın altında yerini aldı. Tek kelime etmeden kendini kanepeye bıraktı, başını geri yasladı. Dışarıdan süzülen ışık sayesinde az da olsa yüzünü seçebilen Asena gözleri kapalı bir şekilde duran Hazar’ı hayretle süzdü. Zira yapması gereken açıklamalar vardı fakat hiçbir şey olmamış gibi koltuğa serilen ıslak ve perişan gözüken bedeniyle karşı karşıya geldi. “Neredeydin?” Kısa ve net bir soruydu sorduğu. Beklediği cevabın da öyle olmasını umuyordu. Ama Hazar sadece derin bir nefes almakla yetindi. “Hazar, yüzüme bakar mısın? Sana diyorum. Neredeydin?” Hazar başını kaldırıp yorgun ve altlarında torbalar oluşmuş gözlerini Asena’ya çevirdi. Saçları ıslak olduğu için bukleler alnına yapışmıştı. “Dolaşmaya çıkmıştım. Bütün gün evde oturmaktan sıkıldım.” “Bu saate kadar neyin dolaşması bu? Üstelik henüz iyileşmemişken ve yağmur bu denli şiddetliyken.” Hazar öne doğru eğildiğinde yüzüne vuran sokak lambası artık duvarı aydınlatıyordu. Odanın karanlığı onu ele geçirse de odadan daha karanlık bir şey Asena’nın gözlerinin içine bakıyordu. Genç kadının baktığı bu gözler arkadaşına ait değildi sanki. “Burada kalıyor olmam bana hesap sorabileceğin anlamına gelmiyor.” Asena, kısa bir an için genç adamın bakışlarında boğulduğunu hissetti. Kuvvetli bir nefes alma isteği ciğerlerini harekete geçirirken hızla ayağa fırladı. Fısıldayarak konuşsa da ses tonuna hâkim olmakta oldukça güçlük çekiyordu. “Şaka mı yapıyorsun sen? Sana hesap sorduğum falan yok. Senin için endişeleniyorum, başına bir şey gelmesinden korkuyorum hepsi bu. Büyük bir kaza geçirdin, iyileşmeden yalnız başına üstelik gecenin bir vakti kimseye haber vermeden çekip gidemezsin!” “Dediğim gibi sadece hava almaya çıkmıştım. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.” “Buna inanmamı beklemiyorsun dimi?” “İster inan ister inanma. Olan bu.” dedi Hazar omuz silkip. Asena hızla Hazar’ın oturduğu koltuğa adımlayıp yanına otudu. Genç adamın ellerini avuçlarının arasına alıp gözlerinin içine baktı. Orada gördüğü kişi onu tedirgin etse de bakışlarını çekmeyip tanıdığı, bildiği Hazar’ı aradı. “Hazar, nolur kapatma kendini bana. Bırak sana yardımcı olayım. Bir şeyler ters gidiyor, görüyorum. Lütfen konuş benimle. Anlat, anlat ki sana yardımcı olayım.” Genç adam bir süre karşısındaki kadına baktı. Ellerini öyle sıkı kavramıştı ki bu hissiyat canını acıttı. Ama bu acıdan kurtulmak için hiçbir hamlede bulunmadı. Karşısındaki kadının samimiyetine inanıyordu fakat anlatamazdı. Kafasında dönen olayları kimseye anlatamazdı. Zira kimse ona yardımcı olamazdı. O, birileri tarafından anlaşılmak istemiyordu. O sadece anlamak istiyordu. Beyninin içinde dönen, ona dünyada cehennemi yaşatan olayları anlamak istiyordu. Ara ara aklına düşen rüyalara bir anlam vermek istiyordu. Teker teker canlanan anıları bir sıraya dizmek, her şeyi yeniden hatırlamak istiyordu. Anılarını geri istiyordu. Ve bunun yolunun nerden geçtiğini bu gece net bir şekilde anlamıştı. Çünkü dönüş yolundayken beyninde canlanan anı, o hiç istemese de onu bir bataklığa çekiyordu. Çırpındıkça daha çok battığı bir bataklığa. Hatırladıkça daha çok unuttuğu bir ana…

Bölüm sonu

1 yorum