İçeriğe geç

Hayran Kurgu Serileri

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Hayran Kurgu Serileri

Bölüm 2

Enola Holmes Seri 1 Paralel Evrenin Geçmişin Kanlı İzleri

Yazdığım Tarih 08.01.2026

Ormanın derinliklerinde, ağaçların gölgeleri devasa pençeler gibi toprağa uzanırken Enola Holmes bir izin peşindeydi. Atından indiğinde, nemli toprak kokusuna karışan metalik bir koku burnuna çalındı. Bir ağaç gövdesinde asılı duran, üzerine kan sıçramış o mektubu gördü. Mektubu yavaşça açtığında, soğuk havanın içinde donup kalmasına neden olan o satırlarla karşılaştı

Sen avcıysan, ben de senin avcınım. Bastığın toprağa, aldığın nefese dikkat et dedektif!

Çünkü av, avcısına aşık olduğunda oyun kanlı biter.

Mektubun altındaki amblem yabancıydı ama hissettirdiği soğukluk tanıdıktı. O sırada, ağaçların arasından keskin bir çift gözün onu izlediğini hissetti. Enola, atına doğru geri çekilirken burnuna gelen o garip, ağır kokuyu tekrar aldı. Tam hamle yapacakken yerdeki gizli tuzağı fark etti; son bir refleksle takla atıp kurtulduğunda arkasına döndü. Az önce durduğu yer, sanki görünmez bir el tarafından bir kan gölüne çevrilmişti.

ŞİMDİKi ZAMAN

Modern Londra'nın çelik ve camdan yükselen gökdelenleri arasında, geçmişin tozlu hayaletlerini kovalayan bir dedektif... Güneş ışınları binaların arasından süzülürken gölgeler bir bıçak kadar keskin görünüyordu. Sherlock ve Mycroft'un ne kadar inatçı olduklarını Enola çok iyi biliyordu. Yine peşindeydiler.Mycroft, kusursuz ütülü takım elbisesiyle ofise girdi ve iç çekti:

Mycroft=Neden bu kadar inatçısın küçük kardeş? Neden biraz olsun bize çekmedin?

Enola, büyütecinin arkasından sırıtt.

Enola=İşimin en can alıcı noktasında bunu sorman ne kadar doğru Mycroft? Hem insanlara bir faydam dokunuyor, bunun ne zararı olabilir?

Mycroft gözlerini devirerek Sherlock'a döndü.

Mycroft=Sherlock... Sen de bir şey söylesene!

Dünyaca ünlü dedektif Sherlock Holmes, pencereden dışarı bakarken mırıldandı:

Sherlock =Elbette topluma faydalı olmak takdire şayan ama... Biz sadece senin iyiliğini düşünüyoruz.

Enola isyan ederek

Enola=Abi ya!Sen de mi? Sen de bir dedektifsin!

Sherlock hafifçe gülümsedi ama bu bir meydan okumaydı:

Sherlock=Sen bu işte henüz yenisin küçük kardeşim. Ben bu alanda bir profesör sayılırım.

Enola şapkasını düzeltti

Enola=Tabii canım, ne demezsin! Lakin bu benim kaderim, benim kararım. Siz de zahmet olmazsa saygı duyun.

Mycroft iç çekti üsteledi

Mycroft=Abilerini mi sınıyorsun sen küçük kuş?

dedi. Enola kapıya yönelirken.

Enola=Cik cik öteyim de eksik kalmasın!Sizin sabrınızı ancak ben sınarım. Sizin küçük baş belanız da olsam, en zekiniz olduğumu biliyorsunuz. Hadi bay, öptüm ben kaçar!

Londra sokaklarında atını (modern trafiğe meydan okurcasına sürerken, insanlar ona hayranlık ve şaşkınlıkla bakıyordu. Ancak o kalabalığın içinde bazıları vardı ki, bakışları kıskançlıktan çok daha karanlıktı.

Bu bir takıntılı hayran mıydı, yoksa geçmişten gelen bir canavar mı?ya da. Bir çeşit Joker miydi? Ofisine dönüp masasının üzerine oturduğunda, üzerinde HOLMES yazan eski bir sandıkla karşılaştı. Şifreyi girdiğinde sandık gıcırdayarak açıldı; ortalığı yoğun bir toz bulutu kapladı. Enola öksürerek tozu dağıttığında gördüğü amblemle donup kaldı: Bir kurt sembolü ve tam ortasında sırıtan bir surat.

.Buna cüret edebilecek, kana susamış tek bir kişi vardı: Joker! di o.

Drakula. Ama o ölmüştü! Sherlock, sevgilisi Irene Adler'in intikamını almak için onu yok etmişti. Yoksa bu, onun kardeşi .Draconis miydi?Enola gözlerini kapatıp o karanlık ana daldı.

Zihninde bir vizyon belirdi:

Flashback

Sherlock Holmes haykırıyordu:

Sherlock=Dur, yapma Onunla değil, derdin benimle! Bırak onu!"

Yarı insan yarı kurt bir yaratık gibi hırlayan

Joker sırıttı çarpık gülüş atı.

Joker=Ne o Holmes? Yalvarıyor musun? Dünyaca ünlü dedektifin gücü bu mu?

Sherlock'un gözleri kararmıştı öfkeyle.

Sherlock=Joker, seni uyarıyorum. Onu bırak, yoksa ne yapacağımı anlamadan geberirsin!

Joker, yanındaki Drakula'ya işaret verdiği anda, Irene Adler'in hayatı ellerinin arasından kayıp gitti. Sherlock'un öfke dolu bağırışı Londra'yı inletirken, Mycroft'un halatlı, zehirli oku havayı yırtarak geçti. Ok Joker'in kalbine saplandığında, o ve Drakula yere yığıldı.Ancak yere düşenler insan değil, birer kuklaydı. Birer Hortkuluk gibi...Enola gözlerini açtı. Nefes nefeseydi. Modern Londra'nın ortasında, Victoria döneminden kalma bu kanlı bilmeceyi çözmek zorundaydı.

Geçmişin bedeli, bugünün ipucuydu.Ofisindeki gizemli sandığı kimin bıraktığı sorusu Enola'nın zihnini kemiriyordu. Gece boyu yaptığı araştırmalar onu şehrin altındaki eski, unutulmuş bir mahzene götürdü. Burası adeta Joker ve Drakula'nın karanlık mirasına adanmış bir tapınak gibiydi.

Ertesi Gün Sabah,karanlığın kalbi.Güneş henüz Londra sisini dağıtamadan.

Enola o gizli mahzene sızdı. İçerisi ağır bir küf ve taze kan kokusuyla doluydu. Masanın üzerinde duran eski bir harita ve üzerinde Draconis yazılı bir mühür buldu. Tam o sırada, gölgelerin içinden o tüyler ürpertici kahkaha yükseldi.

Joker=Ziyaretine sevindim, küçük Holmes...

Joker, elinde parlayan ince bir bıçakla gölgelerin arasından süzüldü. Enola hiç tereddüt etmedi; ceketinin altından çıkardığı kısa kılıcıyla hamle yaptı. Mahzenin dar koridorlarında çelik çeliğe çarptı. Kanlı bir düello başlamıştı. Joker hızlıydı ama Enola'nın öfkesi ve zekası daha baskındı. Enola, rakibinin saldırısını bir savuşturma hamlesiyle boşa çıkardı ve diz kapağına indirdiği sert bir darbeyle Joker'i yere serdi.

Enola son vuruşu yapıp onu öldürmek yerine, adamın göğsündeki parlayan amblemi çekip aldı.

Enola=Ölüm senin için fazla kolay olur,.diye fısıldadı. Hemen oradan uzaklaşıp abilerinin yanına koştu. Sherlock ve Mycroft, patlamadan son anda kurtulmuş, hafif sıyrıklarla ayakta duruyorlardı. Enola onların güvende olduğunu görünce derin bir nefes aldı.

1 YIL SONRA

Aradan tam bir yıl geçmişti. Enola, elindeki amblemin sadece bir nişan değil, zamanın dokusunu büken bir "Portal Anahtarı" olduğunu keşfetti. Aylarca süren hesaplamalar ve simya çalışmaları meyvesini vermişti.

Londra'nın modern silüetine son kez baktı. Amblemi havaya kaldırdığında, mekanik bir sesle birlikte hava yarılmaya başladı. Mavi ve mor ışıkların arasından Victoria döneminin o isli, puslu ve at arabası sesleriyle dolu havası sızıyordu.

Enola, portalın içine adımını attı.

Gözlerini açtığında tam olarak o gündeydi

Ormanın derinlikleri, o kanlı mektubu bulduğu gün... Atının üzerinde, henüz hiçbir şeyden haberi olmayan geçmişteki hali birkaç metre ötesindeydi.

Enola, ağaçların arkasına gizlenmiş olan asıl düşmanı gördü. Bu ne bir kuklaydı ne de bir illüzyon. Karşısındaki gerçek Draconis'ti. Enola, bir yıl boyunca biriktirdiği tüm tecrübesiyle kılıcını çekti.

Enola, sesi ormanda yankılanarak

Enola=Bu sefer! Sen . Kendi ölüm fermanını!okuyacaksın

Enola Holmes, bu kanlı davayı bitirmek için ileri atıldı. Artık ne bir çırak ne de bir küçük kardeşti; o, zamanın ötesinden gelen bir cellattı.

Ormanın uğultusu, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Enola Holmes, kılıcını kınından çektiğinde metalin sesi soğuk havada bir çığlık gibi yankılandı. Draconis, bir gölge kadar sessiz ve ölümcül bir biçimde Enola'ya doğru ilerledi.

ÇİN!

Ani ve sağır edici bir çelik sesiyle kılıçlar havada kilitlendi. Çarpışmanın şiddetiyle etrafa saçılan kıvılcımlar, Enola'nın öfke dolu gözlerini aydınlattı. Aralarında artık mesafe yoktu; sadece birkaç santimlik ölümcül bir boşluk, birbirine karışan sıcak nefesler ve çeliğin soğuk keskinliği vardı.

Enola, şaşkınlığını hızla saf bir nefret ve güce dönüştürerek tüm ağırlığıyla yüklendi ve Draconis'i geri itti.

Enola=Sen!Nasıl hayata tutunabildin? Sen çoktan toprağın altında olmalıydın! diye bağırdı Enola, sesi titreyerek

Kılıçlar yeniden büyük bir gürültüyle buluştu: ÇİN!

Draconis, yüzünde çarpık ve karanlık bir gülümsemeyle cevap verdi

Draconis=Karanlık sanatların kadim yasalarına aşina değilsin dedektif... Ölüm, bizler için sadece bir form değiştirmedir.

Enola, kılıcını bir kez daha savururken dişlerini sıktı Enola=Demek ağabeyinin, o canavar Drakula'nın intikamını almak için bunca vahşeti tasarladın, öyle mi?

Draconis, sesi mezar sessizliği kadar soğuktu. Draconis=Doğru!Bir Holmes kanı dökülmeden bu hesap kapanmayacak.

Draconis darbelerin şiddetiyle sarsıldı ama düşmedi; hareketleri insani bir hızın ötesindeydi. Ancak Enola, bir yıllık bekleyişin ve acının verdiği saf yetenekle hareket ediyordu. Bir gölge gibi eğildi, Draconis'in zayıf anını kolladı ve tüm gücünü tek bir hamlede topladı. Güçlü bir savurmayla Draconis'in dengesini bozdu ve ağır bir darbeyle onu çamurlu yere, kendi karanlığına mahkûm ederek düşürdü.

Enola kazanmıştı ancak bu zaferin bedeli ağırdı. Bedeni titriyor, harcadığı insanüstü çaba yüzünden görüşü bulanıklaşıyordu. Gücü tükenmek üzereyken, elindeki amblemi son bir gayretle sıktı. Hava yeniden yırtıldı; portalın içinden iki karaltı belirdi.

Sherlock ve Mycroft... Kardeşlerini kanlar içinde ama dimdik ayakta gören Sherlock, ilk kez yüzündeki o sarsılmaz maskeyi düşürdü. Enola'ya doğru koşarken, Mycroft elindeki asasıyla etrafı kontrol altına alıyordu. Geçmişin kanlı izleri silinmiş, intikam ateşi sönmüştü; ancak Holmes kardeşler için bu, paralel evrenlerin kapılarını sonsuza dek aralayan sadece bir başlangıçtı.

Ertesi günün sabahı,Holmes Dedektif Konseyi

Londra'nın üzerine her zamankinden daha parlak bir güneş doğdu. Baker Street'teki o meşhur odada, bu kez sadece Sherlock ve Mycroft değil, masanın başköşesinde yorgun ama mağrur bir biçimde Enola Holmes oturuyordu.

Oda derin bir sessizliğe bürünmüştü. Mycroft, elindeki gümüş mühürlü bir zarfı masanın üzerine, Enola'nın önüne doğru yavaşça itti. Sherlock ise şöminenin yanında durmuş, yüzünde nadiren görülen o samimi ve gurur dolu gülümsemeyle kardeşini izliyordu.

Mycroft, boğazını temizleyerek o resmi sesiyle konuştu:

Mycroft=Kabul etmeliyim ki, küçük bir kuşun bu kadar yüksekten uçabileceğini tahmin etmemiştim. Sergilediğin cesaret ve zamanın ötesindeki zekân, artık görmezden gelinemez.

Sherlock araya girdi, sesi her zamankinden daha yumuşaktı:

Sherlock=Bu sadece bir başarı değil Enola, bu bir devrim. Artık 'Sherlock'un kız kardeşi' değilsin. Sen, paralel evrenlerin ve bu zamanın en yetkin zihinlerinden birisin.

Enola, masanın üzerindeki zarfı açtı. İçinde, üzerinde her üçünün de ambleminin bulunduğu, altın işlemeli bir kart duruyordu:

Altında ise tek bir unvan yazılıydı: BAŞ DEDEKTİF.

Enola, abilerine bakıp hafifçe göz kırptı. O her zamanki muzip tavrıyla,

Enola=Eh, sonunda birilerinin bu aileyi gerçekten kurtarması gerekiyordu. dedi.

O an odada yükselen kısa süreli kahkaha, sadece bir zaferin değil, yeni bir dönemin habercisiydi. Enola Holmes artık bir çırak ya da peşinden koşulan bir genç kız değildi; o, imkansızı başarmış, geçmişi ve geleceği birbirine bağlamış gerçek bir efsaneydi.

Başka maceralar da görüşmek üzere kendinize iyi bakın

Kelime 1484

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.