İçeriğe geç

HAYL

Bölüm 1 · 14 dk okuma

HAYL

Bölüm 1

Başlangıç

Sonsuz bir gülüş , ansızın bir ölümden daha çok acıtır. ~Hayl~ 1.bölüm “Bir ateş gördüm bu...” Günlerden pazartesi, Anne, annem yok benim. Hep yoktu, hiç var olmadı. Bekledim ama gelmedi, hiç olmadı işte. Bilirsiniz ya bir kuş annesiz uçamaz ,hayata tutunacak bir dal arar. Yerden yere savurulurlar. Ama ayağa tekrar kalkarlar tekrar tekrar denerler. Acıları büyüktür o yüzden en sonunda ölürler. Bende bu hayata böyleyim. Küçüklüğümden beri hiç anne diyebileceğim biri olmadı. Babama gelirsek o direk ben doğduğum gün kaçtı beni dayıma bıraktı. O kaçtığı gün benim aslında hastanede olduğumda “çocukluğum cennetmiş.” Dediğimi hatırlıyorum. Sonra cehennemî yaşadım ben dayım yüzünden... Dayanamadım acıya ,kaçtım. Evet orası evdi soğuk, ısız , ısıtmayan bir evdi yuva değildi. Sokak bana yuva oldu. Daha çok ısıyı hissetim. Dışarısı ne kadar soğuktu ama içim sıcaktı. Bir melodi vardı 8 yaşındaydım. Hâlâ hatırlıyorum çok güzeldi sokak sesleri fazlaydı bu bana güzel geliyordu. Korkmamı engelliyordu. Tabi kötü yanlarında vardı ama güzellikleride çoktu... 1.Bölüm Bir kalp atış ne kadar sesizdir . Gözlerin o bakış şekilde öyledir anlamasın kimin sana baktığını. İlk defa hissettim bana birinin baktığını. Ben kendimi her zaman görünmez görürdüm . Kimsenin fark etmediği bir kız olarak. Benim ismim Alcan ismimi pek fazla kişi bilmiyor çünkü fazla insanlarla sosyalleşmem yoktur . Şuanda ise 2.Cehennemimim olduğu yere gidiyordum. Yakalanmıştım. Karokalada gelmiştim . Gözlerimi gökyüzüne çevirdim belki bir daha göremeyebilirdim. Gökyüzünün o masum rengi beni kıskandırdı. Hep masmavi ve beyaza yakındı. Bulutlar , kuşlar onunlaydı ,kimsesiz değildi. Bu benim daha çok kıskanmama neden oluyordu. Ben o gökyüzünün yanında kimsesiz olan bir kızdım. Kolumun acı hissiyatı ile gözlerimi önüme doğru indirdim. “Yavaş...” Diyecekken adam karşısında birinin olduğunu ve benim hakkımda konuşmadıklarını fark ettim. Tüm kötülükler bende olduğu gibi onları dinledim. “Her zaman onları yakalayamıyoruz. Çete gibiler daha çocuk yaştalar ama çok zorlayıcılar” Beni tutan adam bunu duyunca aralarında sessizlik oldu. Ardından söz bana geldi . Başka gözün üzerimde hissettim. “Bu kız ne yapmışta giriyor.” Gözlerim adama baktım yüzü çok korkunçtu gözlerinin birinde eskiden olan gözlerinin tam üstünden bıçak geçmiş ve iz bırakmış... Aslında hiç yapmadığım bir şeyi ona sordum. “Bu yarayı size kim yaptı” dedim. “Hâddini aşma .” diyen arkamda beni tutan adama baktım. Sonra yine kafamı öne doğru çevirdim. Haklıydı banane ki adama kim yaptıysa sanki ‘polisime bunu neden yaptınız ulan.’ Diye onları dövecektim . Önümdeki adam derin nefes verdi, galiba söze girecekti. “Asla elimize geçemeyen çete yaptı bunu birtakım ergen diyelim.” Anlaşılan az önceki çeteden bahsediyordu, ne olursa olsun o çeteye girmeliydim. Ama önce buradan kurtulmalıyım. Elim kelepçeli olabilirdi ama bu kaçamayacağım anlamına gelmiyordu. Hâlâ dışarıdaydık diğer polislerin içine girmeden buradan kolayca kaçabilir ve onları aramaya başlayabilirdim. Kafamı arkaya çevirdim arkada toplam 2 kız 1 erkek polis vardı önde benimle konuşan polis içeri girdi. Birde beni tutan polis vardı toplam dışarıda 4 polis vardı. Ayağımda bıçak az da olsa dışarı çıkmıştı fakat oraya uzanamazdım, zaten uzansam da polis hemen fark eder ve müdahale ederdi. Başka yol aradım beynime hiçbir yol gelmiyordu. Kafamı yana çevirdim. Polis kıyafeti giymeyip bize bakan serseri vardı. Elinden sigara olup derin bir nefes veriyor ve kafasını olumsuz şekilde iki yana çeviriyordu. Gözlerimiz kesiştiği an gözlerini keskinleştirdi. Yere doğru tükürdü. Tam göremesem de kesin balgamlıydı. Polise baktığımda o da fark etmiş olmalı ki oraya baktı. “Neye bakıyorsun.” Diye bana kızdı. Oraya tekrar baktığımda orada değildi. Önüme döndüm polise cevap vermekle uğraşmadım. Zaten benim kafam yerinde olmadığı kesindi. Eski zeki Alcan yoktu onun yerine aptal bir Alcan vardı. Poliste bunu anlamış olmalıydı çünkü derin nefes verdi. 15 senem boşa gideceğini düşünmek... yani çok bir şey yapmamıştım altarafı birisini öldürmüştüm. Gözlerimi yine az önceki yere çevirdim. Nedense orada olmasını istiyordum. Ne yazık... Orada değildi. Ben umduklarımla yaşadım bu zamana kadar, yaşadıklarımla değil. En büyük hatamda belki de budur. İstemediklerini kabullenmeyişim. Ben hiç kaybetmek istemedim Kazanamadım ama kaybetmedim de. Hep ortayı tercih ettim. Dur hayır tercih etmek zorunda kılındım. Hayatım hep zorlanarak geçti şimdi gökyüzünü, çevreyi göremeyecektim. Sıkıntı değil çünkü zorlanmayacaktım sadece özleyecektim ,dışarıyı özleyecektim. Sevmek nedir bilmeyen ben belkide bu 15 senede birisini sevecektim. Yine saçmalamaya başlamıştım. Ben ve aşk mı kimse bana dayanamazdı . Ben bile bazen kendimi sevmezken birisi beni sevmezdi. Bir ıslaklık hissettim yukarıdan geliyordu. Kafamı yukarı çevirdim yüzleri kapalıydı bir maske takıyorlardı. 4 kişi falanlardı belkide daha fazlalardı. Polisler silahlarını çıkarıp onlara tutular. Bir polisin ağzından “Kahretsin yine bu çete yürek yemiş olsalar gerek.” Anlaşılan bir istediğim oluyordu girmek istediğim çete tam karşımdaydı. Polis birinin kolundan vurdu. Hadi ama diye kafamı yana çevirdim... Oradaydı sigara içiyordu. Bir yandan sırıtarak savaşı izliyordu. Keskin gözleri bana döndü. Sırıtması söndü. Bakışlarını benden ayırdı. Yoksa o damı bu takımdaydı. Elini yerde duran ceketine ve ... Maskeydi. Maskeyi eline aldı ve yüzüne taktı. Yavaş adımlarla yürüyerek yanımıza doğru geliyordu. Kafamı polislere çevirdiğimde hepsi beni unutmuşlardı. Üsteki çeteye odaklanmışlardı. Kafamı tekrardan üste kaldırıp çeteye baktım. Zorla mı yapıyorlardı. Benim için gelmiş olabilir miydiler?? Hayır sanmıyordum büyük ihtimalle içeride arkadaşları vardı onları kurtarmaya gelmişlerdi. Bu aptallıktı o sis bombası mıydı. Tam benim üzerime fırlattı . Çok hızlı davranmıştı kim yaptığını çok merak etmiştim . Arkamda bir el hissettim. Atak yapamıyordum savunmasızdım çünkü ellerim bağlıydı. Tek seçenek bağırmaktı ağzımı açtığım gibi hızlıca gelen bir el ağzımı kapattı ne kadar hızlıydı. Bir konuşma geçiyordu ama duymam zordu her yerde silah sesleri ,bağırma ve acıyla inleme sesleri vardı. Gözlerimin kaydığını hissetim. Elinde bayıltıcı bir bez olduğunu daha yeni fark ediyordum o kadar ince seçilmiş ki el olduğunu zannetmiştim. Her Yer bulanıklaşmıştı , gözlerim kapanıyordu ve gözlerim siyahlaştı . 2 saat sonra; Her yer sallanıyordu. Deprem oluyor gibiydi. Gözlerimi araladım bir araba gibi Bir şeydeydim. Konuşma seslerini duydum “ Bu kızı niye istedin Akay .” bir kız sesiydi. Bende merak ediyordum. Cevap vermesini heyecanla bekledim . “ Bu soruyu gelecekte hepiniz öğreneceksiniz ama ilk önce yarana bakalım.” Etraf sessizleşti sadece arabanın teker sesi geliyordu. “Neden ,neden hep başkalarını düşünüyorsun Akay. Sen en büyük yaralandın, hep kendine bakmak yerine bize baktın.” Kız ağlayacak gibiydi. Arabada kimse yok muydu sadece ikisi konuşuyordu. “Kesin sesinizi kız uyandı dinliyor uyuyor numarası yapıyor.” Nasıl anlamıştı oyunculuğum hep iyidir ama o hemen anladı. “Prenses uyandı mı?” Bu başka birinin sesiydi iki kişi daha vardı. En sonunda numaradan çıktım ve gözlerimi tamamen açtım. Ellerimin açık olduğunu fark ettim. “Teşekkürler. Ama size ihtiyacım yoktu.” Bir çocuk yere tükürdü. Bana tam küfredecekken başka biri geldi. Gözlerim ona kaydı. Çok güzel biriydi. Üstü açık arabada saçları dalgalanıyor ve dağılıyordu. Koyu yeşil gözleri güneşin altında parlıyordu. “ Kıza iyi davranın onun suçu yok.” Diyerek beni kurtardı. Yere tüküren çocuk “ Yardımınıza ihtiyacım yok sizi aşağılıklar diyor bildiğin.” Kesinlikle öyle diyordum. “Noldu kızdın mı seni kedicik.” Diye onu daha çok kızdırmak istedim. Öylede oldu . Gözleri daha çok açıldı o an o güzel kız onun kollundan tutu ve göz teması kurdular. Çocuk bir anda sakinledi. “ Seni sevmedim, Bak kızım haddini bileceksin yoksa..” derken onu susması için işaret yaptım. “ Döver misin abicik.” Diye onla dalga geçer gibi konuştum. Gözlerimi kıstım ve “ Çok korktum.” Derken ellerimi yüzüme getirdim ve dizlerimi büktüm. Dudağını ısırdı ve arabadaki koltuğa vurdu. Pencereden dışarı doğru baktı. Susmayı tercih etti.” Hepsini tanıştırayım .” diyen güzel kıza baktım. Eliyle siyah kıvırcık saçlı siyah gözlü ,gözlüklü çocuğu gösterdi “Bu Akel . Esprili çocuk deriz.” Sonra yandaki sarışın kahve gözlü ağlayan kızı gösterdi . “Bu Defne Işık.” Sonra bana küfredecek çocuğa döndü siyah saçlı kahverengi gözlüydü“ Bu ise Ensar.” Sonra aklıma takılan soruyu sordum “peki Akay denilen çocuk nerde.” Birbirlerine baktılar. Defne söze girdi. “Bundan sanane zaten iki gün sonra bize dayanamaz gidersin öğrenmenin ne anlamı var.” Beni hafife alıyorlardı. Kolay kolay vaz geçen biri değildim ve asla da olmazdım. “Pardon ama beni siz buraya getirdiniz. Soruma cevap verir misiniz hem patronunuz kim?” bir çıtır sesleri geldi. Ardından silah sesi. Korkmuştum bu silah sesleri küçüklüğümü hatırlatıyordu. “Çok konuştunuz yine.” Bu ses çok kalındı bir erkekti. “ Noldu Alcan Turfay dilini mi yuttun. He bu arada buranın lideri benim” soy ismimi bile biliyordu ayrıca ağaç yanında sigara içen çocuktu. Siyah saçları sarı gözleriyle çok yakışıklı gözüküyordu. Boynunda dövmesi vardı. Uzun kirpikleri altından alaycı bakış attı. “Bakalım bize dayanabilecek misin” Bu sefer küçümsenmiyordum. Direk bana güvenmediklerini bir iş için yararım olduğunu anladım. Saçlarımı arkaya attım. “Görelim bakalım Akay lider“ diye göz kırptım. Beklemediği çok belliydi. Dudaklarının yana doğru kıvrandığını gamzelerinin biraz daha belli olacağını fark ettim ama o yüz ifadesini hemen silmişti. Gözlerini eline aldığı sigaraya çevirdi, ardından çakmağını çıkartıp sigarasını yaktı. Gözlerini gökyüzüne çevirdi. Sarı gözleri güneş altında o kadar güzel duruyordu ki... ~Anılar~ “ Anne şuna bak ne iğrenç. Kirlenmiş kıyafetleri var hiç mi utanmıyor.” Gözlerim onlara bakıyordu. Ardından bahsettikleri çocuğa belli etmeden baktım. Ne kadar benim gibi olsa da onda farklılık vardı. “Kızım sus duyacak şimdi.” Kızı annesine trip atarmış gibi saçlarını annesine savurdu. Ben yine çocuğa baktım. Söylediklerini duymuş olmalıydı çünkü... Şimdiki Zaman ; Anımın hepsini hatırlamıyordum ama hatırlamak içinde uğraşmadım. Hani bilirsiniz ya insanlar geçmişte durdukları için geleceğe adım atamazlar bende öyleydi. O çocuk vardı ama kim olduğunu nasıl göründüğünü hatırlamıyordum. Bende gökyüzüne baktım. “Hepimizin ayrı odaları vardır. Kesinlikle girmek yasaktır.” Söze devam etti. “ Kimse kimsenin özeline karışamaz ben hariç ,herkes biliyor.” Bu madde çok bencilceydi. Yine devam etti. “Evden çıkmadan önce en az 2 kişinin haberi olacak.” Ağzını araladı. Yok artık daha ne vardı. “Gizlice kaçmaya çalışan, eğitimlere özel neden yada hastalık olmadığı sürece girmeyen cezalandırılır.” Devamı var gibiydi. Ama söylemiyordu. Kimseden çıtırtı gelmeyince ben her zamanki gibi konuştum. “Peki o zaman benim odam nerde.” Hâlâ ismini bilmediğim güzel kız “ şu anlık odan yok . Odaya girmek yasak dediler o zaman dışarıda mı kalacaktım. “O zaman nerede kalacağım.” Yutkundu . Bu beni de şaşırtmıştı ve korkmamı sağlamıştı. “Koltukta sıkıntı olmaz değil mi.” Ensar söze girdi “ Sanki çok umurumuzda Esra.” Esra’ya sesini yükseltemiyordu. Kavgayı bitirmek için söze girecektim ama ani bir frenle sesiz bir küfür savurdum. Yada ben öyle zannediyordum çünkü çoğunluk bana baktı . Bana bakmayan Akay “ Hadi inelim.” Diyerek beni yok saymıştı. Bunu diyen Akay’a herkes baktı ve onu dinleyip arabadan indiler bir araba ben ve bana tanıştırılmamış olan çocukla kalmıştım . Ağlamak istiyordum bunlar kaç kişiydiler. Çocuk üstü açık olduğundan dolayı ayağa kalktı. Yere doğru bir zıplayışla indi. Bende hafifçe kapıyı açıp kapıdan düzgünce indim. Allah bilir bu araba ne kadardı. O kadar güzel bakım yapmışlar ki arabada ne çizik bulabilirsin nede toz o kadar temizdi. Ayrıca dışarıdan arabaya baktığımda lüks bir araba olduğu hemen fark ediliyordu. Gözlerimi arabadan çektim sırada eve bakmak vardı. Az kişi değillerdi ama bu kadar büyük bir eve 14-15 kişi sığardı demek ben koltukta yatacaktım o zaman. Bunlar kaç kişiydi. Önden yürüyorlardı. Bende hızlı adamlarla onlara yetişmeye çalışıyordum. Duraksadım. Bu evin bahçesindeki bibloya baktım. Ellerimin titrediğini fark ettim. Kafamda bir görüntü oluştu. ~Anılar ~ O çocuk çok yakışıklıydı. Sapsarı gözler ve sırıtışı ama neden sırıtıyordu . Çocuğun ayağında çığlıklar attan annesine baktım birde deniz kenarında olan o kız baktım. Kafası uçmuştu. Kız hayatını kaybetmişti her yerde kanlar vardı. Çocuk elindeki bıçağı kadının nefes borusuna geçirdi ardından yere doğru eğilip eliyle orayı ikiye ayırdı. Kadın çığlık atması durdu. Çünkü o ölmüştü. Çocuk ayağa doğru kalktı. Elini havaya kaldırdı ellerine baktı. Sonra kahkaha artmaya başladı. Ben korkuyordum gözlerim irileşmişti. Kendim içinden 100 e kadar saymayı bilmediğim için 10 kere 10’a kadar sayıyordum. Geri adım atmak için can atıyordum. Tam öyle bir şans bulup attım ki. Beni fark etti ve elindeki bıçağı bana fırlattı. Koluma gelip sıyırmıştı ama yine fazlasıyla derindi. Arkaya doğru baktım bıçak bir bibloya geçmiş hatta kırılmak üzereydi bu bir altından yapılmış bir kelebek biblosuydu Şimdiki Zaman; Gözlerimi araladım. Başımın o keskin ağrısı ve bedenimin her tarafında bu acıma hissiyatı ile uyandım. Gözlerim tavana bakıyordu. O dekorasyon fikirleri kimden çıktığını merak etmiştim. Asıl şaşırdığım bir yatakta uyanmış olmamdı. Kafam ağrıyordu yana doğru zorlukla da olsa çevirdim. Bir doktor vardı. Ellerime doğru baktığımda serum takılı olduğunu gördüm. Doktor benimle ilgilenmeyi bitirmişti. Kapıda duran Akaya baktım kuralı çiğnemiyordu. Gözleri bana kaydı. O sırada doktor Akay’ın yanına gitti. Sonra Akay doktorla konuşmaya başladı. Duyamıyordum oda kocam olduğundan kapıyı duymak daha da zordu. Duyamayınca odaya bakmaya başladım. 2 giyinme dolabı birleşikti çalışma masası vardı. Kendine özel tuvaleti vardı. Ayna vardı küçük masa ve oturmak için sandalyeler vardı. Yerdeki halı benden büyüktü. Yatak konusuna gelmiyorum bile o kadar yumuşaktı. Yan dekorları, işlemin şekilleri çok güzeldi. 2 kişilikti. Daha çok şey var ki saymakla bitmiyordu. Akay doktorla konuşarak merdivenlerden aşağı iniyordu. Ben ise hala nasıl böyle güzel odanın içerisinde olduğumu ve üzerimdeki hayranlığı atmaya çalışıyordum. Bir küçük çocuk gibiydim gözlerim parlıyordu. Birisi kapıya geldi ve tıklattı. Bende “girin.” Dedim. Gözlerimi kapıya yönelttim. Akay gelmiş ve odamdaydı. “ Eğer odanın sahibi izin verirse girebiliyoruz.” Dedi. Bende onaylarcasına kafamı salladım. Bazen düşünüyorum da biblo, sarıgözleri aynıydı. Siyah saçları aynıydı. Geçmişteki o çocuk olabilir miydi. “Hiç insan öldürdün mü Akay.” Bunu duyan Akay şaşırmamış hatta hiç yüzünü değiştirmemişti. Yutkundu ve sonra “Evet öldürdüm.” Kim olduğunu sormayacaktım zaten cevabımı almıştım. “ Deniz kenarında mı?” Gözlerime keskin bakışını dikti. Sonra elleri saçlarıma gitti . “ Merak etme sen o yaraladığım kız değilsin. Eğer o olsaydın. İlk kaçıracağım kişi sen olurdun.” O kız değil miydim o zaman o kız kimdi. Artık kendimi tanımıyordum. “ Telefonumu verir misin?” yanda sehpada duran telefonumu almak için eğildi. Eline alıp bana uzattı. Akay’ın elinden aldığım telefonumun kılıfını çıkardım ve arkasında duran küçüklük fotoğrafımı çıkardım. “Bu muydum?” Gözleri fotoğrafa kaydı. Olumsuz anlamda iki yana çevirdi. Tam ayağa kalkıp isyan edecektim ama elleriyle omzuma baskı yaptı ve beni yatağa tekrar yatmamı sağladı. “ Hastasın dinlen.” Düşünceli biriydi. Bu beni daha çok sinirlendiriyordu. Akel odadan çıkacağı sırada doktor girdi. Akel kafasını geri çevirdi. Göz ucuyla baktı bana. O bakışı çok net hatırlıyorum. Elimde olan küçüklük fotoğrafımı telefonumun arkasına geri koydum. Doktor elimdeki serumu değiştiriyordu. Beni şaşırtan ise ilk kaçıracağım derken. Kötü anlamda mı? İyi anlamda mı? Demişti. Kaçırıp ona ne yapacaklardı. Belkide bana... Düşününce bende kaçırılmıştım. Ve hala nedenini bilmiyordum. Kafamın uyuştuğunu hissetim. Yastık ne zaman bu kadar yumuşak olmuştu. Seruma baktım bilmediğim bir sıvı veriyorlardı. Doktor hemşireyle konuşuyordu. Canımın acıdığını hissediyordum. Damarlarım uyuşmuştu ve bu beni rahatsız ediyordu. Gözlerimi kapattım. Acıya alışkındım. Bu acı kurşun acısından azdı. Hemşire bana çıkmadan önce acının 1-2 saate geçer dedi. Bende sadece bir umutla geçmesini bekledim. 2 saat sonra; Gözlerim yanıyordu. Acı azalmıştı ama geçmemişti. Uykulu gözlerimden yaşlar döküldü. Ardından kapı çalındı. “ Girin.” Kapıdan giren kişi defneydi ne kadar bana ağlayan bir bebek gibi gözükse de aslında iyi kalpliydi . Yanıma geldi ve seruma baktı. Ardından kahve gözleriyle bana baktı. Dudaklarını ısırdı. Bana birşey söylemek istiyordu. “Seni hala burada istemiyorum ama yaptığım davranışlar için özür dilerim.” Gözlerini kaçırdı. Fazlasıyla tatlı bir kızdı. “Bir şey sormak istiyorum.” Gözleri tekrar bana döndü ve sormam için bekledi. Bende söze girdim. “ O gün beni kaçırdığınız gün. Sis bombasını kim attı.” Bu soruyu gerçekten merak ediyordum. Yeri değildi ama merak ne yaparsın. Dudaklarını balıklar gibi önde birleştirdi. Sonra eski haline döndürdü. Söze girdi. “ Ege yaptı.” Ege kimdi? Kimdi tanımıyordum. Söze devam etti. “Ege tuna sunul” hala tanımıyordum ilk defa birisinin soy ismini söylemişti. “Kendisi beni kardeşim Alcan” Defneyle ege kardeşlerdi “ Ben defne ışık sunul.” Galiba ailecek 3 isimlilerdi. Odadan dışarıya daha dikkatli baktım. Orman gibi bir yerdeydik. Göz ucuyla da olsa defneyi görebiliyordum. Bana beni sorgulayan gözlerle bakıyordu. Kapıyı birisi çaldı, çalan kapıya kafalarımızı aynı anda çevirdik. Yeni biri vardı. Kimdi bu?! Turuncu kafalıydı. Defnenin kardeşi olabilir mi? Diye düşündüm ama alakaları yoktu. Gözleri yeşil gibiydi. Işıktan görmek biraz zordu. Üstünde kanlar vardı. Gözleri ilk bana kaydı sonra defneye baktı. “İş zorladı ama bitti. Bilgiyi en sonunda söyledi” bir insandı. Yoksa hayvan olsaydı bilgi söyleyemezdi. Gözlerim irileşecekti ama normal kalmaya çalıştım. “ Patronun emri...” bir şeyler söylüyordu. Kulağıma hiçbir ses gelmiyordu . Gözlerimi onun üzerindeki kana bakıyordum. Duymadığımı anlayan defne beni dürtü. Gözlerimi ona çevirdim. Ağzım titrer bir şekilde “Adam öldü mü?” diye söyledim. Gözlerini benim üzerimden çeken çocuk . “Patron giyinip aşağı inmeni söyledi.” Arkasına döndü, gidiyordu. Bana hiç bir şey söylememişti. “ Bu kim çok egoist.” Defneye baktığımda bana bakışı değişti. Tabi haklıydı bunlar ekipti birbirlerine söz yedirtmezdi. “Egoist dediğin kişi kardeşim seni salak.” Diyerek saçlarını savurarak dışarıya acele adımlarla çıktı. Hiç benzemiyorlardı. Saç ,göz hepsi çok zıttı. Yatağımdaki battaniyeyi üzerimden kaldırdım. Ayaklarımı yataktan çıkarıp aşağı uzattım. Ayaklarım buz gibi yere değdi. Ayağa kalktım yatağı düzenledim. Yandaki dolaba yürüdüm, kulpu kavradım ve kendime doğru çekerek açtım. Çok güzel kıyafetler vardı. Göze çarpan bir şeyler giymek istemiyordum. Bir tane uzun boyunlu kazak gördüm. Altına ise İspanyol paça siyah bir palto giyip dışarıya doğru adım attım. Eve bakamamıştım. Bayılmıştım ve odada uyanmıştım. 4 katlı çok lüks bir evdi. Bana ilk başta odan yok demişlerdir. Nedenini hala merak ediyorum ama sonra öğrenecektim. Kapıyı açtım. Eve bakınırken fark ettim. Yaklaşık kapı sayısına göre kişi sayısı yaklaşık 10 kişi falanlardı. Aşağı kata inen merdiven bembeyazdı merdivenlere doğru yürüdüm. Merdivenin ilk basamağına bastığımda mavi bir ışık yandı. İkinciye bastığımda yeşil ışık. Aşağı indikçe hepsinin renkleri farklıydı. Gözlerimi tavana çevirdim. Siyah bir lamba vardı elmasa benzeyen mücevherler de vardı. Merdivenlerin sonuna geldiğimde. Benim hemen solumda kocaman bir mutfak karşıladı. Mutfağın ortasında toplam 12 kişilik bir yemek masası vardı. “Mavi gözlüm uyanmışın.” İsmimi bilmediği için mi böyle seslenmişti. Ardından mutfak şarkı söyleyerek .

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.