ONUR ATMACA:Oy Dedum
Sabahtan beri bu adamla beraber alışveriş yapıyorduk. Sürekli, “Trabzon’a gitmeden alışveriş yapalım.” diye tutturmuştu. “Dayım.” diyemiyordum; içimden gelmiyordu. Gerçekten nasıl alışacağımı bilmiyordum. Henüz tam olarak güven vermiyordu. Şüphelerim Trabzon’da bitecekti.
“Ne oldu yeğenim? Ne düşünüyorsun? Beğenmedin mi hediyelerini?”
Suratımı düzelterek ona baktım.
“Yoo, beğendim. Sadece dalmışım.” dedim.
“Peki, sana bir şey soracağım.”
“Ne soracaksan sor.” dedi.
“Dürüst olacak mısın?”
“Tabii ki.”
“Sen evli misin?”“Bunu mu soracaktın gerçekten?”
“Evet. Kuzenim veya yengem var mı? Evin nasıl bir yerde? Gitmeden her şeyi anlat.”
O anlatırken biz de AVM’den çıkıyorduk.
“Bak, şimdi bizim evimiz büyük, bir konak gibi. Ahşap bir ev, yani. Üç katlı. Bu ev denize bakıyor. Genelde yazları orada kalırız, bazen de yaylaya çıkarız. Orada da evimiz var. Hayvancılıkla uğraşırız. Akrabalarımız da çay işinde. Bak, biz okumuş insanlarız ama baba mesleğini de devam ettiririz.
Bir oğlum, bir kızım var. Oğlum seninle yaşıt, kızım da on dört yaşında. İsimlerini onlarla tanışınca öğrenirsin.
Bir dayın, bir de teyzen var. Onlar başka bir ilçede yaşıyor. En büyüklerimiz ablam, sonra ben, sonra kız kardeşimiz Sevda ve en küçüğümüz Fatih. Aramızda çok yaş farkı yoktur. Annem ve babam benimle yaşıyor.”
Sözünü keserek sordum:
“Peki, o"
"Abin mi?”Abin, bizden ayrı yaşıyor ama beraber çalışıyoruz onunla.”
“Ona benzemiyorsun. O yeşil gözlü ve kumral ama sen mavi gözlü ve siyah saçlısın.”
“Eee, başka ne var?”
“Şimdilik bu kadar. Gidince daha net konuşuruz.”
“Sen neden hiç şiveli konuşmuyorsun?”
“Biz şiveli konuşmayız. Zora düşünce, belki tanınmamak için konuşuruz ama normalde tercih etmeyiz.”Bavulumuzu hazırladıktan sonra havalimanına gitmiştik. Uçağa binecektik ama içimde hiç heyecan yoktu. Sadece korku vardı.
Ya istenmezsem?
Dayıma baktım. Telefonla konuşuyordu.
“Evet, biz çıkıyoruz şimdi yola. Herkesi bizim eve topla Demir.Sevda, Fatih… Çocuklar da gelsin, hepsi. Evet, evet, geliyoruz. Eksiksiz bir şekilde, bir saate oradayız.”
Sonra telefonu kapattı.
“Demir kim?” diye sordum.
“Benim dostum, arkadaşım, yardımcım. Yani sol yanım diyebiliriz. Onsuz bir şey yapmam.”
“Anladım, iyiymiş.” dedim.
Tam o sırada uçağa geçiş anonsu yapıldı. Uçağa bindik.
Acaba neler olacaktı.
Beni sevecekler miydi, yoksa istemeyecekler miydi? Nasıl bir histi aile olmak? Bunu gerçekten öğrenebilecek miydim?
Bu düşünceler kafamın içinde dönüp dururken uyuyakalmışım.
Dayımın sesiyle uyandım.
“Uyan yeğenim, inmemize az kaldı.”
Yavaşça toparlandım. Uçak inişe geçti ve bir süre sonra havalimanına indik.
Yaklaşık yarım saat sonra havalimanından çıktık ve arabaya binip yola koyulduk.
Arabanın camından dışarı bakıyordum. Şehir yavaş yavaş geride kalıyor, yerini daha sakin yollara bırakıyordu. Yeşillikler arttıkça içimdeki gerginlik de nedense daha fazla hissediliyordu.
Dayım arada bir bana bakıyor, sonra tekrar yola dönüyordu.
“Çok sessizsin.”
“Ne diyeceğimi bilmiyorum.”
“Geriliyor musun?”
Bir süre cevap vermedim.
“Biraz.”
Gülümsedi.
“Kimse seni sorguya çekmeyecek. Herkes seni merak ediyor sadece.”
“Ya sevmezlerse?”
Bu kez cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
“Sen kendin ol. Gerisini düşünme.”
Başımı cama yasladım. Kolay söylüyordu. Benim içinse hiç kolay değildi. Hayatım boyunca ait olduğum yeri bilmeden yaşamış gibiydim. Şimdi karşıma bir aile çıkıyordu ve ben onların arasında kendime yer bulabilecek miydim, bilmiyordum.
Bir süre sonra yol kenarındaki evler azaldı. Uzakta deniz görünmeye başladı.
“Geldik sayılır.”
Kalbim hızlandı.
Bir süre daha ilerledikten sonra büyük, ahşap bir ev göründü. Üç katlıydı ve gerçekten de uzaktan bakınca eski bir konağı andırıyordu. Önünde birkaç araba vardı.
Dayım arabayı yavaşlatınca insanların dışarı çıktığını gördüm
“Bunların hepsi mi?”
“Evet.”
Derin bir nefes aldım.
“Hazır mısın?”
“Hayır.”
Gülerek başını salladı.
Araba durdu.
Dayım kapısını açıp indi. Ben ise birkaç saniye yerimden kıpırdayamadım. Ellerime baktım, sonra kapı koluna uzandım.
Kapıyı açtığım anda ilk duyduğum;
“Geldiler!”
Bir anda herkesin bakışları üzerime çevrildi.
Dayım yanıma gelip omzuma hafifçe dokundu.
“Gel bakalım yeğenim.”
Arabadan indim.
Karşımda bir sürü insan vardı. Bazıları meraklı, bazıları gülümseyerek bana bakıyordu.
İçlerinden biri öne doğru çıktı.
“Hoş geldin.”
Sadece başımı sallayabildim.
“Hoş buldum.”
O an fark ettim ki korktuğum kadar kötü değildi.
Belki de ilk kez gerçekten bir yere gelmiştim.
Belki de bu ev, benim için sadece bir ev olmayacaktı.
Daha demin bana “Hoş geldin.” diyen kişi elini uzattı. Bu bir kızdı ve benden küçüktü. Mavi gözleri, kumral saçları vardı.
“Merhaba Koray abi, ben Çisem. Memnun oldum.” dedi.
Elini sıktım.
“Ben de memnun oldum.” diyerek zorla gülümsedim.
Daha sonra ardından bir erkek geldi. Benim yaşlarımda gibiydi.
“Çekil kız, sıra bende.” diyerek Çisem’i hafifçe itti ve elini uzattı.
“Selam kuzen. Ben Kutay Emindağ.”
Elini sıktım.
“Memnun oldum.”
Kehribar gözleri ve koyu kumral saçları vardı.
Daha sonra iki yetişkin gördüm. Onlar da bana doğru geldiler. Önce kadın yanıma gelip beni öptü.
“Ben Sevda, teyzenim. Kuzenlerin gelmediler, onlar şehir dışında.” dedi.
Çok garipti. Herkes bana karşı normal davranıyordu ama ben kendimi hiç normal hissetmiyordum.
Sonra diğer adam geldi.
“Merhaba yeğenim. Ben de dayın Fatih.” dedi ve saçlarımı karıştırdı. “Ben bekârım ve daha çıtırım.”
Gerçekten de çok yaşlı durmuyordu.
Yine zorla gülümsedim.
En arkada ise yaşlı bir çift duruyordu. Kadın ağlıyordu, adam ise gülümsüyordu.
Sanırım anneannem ve dedemdi.
Dedemle biraz benziyorduk.
Onlara doğru ilerleyip ellerini öptüm. İkisi de bana sarıldı.
“Oy kuzum, yavrum… Hoş geldin.” dedi kadın.
“Ben anneannen Yonca.”
Dedem de ekledi:
“Bende deden Metin, oğlum. Memnun oldum.”
“Ben de.” diyerek geri çekildim.
Dayım konuştu.
“E hadi, yeter artık. Geçelim içeriye. Çok beklettik çocuğu.”
Hep birlikte içeri geçtik.
Ama aklımda biri kalmıştı.
Abim.
O neredeydi?
Beni direkt yemek masasına oturttular. Masada neredeyse her çeşit yemek vardı ama hiçbirini yemek istemiyordum. İçimde öyle bir düğüm vardı ki boğazımdan hiçbir şey geçecek gibi değildi.
Dayım etrafa bakındı.
“Eee, Kuzey nerede oğlum?”
“Baba, aradım. Yoldayım.” dedi Kutay.
Cümlesini yeni bitirmişti ki kapı çaldı.
Abim mi gelmişti?
Herkes bir anda bana döndü.
Dayım gülümsedi.
“Kapıyı açmak ister misin Koray?”
“Bilmem… Olur mu?”
“Olur tabii. Hadi, abine aç kapıyı.”
Ayağa kalktım.
Kapıya doğru ilerlerken dayım sandalyesinden arkasına dönmüş, bana bakıyordu. Sadece o değil, herkes gözlerini üzerime dikmişti.
Kapı kolunu tuttum.
Derin bir nefes verdim.
Ve kapıyı açtım.
Karşımda uzun boylu, yeşil gözlü, kumral bir adam vardı.
Gözlerinde büyük bir sevgi ama bir o kadar da yabancılık gördüm.
Beni birkaç saniye süzdü. Sonra kenara çekilmeme bile izin vermeden ensemden tutup kendine çekti ve sarıldı.
“Abim, sen mi geldin?”
“Ben geldim.” dedim
Uzun süre sarıldı.
Gözlerim dolmuştu. Ağlamak istemiyordum, kendimi tuttum.
Ama o tutamadı.
Ağlıyordu.
Ve beni en çok yaralayan şey, saçları dışında Cemil'e benzemesiydi.
Ailemi gerçekten bulmuştum.
Cemil'in dileği, yine ona benzeyen biriyle kavuşmama neden olmuştu.
Ne temiz kalpli bir çocukmuş…