5 Nisan 2023 03:32
Selaamm,
sana her zaman mektup yazmak bana onur ve gurur verici. Mektuplarını her daim tekrar tekrar okuyor ve attığın müzikleri ise bir playlist yaptım ve sürekli dinliyorum en çokta “astronomical – SVRCINA” şarkısını, son zamanlarda çok fazla dinliyorum. İçimde ki boşluğu sen ve mektuplarınla dolduruyorum. Ve söylemeden geçemeyeceğim her bana mektup gönderdiğinde heyecanlanıyor, okumaya başladığımda ise gözyaşlarımı tutmaktansa ağlamak daha kolay geliyor. Her neyse duygusallaştım devam ediyorum .
önerdiğin “astronomical – SVRCINA” şarkı için çok teşekkür ediyorum evet dediğin gibi nakarat aynısı ve gerçekten de duygusal ve anlamsal olarak derin bir şarkı. Bu müzikte benden sana;
https://youtu.be/nMFUkbr7ymY
şair Theocriticus, MÖ 3.yüzyılda “yaşam varsa umutta vardır; sadece ölülerin umudu olmaz,” siye yazmıştır. Ve ben bu sözü “Her şeyin teorisi” adlı filimde Stephan Hawking’den duymuştum ve beni etkilemişti. Sonuçta yaşıyoruz, hala hayattayız tercih ve kararlarımız ile geleceğimize hala yön verebilir, şekillendirebiliriz. En kötü durum oturup çevremizin geleceğimizi şekillendirip seyirci kalmamızdır. Tarih sahnesi her zaman kendi kararlarını alanları yazmıştır. Isaac Newton, Arşimet, Aristo, Marie Curie, Napolyon, Tomris Hatun, Atatürk… ve daha yüzlercesi. Başkalarının hikayesin de yardımcı karakter olacağına kendi hikayenin başrolü olmak her zaman en iyisi ve doğrusudur.
Ben liseye ilk başladığım zamanlarda her ne kadar çevremde arkadaşlarım ve dostlarım olsa da zihinsel olarak hep yalnız hissediyordum. Hatta Dostoyevski şöyle söyler dünyanın en zor hissi; “kendini ait hissetmediğin bir yerde bulunma zorunluluğudur.” Fiziksel olarak oraya aidim ama zihinsel olarak orada olmak istemiyordum. Sesimi duyurmak istiyordum bir şeyler başarmak, bir şeyler elde etmek. Biraz da insanların beni sırf dış görünüşüme göre yargılayıp veya tutum ve hareketlerime göre yanaşıp konuşmalarını, muhabbet etmelerini istemiyordum. Beni ben oldukları için yanımda olmalarını istiyordum. Ama bunu yapabilmek için kendimi bulmak zorundaydım. Tam o sırada hayatımı değiştiren o an oldu ve fizik hocam ile tanışma fırsatı buldum. Bu arada sana bir şarkı daha söylemek istiyorum bundan sonra anlatacaklarımı okurken dinlemen dileğiyle;
https://youtu.be/VFYhWZKSOWM
Bir gün okula hasat iken gitmiştim halbuki yanlış bir karardı. İlk birkaç ders pek önemli geçmese de ilerleyen saatler de hastalığın nüksetti ve daha da kötü oldum ne yapmam gerektiğini tam olarak bilemiyordum. Ailemi aramak mı yoksa biraz dişimi sıkıp çıkış saatine kadar beklemek mi? Tam bunları düşünür iken sınıfımın olduğu katta bir öğretmen nöbetçi idi. Sınıfları gezer iken bizim sınıfa girdi çevreyi kontrol ederken gözü bana takıldı yanıma gelerek normal bir şekilde nasılsın? Bir sıkıntı veya dersler nasıl diye soru sordu? Ve ben daha kafamı kaldırıp cevap vermeye kalmadan suratımın kireç gibi olduğunu farketti ve ateşime bakarak “ateşin var, iyi misin?” dedi. Ve ısrarla ailemi aradı ve beni eve gönderdi. Bu olayların yaşandığı sıralar ben 9. Sınıftaydım. 10. Sınıfa geldiğim sırada ise artık benim derslerime girmeye başlamıştı. Ve bende o sıralar “Lucy” adlı filimi izlemiş ve arkasında yatan bilimi o sıralar fark etmesem de anlamaya çalışıyordum. Ve fizik dersinde yapmış olduğum çalışmaların meyvelerini topluyor ve gölgesini hissediyordum. Bu sırada hoca ile aramda tam anlamıyla bir öğretmen-öğrenci ilişkisi doğdu. Sürekli araştırmalar yapıyor hocayla birlikte ise bu araştırmalarım hakkında tartışıyor eksik olduğum yerleri kapatmamda yardımcı oluyordu. Bu sayede fizik alanında (ki bunlar örnek verecek olursam; termokimya, astronomi, kuantum mekaniği, görelelik gibi konular) bilgim arttıkça matematiğe ihtiyacım olduğunu anladım ve okuldaki mevcut olan 2 tane matematik hocam ile bu konuda ki eksikliğimi kapamaya çalıştım. Bu arada ben meslek lisesi okudum ve orada matematik dersinde pekte bir şey gösterildiğini sanmıyorum yani bir fen lisesi veya Anadolu lisesine göre. Ve 11. Sınıfta ise felsefe derslerimize girmesiyle birlikte bilimsel bir düşünce modeli yanında bana felsefik düşünmeyi tabirimle özgür düşünceyi de bana aşılamış oldu. Ve son sınıfa geldiğimde tek bir kişinin bana 2 yılda kattığın şey fizik, temel seviyede matematik ve özgür düşünme (felsefe) oldu. Tabi ki ilerleyen yıllarda kendimi bunların yanında okuduğum bölüm itabari ile ilk olarak kimya, matematik, fizik, felsefe ve teorik fizikte geliştirmekteyim. Bunları sana anlatmamda ki sebep bakış açının değişim sürecinde olduğundan bahsetmişsin. Benim bir bakış açım bile yoktu lakin o insanla tanışana kadar…
insanoğlu her zaman beklenti içerisindedir. Lakin çoğu zaman bizi üzen sonuçlarla karşılaşırız. Dediğin gibi “eğer hiç beklenti duymazsakta bu sefer adımlarımız hayallerimizden birkaç ötede hayaller durağında var olabilecek sadece.” Ben insanlara kaşı beklenti içerisinde olmam. Çünkü en kararsız beklentilerde bunlardır. Ne olacağını veya olabileceğini kimse kestiremez. Ama bazı yerlerde ise keskindir. Mesela şefine maaşına zam yapması için müdür ile konuşmasını istersin ama ne zaman konuşacağını, nerede konuşacağını, nasıl konuşacağını bilemezsin ama birini seviyorsan eğer ve onunda senin sevdiğini merak ediyorsan eğer ve bu konuda onu açılıp sorarsan kesin bir cevap beklersin “hayır” veya “evet” . Acı çekmeye değer birisini buldum sanırım artık… her ne kadar mektuplaşıyor olsakta içimden bir ses senden gelecek acıları çekmeye değer birisi olduğunu söylüyor.
https://youtu.be/KFppTBdCse8
gerçekten de sevgiyi anlamak, bir yaşamı harcamaktır. Onsuz geçirdiğin bir yaşam değil, onunla geçirdiğin bir yaşam. Eğer ki onsuz geçen bir yaşam varsa ancak onun dış görünüşünü, muhabbetini, davranışlarını sevebilirsin. Lakin onunla geçen bir yaşam mevzubahisse ben onunla her sabah yaptığım o kahvaltıları, onunla yürüdüğüm o yolları, birlikte izlediğim o filmleri, beraber büyüttüğüm çocukları, hastanede hasta yatar iken tuttuğum o eli, parklarda çocuk gibi eğlendiğimiz o zamanları… seviyorum yani onunla geçen bir ömrü seviyorum. İnsan sevmek ve sevilmek istiyorsa bunu doğru kişiyle yapmalı. Yunus Emre ne güzel söylemiş “Sevelim Sevilelim.” O doğru kişiyi bulduğun zaman kelimeleri saklamamalı insan içinden gönlünden geçeni söylemeli o an. Kim bilir gelmeyecek diye düşündüğümüz o zaman. Kazanır olur onlar.
her zaman savunduğum şudur; “gerçek özgürlük hiçbir zaman var olmamaktır.” Çünkü hiçbir zaman tam anlamıyla özgür sayılmayız. Nerede olursak olalım özgürlüğümüz kısıtlayan etmenler her zaman var olacaktır. Bunlara örnek; aile, arkadaşlar, öğretmenler, sevgilimiz, iş arkadaşları… ama gerçek özgürlük istiyorsan bunun sırrını verebilirim. Gerçek özgürlük seni seven ve anlayan kişilerle birlikte olmaktır. Eğer seni seven ve anlayan kişiler varsa etrafında özgürsün demektir. Ama bunlar yoksa özgürlük sadece sende bir kelime olarak kalır. Allah’a şükür benim çevremde beni benden daha çok seven ve anlayan kişiler var ve kendimi özgür hissediyorum. Sence özgürlük nedir?
dipnot olarak sınava 2 ay kaldığını yazmışsın ama ben bu mektubu yazar iken sanırsam 1.5 ay kaldı demek oluyor. Eğer ki bana yazmak için derslerini askıya alıyorsan veya dolu olduğun halde vakit yaratmaya çalışıp klavye başına geçiyorsan şunu bilmeni isterim ki ben her zaman seni beklemek için burada olacağım. Her ne kadar senden bir mektup alamamak beni üzüyor olsa da ama dediğim gibi seni her zaman bekliyor olacağım belki 1 hafta sonra, belki 1 ay sonra, belki 1 yıl sonra, bekli 10 yıl sonra… kendine dikkat et sağlıcakla kal adonia.