
Lina Yılmaz"Yaralar bedende iyleşir. Amma kalptekiler asla"
Barlas Şahin "Mafya dünyasında aşk, en büyük silahtır"
O, kanunları yazan bir mafya lideri.O ise hayatları kurtaran bir doktor. Amma kader, onları aynı cümlede buluşturdu.
Saat 23:00
İstanbul'un üzerine çöken gri bulutlar, gece yarısı yağan yağmurun şiddetini artırıyordu. Hastanenin acil durum kapısı, her zamanki gıcırtısıyla açıldı. Ancak bu kez hastaneye girenler normal bir hasta değildi. İri yapılı öfke ve endişeyle yüzleri buruşmuş 4 adam hızla içeriğe girdi. Ceketlerinin altından silahlarının kabızı gözüküyordu. Aralarından biri:"Acil yardım edin!" diye kükredi.
Lina hastane odasında oturuyordu. Dosyaları inceliyorduki kapı aniden açıldı. Hemşire:"Yaralı bir hasta var". Lina hızla sandalyesinden kalkıp hastanın olduğu odaya koştu. İçeride takım elbiseli iri yapılı adamlar sinirle emirler yağdırıyorlar: "Bu doktor nerede! Yemin ederim Barlas Şahine bir şey olursa bu hastaneyi kafanıza yıkacağım!". Lina kalabalığı yararak:"Açılın! Hastayı bakmalıyım. ". Bir adam Linanın kolunu tuttu:"Sen de kimsin?! " diye Linanın üzerine kükredi. Lina kendisini sakin tutarak:" Ben Lina Yılmaz. Doktorum. İzin verinde hastaya bakayım" adam Linanın kolunu bıraktı. Lina sedyede haraketsiz yatan Barlasa yaklaştı. Makas alıp üzerindeki kanlı gömleğini kesti. Mermi yarasını kontrol etti. Hemşirelere bakmadan:"Hemen ameliyathaneyi hazırlayın. Acil ameliyat olunması gerekiyor! " keskin şekilde emir verdi.
10 dakika sonra:
Ameliyathane ışıkları yanarken koridordaki dev adamların gölgesi kapıya vuruyordu. Lina elindeki neşteri sıkıca kavradı. Dışarıdakı gürültü kesilmiş, yerine ölümcül sesizlik çökmüştü. Barlas'ın nabzı zayıflıyordu. Lina kendi kendine fısıldadı:"Ölmene izin vermeyeceğim Barlas Şahin...."
Saatler süren mücadelenin arsından kapı açıldığında, Lina kanlı eldivenlerini çıkararak dışarı çıktı. Az önce üzerine kükreyen adam ona doğru addım attı. Gözlerinde ilk kez korku vardı.Lina derin bir nefes alıp:" Onu kurtardım, durumu stabil. "
Adam, sanki omuzlarından büyük bir yük kalkmış gibi sırtını duvara yasladı. Sonra bir an duraksadı, az önceki kaba tavrını hatırlamış olacak ki boğazını temizleyerek mırıldandı:"Ben... Az önceki tavrım için kusura bakmayın doktor hanım. Barlas Bey'in hayatı bizim için her şeyden önemli"
Lina, sert bir bakışla sözünü kesti:"Bu size kimsenin kolunu sıkma ya da hastaneyi başımıza yıkma hakkı vermez. Şimdi, müsaade edin, hastayı nakletmemiz gerekiyor."
Lina, yanlarından geçip giderken, adamın yanındaki diğer korumalardan birinin kısık sesle şöyle dediğini duydu:"Bu kadın ya çok cesur ya da kiminle dans ettiğinin farkında değil..."
Saat:05:45
Lina, uykusuzluktan ağrıyan omuzlarını dikleştirrerek Barlasın odasına girdi. Kapıda bekleyen korumalar ona yol açarken saygıyla bakıyordular. İçeriğe girdiğinde Barlas uyanmıştı. Pencereden dışarıya, İstanbul'un trafiğine bakıyordu.
Lina dosyada bir şeyler not ederek yatağın ucuna geldi:"Görünüşe göre celladınızla randevunuzu bir süre erteledik, Barlas Bey. Nasıl hissediyorsunuz?"
Barlas ağır haraketlerle kafasını ona taraf çevirdi. Bakışları karanlıktı amma bu sefer içinde merak parıltısı vardı:"Hayatımı kurtaran sizdiniz.... Lina Yılmaz"
Lina şaşırdı:"Adımı öğrenmişsiniz,"
Barlas'ın dudak kenarında belli belirsiz, kuru bir tebessüm belirdi:"Hayatımı kurtaran birinin kim olduğunu bilmemek, benim için bir lüks, Lina Hanım" dedi sesi hala hırıltılı çıkarken. Lina farkında olmadan elindeki dosyayı sıkı kavradı. Bu adamın, hastane yatağında bile etrafında yaydığı o karanlık aura onu huzursuz ediyordu. Lina boğazını hafifce temizledi:"Ben sadece işimi yaptım,"dedi Lina soğukkanlılığını korumaya çalışarak." Şimdi ise dinlenmeniz gerekiyor. Sizin için hala hiç bir şey bitmiş sayılmaz"
Barlas tekrar pencereye, İstanbul'un gri sabahına döndü:"Benim için her şey yeni başlıyor, doktor. Hem de her zamankinden daha sert"
Lina ağzını açıp tam bir şey söyleyecekken hemşire içeri girdi. "Dr.Lina acil servise az önce bir hasta geldi." Lina hemşireye baktı:"Geliyorum"
Lina odadan çıkıp acil servise gitti. Acil serviste yaklaşık 10 yaşlarında bir çocuğun eli ilk müdahile ile sargıda olduğunu gördü. Çocuk acı içinde ağlıyordu. Lina ona temkinle yaklaştı"Merhaba küçük. İzin verir misin yarana bakayım? " yumuşakca sordu.
Barlas'ın adamları bu sahneyi izliyordu. Az önceki soğuk doktorun şimdi bir çocuğa şefkatle yaklaşmasını şaşkınlıkla izliyordular. Lina çocuğun elini kontrol etti. "Şimdi küçük yaran çok derin dikiş atmam gerekiyor. Canın acırsa söyle, hemen duracağım" dedi. Çocuk yaşlarla parlak gözlerle ona baktı ve kafa salladı. Lina dikkatlice çocuğun kolunu muayine etti. Kolunu sarıdıktan sonra nazik bir gülüsemeyle ona baktı: "Şimdi oldu.". Çocuğun önceki ağlamadan kalan göz yaşlarını sildi.
Ayağa kalkıp Barlas'ın odasına geri döndü. İçeriğe girdi ve Barlas'ın serumunu kontrol ederken odadaki gerilim neredeyse elle tutulur hale gelmişti. Lina, adamın üzerindeki delici bakışlarını hissedebiliyordu amma işine odaklanmış gibi davranmakta kararlıydı.Tam arkasını dönüp çıkmaya hazırlanırken, Barlas'ın pürüzlü ve derin sesi odayı doldurdu.
"Az önce koridordaki..." dedi Barlas, sesi bir fısıltı kadar alçak amma bir emir kadar netti.
Lina duraksadı amma arkasını dönmedi.Elindeki dosyayı bir az daha sıkı kavradı.
Barlas, hafif bir alayla devam etti:"O sahte bir nezaket miydi, yoksa gerçek yüzün hangisi doktor? Bana karşı olan buz gibi tavrın mı, yoksa bir çocuğun göz yaşlarını silen o eller mi?"
Lina yavaşca ona döndü. Barlas yatağında hafifce doğrulmuş, bir avcı sabrıyla onun vereceği cevabı bekliyordu. Lina'ın kalbi hızlansa da yüzündeki profesyonel ifadeyi bozmadı.
" Burada tek bir gerçek var, " dedi Lina,gözlerinin içine dimdik bakarak. "O da şu an sadece benim hastam olduğunuz Gerisi sizi ilgilendirmez."
Barlas'ın dudaklarının kenarı hafifçe yukarıya kıvrıldı, sanki aldığı cevaptan emnun kalmış gibiydi. "Öyle olsun," diye mırıldandı. "Amma unutma doktor, bazen buzlar en beklenmedik anda çatlar"
Lina, Barlas'ın son sözlerine cevap vermedi. Vermek istemedi. Eğer konuşursa, sesindeki titremenin veya içindeki o anlamsız huzursuzluğun ele geçmesinden korkuyordu. Sadece kısa bir baş selamı verip seri addımlarla odadan çıktı.
Otamatik kapı arkasından kapandığında, koridorun setin havası suratına çarptı. Derin bir nefes aldı. Barlas'ın adamları hala birer heykel gibi kapının iki yanında duruyordu amma Lina bu kez onlara bakmadı bile.Doğruca hemşire bankosuna yürüdü. Elleri titremesin diye masanın kenarına sıkıca tuttundu.
"Hocam, bir sorun mu var?" diye sordu genç hemşire merakla.
Lina, bakışlarını koridorun boşluğundan çekip hemşireye döndü. "Hayır," dedi, sesi beklediğinden daha sert çıkmıştı. Kendini toparlayıp ekledi:"Sadece yorucu bir gün. 6 numaralı odanın değerlerini saat başı kontrol edin. Bir değişiklik olursa doğrudan bana haber verin, başkasına değil."
Dosyayı yerine bırakıp kendi odasına doğru ilerlerken, Barlas'ın o pürüzlü sesi zihninde dönüp duruyordu:"Gerçek yüzün hangisi?"
Kendi odasına gitip kapıyı kapattığında sırtını kapıya yasladı. Odadaki sesizlik, Barlas'ın odasındaki o ağır havadan sonra çok yabancı gelmişti. Lina, o adama karşı neden bu kadar savunmasız hissettiğini anlamıyordu.O sadece bir hastaydı.Tehlikeli, gizemli ve kontrolcü bir hasta.... Amma sonuşta bir hasta olması gerekiyordu.
Cebinden dezenfektanı çıkarıp ellerini ovuşturdu, sanki Barlas'ın bakışlarının bıraktığı izleri silmek istiyordu. O sırada masanın üzerindeki telefon titredi.Bilinmeyen numaradan gelen kısa bir mesajdı:
"Buzların çatlamasını izlemek keyifli olacak,Doktor"

