İçeriğe geç

Hayat'a İmza Atmak

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Hayat'a İmza Atmak

Bölüm 4

4. Bölüm

Bulaşıkları bitirdim sonunda derken ocakta gördüğüm tencereyle göz göze gelince trip attım. Ne bakıyorsun birader?

Mükemmel bir fikir buldum. Ablama bırakacaktım ki ablam farkedince gözleri fal taşı gibi açılmış bir vaziyette bana döndü. Kardeş olduğumuzdan olsa gerek zihnimdekini okumuşcasına sinirlenmişti bana.

"Hayattt, Ne yapmaya çalıştığını biliyorum! "

"Öff... Tamam be!"

Bir yandan dibi tutmuş tencereyi ovalarken bir yandan şeytana pabucunu ters giydirecek bir bahane arıyordum. Aha buldum.

"Tencereyi ben yıkadım." Dedim tek kaşımı kaldırıp. "Eee Hayat. Anlından mı öpeyim?"

"Yoo öpme. Ama benim için teravihten sonra dondurma yemeye izin al annemden."

"Hayat bak geçen gece de çıktınız savundum anneme' ne zamandır birşeyler yapmıyorlar' diye sıkıntı çıkarma, evde kal."

"Yaa lütfen... Hadi bu son. "

"Diretme Hayat."

"Hadi lütfen... Son dedim."

"Off Hayat! Bu son!"

"Ya sen mükemmelsin. Ablaların birtanesi, bal, fıstık, kaju, badem..."

"Yılışma Hayat!"

"Ağlama tamam."

"Bak bi ağlatırım..."

Öfkelendiği zaman olduğu yeri terketmek müslüman için önemli bir özelliktir. Ama ablamı öfkelendirmemek adına terk ediyordum mutfağı. Hızla camiye giderken zihnimde Murat’ın 'Beni yanlış anladın' demesi dolanıp duruyordu. Namaz için geldiğim camide istemsizce erkekler safında ki Murat'ı aramıştı gözlerim. Namaz sonunda imam amcanın vitir namazının ardından tesbihata başlamasına izin vermeden koşmuştum camiden. Kısıtlı bir sürem ve halletmem gereken bir konu vardı. Ama önce Murat'ı bulmalıydım.

Mesire alanında bulunan köprüye doğru hızlı adımlarla ilerlerken bir siluet görmüştüm. Köprüye doğru baktığımda sırtını kolonlara yaslayıp üzerinin toz olmasını umursamadan oturan Murat vardı. Yanına geldiğimde burukça tebessüm ettiğini nefes vererek gülmesinden anlamıştım. Mesafeli bir şekilde yanına oturduğumda parktan yansıyan ışık emin olmamı sağlamıştı.

"Gelmeni beklemiyordum. "

"Bende gelmemi beklemiyordum. "

"Neden geldin? "

"Geçen gece beni takip etmiştin, onun intikamını almak için."

"Alabildin mi bari?"

"Bilmem? Korkman gerekiyordu. "

"Ben sevdiklerimi kaybetmekten başka hiçbir şeyden korkmadım bugüne kadar. "

"Peki korktuğun şeyi yaşadın mı? " Aniden ciddileşip bana dönerek; "Hayat, insan yaşamadığı şeyden korkmaz. " diye cevap verdi farkındalıkla sorduğum soruya.

Fazla uzatmadan konuyu açmam gerekiyordu. Doğru cümleleri ararken sessizliği bozan tekrar o olmuştu. " Sadece sana şunu söylemek istiyorum Hayat; Sadece aramızda ki samimiyetten dolayı sana dün camide hapşurduğum zaman neden güldüğünü soracaktım. Namaz arasında teyzeler gülerken senin sesini de duydum." Ah aptal Hayat ah! Yanlış anladın çocuğu.

"Ben... Be-"

"Özür dilemene gerek yok. Ben cümlemi doğru kursaydım bu kavga olmazdı. İncittiğim için özür dilerim. "

"Murat." Dedim fısıldar gibi çıkan sesimle. Bakışları gözlerimde durunca yutkundum. "Senden çok özür dilerim. Belki kabul etmezsin belki de edersin bu sana kalmış ama en azından sarf ettiğim cümleler için beni affet. Bir yılın zehrini senin üzerine kustum galiba..." suçlulukla eğdiğim başım onun dikkatini hayli çekmiş olmalı ki eğilerek yüzünü benim yüzümle eşitlemişti.

"Orucun bozuldu."

"Ne?"

"Bugün diyorum, orucun bozuldu. Ağız dolusu kusmak orucu bozar."

Şaka ile karışık aslında laf atmıştı. Ve sonuna kadar da haklıydı. Söylediğim sözlerin ona yüklenmiş olan ağırlığı, cümlelerinden belliydi. Gülerek başımı kaldırdığımda bana bakıyordu. Gülüşüme karşılık verdiğinde ise ikimizde sesli sesli gülüyorduk. Gamzeleri mi varmış?

"Gamzelerini yeni farkettim."

"Doğru düzgün bakmıyorsun ki erkeklerin suratına."

"O da var tabi. Ama seninkini ilk defa farkettim."

"Daha farketmediğin çok şey var Hayat."

"Neymiş o?"

"Ne demiş bir Urfalı hemşehrine?"

"Ne demiş?"

"Boşver... demiş."

"Kusam mı hocam?"

"Dur kız mide fesadı geçireceksin."

"Saat kaç?"

Murat’ın kolonda tuttuğu eli ağzına doğru giderken, yapacağı espriyi anlayıp hınzırca gülmüştüm. Bana bakıp ısırdığı bileğini gösterirken "Eti, kemik geçiyor." Dediğinde bir kahkaha başlamıştı aramızda.

"Neden yetimhanede kaldığını bana söylemedin? Geçen gece seni çok incitmiş olmalıyım değil mi?"

"Sence sadece geçen gece mi incittin?" Derken laf atarak laf değiştirmeye çalıştığının gayet bilincindeydim. Merakla araya sıkıştırdığım soru ile gülüşü, tebessüme dönmüştü Murat’ın. Başta cevaplamak istemese de benim merakımı gidermek adına bir iki cümle tertip etmişti kendince.

"Annem ve babam hayatta değiller. Kimsem yok benim. Kardeşim, can dostum Veli'yi tanırım bir tek. "

Sakin bir tonda çıkan sesi ile cümleleri uyuşmuyordu. Sanki bu derdini hıçkıra hıçkıra anlatmak isteyen biri vardı karşımda. Gözlerinin en derinine bakmıştım ilk kez. Orada tüm gücünün ve şakalarının altında yatan ağlayan bir çocuk vardı belki de. Birden gözlerime bakıp bana yaklaştığında aynı hızda gözlerimi köprüye dikmiştim.

"Herkese kırgınım Hayat ama ne olur sana kırılmama izin verme." Dediğinde orada ki 'Hayat' kelimesi mi, yoksa benim adım mı olduğundan emin değildim. Ama emin olduğum tek birşey vardı, Ne olursa olsun, karşında ki kim olursa olsun, derdini hafife alma! Unutma karıncaya verilen rızık onun taşıyabileceği kadardır!

***

Saatin aleyhimize işlediğini farkettiğim zaman ikimizde balodan kaçmaya çalışan külkedisi gibiydik. Beraber koşarken onun hızına yetişememek mızmızlanmama neden olsa da arada dinlenip beni bekleyen Murat dalga geçmeyide ihmal etmiyordu.

"Sen büyüyeceksin de... Öğretmen olup çocukların peşinde koşacaksın da... Hadi koşmaya devam! Marş marş!" Dediğinde Murat'ı bir kaşık suda boğasım geliyordu. Bu çocuk atlet mi ne?

"Emredersiniz komutanım!" Diye serzenişte bulunduğumda keyiflice gülüyordu.

"Göreceksin daha kimleri koşturacağım böyle arkamdan."

Terbiyesiz.

Düşüncelerimi dışarı vurmak en doğal hakkım. "Terbiyesiz. "

"Kızım sende herşeyi yanlış anlıyorsun. Başına güneş geçti desem gece yarısı oldu resmen. Seni köprüde çok tuttum ondan soğukta kaldıkça böyle oldun bence. Soğuk çarptı. "

"Sana yetişemiyor olabilirim ama çok güzel çarparım."

"Sözelci Hayat; konuştu."

"Sayısalcı Murat; madem matematiğin mükemmel ağzını topla."

"Eh be kızım bi lafın da altında kal. Gerçi bu boyla benim altımda kalıyorsun da neyse. "

"Benim erkek peşinde koşacak zamanım yok Murat. Arkandan koşturacağın başka kız bul." Dediğimde yemin ederim duygu sömürüsü yapıyordum. Murat ciddi bir tavırla "Ben arkamdan 'kimleri koşturacağım' dedim. Kızları koşturacağım demedim. Sizde hemen bir üste çıkmalar falan. Komutan olacağım ben." Dediğinde aynı ciddiyetle cevap verdim.

"İyi. Bende öğretmen olacağım."

"Türkçe sanırsam?"

"Ne sandınız üstadım?"

"Pek iyi, pek iyi." Dedi sakalı varmış gibi çenesini severken.

Eve yaklaşmamızla anın sona ermesi hafif üzmüştü doğrusu. Murat’ın yanında zaman çok keyifli geçmişti. Eve geldiğimde gitmeden son soruyu sormuştu bana.

"Kitabına konu buldun mu?"

"Yok yaa... " Dedim bıkkınlıkla.

"Müdür bize cezamızı verdi bu arada."

"Ne verdi ceza olarak? "

"İnsan acır yahu."

"Uzatmaa..."

"Sana yardım edeceğiz kitap konusunda. "

"Şaka yapıyorsun değil mi? "

"Keşke..."

"Benim için çok iyi bir haber. Tam yerine göre ceza olmuş. " Gülüşüme tebessüm etmişti sadece. Benim gibi yorgun olduğu barizdi. Kırmamak adına sadece "geç kalacaksın!" dediğimde "Hanım ceketimi ver." diyerek ev esprisi yapmıştı. Bu senaryonun gerçek olduğunu düşünemiyorum. Tövbe estağfurullah

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.