Feride: 'İman Power' grubunu oluşturdu.
Siz: Kızım bu grup nereden çıktı?
Hatice: Zaten vardı da seni almayı unutmuşuz sjshhajahls
Siz: Alacağınız olsun hıh!
Hatice: Tribi bize atma ilerde kocana atarken lazım olur sjsjsjshwj
Siz: Ne münasebo, Ne münasebo?
Feride: Selamünaleyküm kızlar.
Siz: Ve aleykümselam.
Hatice: Ve aleykümselam kardeşim.
Siz: Nerelerdesiniz doktor hanım?
Feride: Daha doktor değiliz be :')
Hatice: Daha doktor değilsiniz ama hastanız çok hihihihihi
Siz: Puhahjajajwj
Feride: Gülmekten öldüm öldüm dirildim. Karnıma sancılar girdi. Yüksek dozda espriden zehirlencem.
Hatice: Hangi -Cem? Sivilcem. Jsjsjahahlsk
Siz: Kussam mı hocam?
Feride: Hatice'nin esprilerinden günlük nasibimizi aldığımıza göre ee ne var ne yok?
Siz: İlçe de ki yarışmadan kimlerin haberi vardı?
Hatice: Yarışma mı varmış?
Feride: Benim vardı ama bu yoğunlukta asla katılmam öyle şeylere. Hem yazarımız dururken bize ne hacet :)
Siz: Yaa şapşiiikkkk ;)
Hatice: Tek mal varlığım, acılarımla beraber devam eden hafızlığımla asla katılamam yarışmaya falan.
Siz: Beni cephede tek bıraktınız. Şuan kendimi sürünün sonunda kalan koyun gibi hissediyorum.
Hatice: Ağlama karanfil beni de ağlatma siilll gözyaşlarını....
Siz: Ha ha ha gülmekten takma dişlerim düştü.
Feride: Ya ben bu kargaşa da eniştene zor zaman ayıra biliyorum. Ben onunla ilgilensem vatana büyük hizmet.
Hatice: Eee enişte ile aranız nasıl?
Feride: İyi ne olsun. Beraber nöbete devam.
Siz: Bak seninde sağlığın önemli. O nöbet tutuyor da sınırda tutuyor. Sen niye uyumuyorsun?
Feride: Aklım kalıyor onda.
Hatice: Aşk işte. Aklı da alır Kalbi de.
Feride: Güzel söz.
Siz: Füze atsaydın kanka.
Feride: Ya yakında buluşalım lütfen.
Hatice: Niye?
Feride: Ben kargo göndermek istiyorum ona. Kelebek buketi yapıcam fenerbahçeli.
Siz: Bana uyar. Nerede buluşalım?
Hatice: Bizde tabi ki. Haftaya gelin.
Feride: Tamam.
Siz: Tamam.
Saat: 19:23 Sohbetten çıktınız.
***
Sohbetten çıktığımda hemen aynı sekmeden notlarıma tıkladım. Yazılmak için beni bekleyen bir kitap vardı nihayetinde. Bıkkınce nefes aldım. Ben bu kitabı nasıl yazacaktım? Bitmesi on yıl süren kitaplar varken bir ayda ben bir kitabı nasıl bitirecektim. Gergin yüz ifademi bozmadan fikirlerimi kafamın içinde gezdirip duruyordum.
Şimdiye kadar bir kitap yazdım, defalarca kompozisyon, milyonlarca kısa şiir. Ama bunları ben bir aya sığdırmadım ki. Acilen bir askerle röportaj yapıp adam akıllı, sağlam bilgiler elde etmem gerekiyordu. Ama ben o şansı geçen senenin ayarıyla fazlasıyla kullanmıştım. Tam karşımızda oturan asker, bir zamanların kahramanıydı benim için. Hâlâ kahramandı ama benim hikayemin değil, şanlı Türk ordusunun kahramanıydı.
Küskünlüğü - ayrılığı bir kenara bırakıp kara kara düşünmeye başlamıştım. Kitap yazma yarışmasının konusu neydi? Detayları öğrenmek için hızlıca Metin hocanın bana attığı yarışma afişini okumaya başladım.
Madde 1) Yarışmacılar verilen süreye kadar kitabı bitirmelidir. Aksi halde maalesef diskalifiye olacaklardır.
Madde 2) Yarışmacıların eserleri en az 30 sayfa olmalıdır. Yoksa geçerli olmaz!
Madde 3) Konular hikaye akışının kurallarına göre olmalı 'yalın' ve 'açık' bir dille yazılmalıdır.
Madde 3) Kitap konusu bellidir. Milli yahut şahsi olarak yapılan bir mücadeleyi veya kahramanlığı baz almalıdır.
Madde 4) Herhangi bir hakaret bulunduran kitaplar direkt olarak diskalifiyedir.
Madde 5) Kitabın 'destan' yahutta 'şahsiyetten izin alındığı müddetçe' gerçek yaşanan bir hikaye olmasında bir sakınca yoktur.
BAŞARILAR DİLİYORUZ!
Kendimi kocaman bir anayasa sayfası açıp okuyormuş gibi hissediyordum. Tıpkı bir hakim karşısında müvekkilini en iyi şekilde savunmaya çalışan avukat gibi. İlk satırlarımı olması gerektiği gibi yazdım.
Saygılarımla ve sonsuz teşekkürlerimle; "Vatan için her türlü fedakarlığı yapmış ve yapmaya devam edecek güvenlik güçlerimiz ve kahraman milletimize ithafen..."
Daha bir cümlecik kurmala beraber telefonum durmadan çalıyordu. Arayan Feride'ydi. İyi ama bu saatte neden beni aramıştı ki? Hızlıca telefonu açtım ama Feride'nin sesi hiçte iç açıcı değildi. Hafif pürüzlü ve boğuk sesiyle ''kavga ettik'' dediğinde çok üzülmüştüm. Çünkü Feride çok duygusal bir insandı hemde aşırı duygusal. Tartışmaları çok hafif geçse bile kendini çok suçlu hissediyordu. Hatice kursta olduğundan onunla dertleşmek bana düşmüştü. Nihayetinde Feride asla gereksiz şeyler için birini bu saatte rahatsız edecek bir insan değildi.
Yarım saat kadar konuşup hasbihal yaptıktan sonra Feride biraz daha iyi hissediyordu. Bunu düzelen sesinden anlamıştım. Şayet işler daha kötüye gitseydi Feride hemen ağlardı.
*** Daha bugünden kitaba belli bir konu bulamadığım için çok üzülmüştüm. Bu sadece benim mahcubiyetim değil; okulum, ilçem ve de tüm genç kardeşlerim adına bir mahcubiyet olurdu. Öyle bir konu yazmalıydım ki ünlü yazarların eserleri gibi tanınmalıydı. Gururum için değil, Ülkemin onuru için olsun!
Yaklaşan ramazanla iyice gerilirken bu akşam ilk sahurun hazırlığınıda ben yapacaktım. Günün temposuna yetişmeye çalışırken vücudum artık salyangoz gibi sürünecekti. Yorgun düşüncelerim bir yana ihtilaflarını sürdürürlerken gözüm kilit ekranında ki saate kaymıştı. Ezan bildiriminin melodisiyle yerimden zıplayarak kalktım. Ezana tam 10 dakika kalmıştı. Ah! Bugün teravih vardı.
Abdest alırken sanki lavaboyla boğuşuyordum. Kun-fu tekniğine benzer hareketlerle abdestimi aldıktan sonra hemen kurulanıp önce feracemi giyip şalımla iğnemi kapı önünde yaptım. Ayakkabılarımı giydikten sonra ezan okunmaya başlamıştı. Evimizin tam karşısında ki boş arazinin arkasında bulunan cami, ayak adımlarım hızlandıkça bana yaklaşıyormuş gibi hissettiriyordu.
Zor bela teyzelerin izdihamından kurtulup bulduğum yerde hemen çökerken sadece namaza odaklanmıştım. Müezzinin kaameti farza kalkmamız için "hayyel es-sâlâh" kelamlarını tekrarlarken tüm cemaat hazırdık. Ve imam eşliğinde ilk teravihimizi kılmaya başladık. Üçüncü rekatın sonunda imam fatihayı içinden okurken o sessizlikte duyduğum daha doğrusu tüm cemaatin huşûsunu bozan hapşırık benimde dikkatimin dağılmasına sebep olmuştu. Dikkatimi daha çok dağıtan şey ise hapşırığın sahibini tanıyor olmamdı. Evet! Bu hapşırık tamamen Murat'a aitti. Tarzan gibi kükremek nedir be mübarek adam?
Benim gibi şaşkın olan teyzeler selamdan sonra hemen olayı çekiştirmeye başlamışlardı bile. Teyzenin biri sese bak maşAllah dediğinde yanlışlıkla gülmüş ve tüm dikkati üstüme çekmiştim. Allah'tan teyzelerde gülüşüme eşlik etmişlerdi yoksa beni de çekiştirmekten hiç geri duracaklarını sanmıyordum.
***
Teravih namazı bitmiş merdivenlerden aşağıdaki çıkış kapısına ilerlerken bizim sınıftan camiye girerken farketmediğim birkaç arkadaşım vardı. Elif'in bana gel işareti yapmasına gerek kalmadan teyzelerin ittirmesiyle yanlarında bulmuştum kendimi. El' insaf teyzecim bende insanım camiyi tutan kolon değil! Yanlarında fazla kalamamam gerekiyordu. Ne de olsa Elif ile güzel bir arkadaşlığımız olsa da abisi ile aramda -onun haberi olmadan, ki iyiki haberi yok- geçen o bir cümlelik roman olarak tanımladığım 'bizden olmaz' sözü dışında Elif, aramızda ki yıkılan köprünün kalıntılarıydı. Bunun acısını asla Elif üzerinde pay edemezdim. Zaten asla böyle birşey yapacakta değildim. Abisinin bizi göremeyeceği yerlerde bulunmak yanında bir nebze olsun daha rahat kalmamı sağlıyordu.
Elif'in "Abi buradayız!" Demesiyle yerin yarılmasını beklemeye başladım. Ben hangi akılla Elif'in yanına gelmiştim? Hadi teyzeler ittirdi de ne diye kalıyorsun ahh akılsız Hayat!
Sadece Elif'in abisi değil beraberinde Murat, Veli, Asım, Orhan ve Necip Fazıl'da vardı. Saydığım isimlerden dördü bizim sınıftan olsa da Veli, Murat'ın arkadaşıydı. Onu birkaç kez görmüş olsam da tam olarak tanımıyordum. Neyse ki Murat'ın samimi bir insan olması çok yerde işime yarıyordu. Hemen fikirlerini dizmesi buradan kaçış planı kurmam için ek bir süre sağlamıştı.
"Allah kabul etsin. Nereye gidiyoruz şimdi?"
"Ben kardeşime dondurma ısmarlayacaktım sözüm vardı, sizlerde benim kardeşimsiniz gelin sizlerede ısmarlayayım."
"Ohh çok iyi olur vallahi. Şu sıcakta teravih sonrası serinlik." Derken Orhan'ın gözlerinin içi gülüyordu. Ben bir taraftan on sekizinci kaçış yöntemimi ararken hala birşey bulamamanın çaresizlik prangasına takılmıştım. Saniyelik bakışlarım Murat'a kaydığında benim onayımı bekler gibiydi. Göbek bağımız bir sanki. Gitmek zorunda mıyım ya...
"Benim eve gitmem gerek daha markete uğrayacağım sahur için. " diyip arkama bakmadan ayakkabılarımı giydiğimde herkes tepkisiz kalmıştı. Bakışların üzerimde olduğunu tahmin etsem de bir an bile geriye doğru bakmadım. Sokağa doğru ilerlerken sanki takip ediliyormuş gibi hissediyordum. Sokak arsa kenarından geçtiği için sağ tarafta ışık yoktu. Sol tarafın ki de anca kendi dibini aydınlatıyordu. Birden benimle beraber bir süiletin yürüdüğünü görünce kalbim ağzımda atmaya başlamıştı. Hızla elimi yumruk yapıp kendimce uzun olan süiletin sahibine döndüm.
"Hani sahur için markete gidecektin?"
"Ya sanane Murat? Ödümü patlattın HANZO!"
"Hani sahur için markete gidecektin? Diyorum."
"Bende sana seni ne ilgilendirir diyorum? Hem belki evden para alacaktım ne belli markete gitmeyeceğim. Ya şurada sapık diye bağırsam sana n'aparlar biliyor musun?"
"Şşştt..! Beni memleketin iti-kopuğuyla karıştırma!"
"Sende karıştıracak şeyler yapma!"
"Tamam. Sakin ol! Özür dilerim." Heh şöyle adam ol!
"Sen niye peşimdesin hem? Ötekiler birşey deme di mi?"
"Onlar beni yurda dönüyorum olarak biliyorlar, sadece Veli biliyor peşinden geldiğimi."
"Ne yurdu?"
"Kız yurdu?"
"Ha ha ha çok komik Murat. Yurtta kalacağına ailenin yanına gitsene." Beraber konuşurken beraber yürümeye başladığımızı farketmedim. Hafif serzenişlerimle "Tuhaf çocuksun." Dediğimde benim sesime eşlik ederek "Sende tuhaf kızsın." demişti.
Benim aksime daha hevesli konuşurken benim suratım sirke satıyordu. Murat'ta bunu anlamış olacak ki bir sorusuyla beni baştan aşağı sarsmıştı.
"Seviyordun değil mi?"
"Ne?" Diyebilmiştim sadece anlamamazlıktan gelerek. Halbuki konunun çok iyi farkındaydım. Yürüyüşlerimiz hızlanırken caminin arkasında ki parka gelmiştik bile. Biz buraya neden geldik?
"Sorduğum soruya cevap vermedin."
"Murat ne diyorsun anlamıyorum." Bal gibi anladım salağa yatıyorum.
"Bak öncelikle niyetim kalbini kırmak değil kalbinde biri olmadığından emin olmak. Bana ne dediğimi anlamadığını söylüyorsun ama sen eğer gerçekten anlamasaydın ya beni anlamadığın için kızardın ya da bana anlatamadığım için laf atardın. Ben seni böyle tanıyorum Hayat."
"Neyi öğrenmek istiyorsun Murat? Hangi kırık dökük parçamdan izlemek istiyorsun beni?"
"Senden bana herşeyi anlat demiyorum insanın illaki bu hayatta kırılma noktası olur. Benim yok mu sanıyorsun? Belki de bazen kırılmak tecrübe etmektir bazı şeyleri. Masanın ucuna koyduğun bardak düşüp kırıldığında bir daha ki sefere masanın ucuna değil de, masanın ortasına koymaya benzer mesela."
"Sevmedi beni, hemde hiç..." Derken bir damla süzüldü yanağımdan. Daha fazla uzatmadan evime bırakmayı teklif etmişti. "Belki başka sefere, bende birşeyler anlatırım" dediğinde onunda taşıdığı yükler olduğu barizdi. Rahatlamıştım... Uzun zamandır sahibinin yüklerini taşıyıp sonunda köyde yükünü indiren katır gibiydim. Rahatlamanın yorgunluğu üzerimde olsa dahi;
Rahatlamıştım...
