Nisa yatağına uzanmış, yarım kalan kitabının arasında parmağını tutarak Instagram’da amaçsızca dolaşıyordu. Gece çoktan ilerlemişti. Oda sessizdi; sadece telefon ekranının beyaz ışığı yüzünü aydınlatıyordu.
Hikâyeler, reels videoları, aynı yüzler, aynı cümleler yine ülkenin kargaşası çekilmez bir dert.
Tam uygulamayı kapatacakken ekranın üst kısmında bir bildirim belirdi. Beklemediğim birşeydi çünkü çevrem yoktu
doğukan sana mesaj gönderdi.
Nisa kaşlarını çattı. Anlamsız bir bakış içinde bulundu manasını
Tanımıyordu. Bilmiyordu ve en önemlisi beklemiyordu
Profiline girdi. Hesap sadeydi. Profil fotoğrafında sanayide çekilmiş bir kare vardı; arkada yarım sökülmüş bir araba, üzerinde koyu renk tulum, hafif dağılmış saçlar ve yüzünde yorgun ama sert olmayan bir ifade. Tanıdık bir yüz değildi
Biyografisinde sadece iki kelime yazıyordu sadece iki kelime:
“Yağ, demir.”
Nisa istemsizce güldü. Ekrana bakınca tekrar güldü
“Bu nasıl biyografi?” diye mırıldandı. Aslında garip değildi anlamsızdı.
Merakına yenilip mesajı açtı. Ne göreceğini beklemiyordu.
Doğukan:
“Kitap önerin çok iyiydi.”
Nisa birkaç saniye durdu. Normalde almazdı böyle bir mesaj hele ki bir erkekten hiç almazdı.
Muhtemelen paylaştığı hikâyedeki kitap alıntısını görmüştü.
Kısa cevap yazdı. Ve cevabı bekledi.
Nisa:
“Hangisi?”
Doğukan:
“Altını çizdiğin cümle. İnsanın en büyük savaşı kendiyledir olan.”
Nisa hafifçe doğruldu. Çoğu kişi sadece hikâyeye emoji bırakırdı. Ama bu çocuk gerçekten okumuştu. Ve onu etkilemişti.
Nisa:
“Beğenmene sevindim.”
Mesaj görüldü oldu.
Cevap gelmedi. Yine de bekledi
Nisa omuz silkip telefonu kenara bıraktı. Zaten birkaç cümlelik bir konuşma sanmıştı.
Aradan yaklaşık on dakika geçti.
Telefon yeniden titredi. Merakla baktı
Doğukan:
“Aslında kitap okumam.”
Nisa kaşını kaldırdı.
Nisa:
“Belli olmuyor.”
Doğukan:
“Sanayide çalışıyorum. Boş vaktim çok olmuyor.”
Nisa tekrar profil fotoğrafına baktı. Düşündüğü gerçekti
Demek gerçekten sanayideydi.
Bir an durdu. Kendisi bambaşka bir dünyadaydı; kitaplar, kahve kupaları, alıntılar, uzun geceler…
Bu çocuk ise yağ kokusu, tamir sesleri ve bitmeyen iş temposunun içindeydi.
Tamamen farklı. Ama farkındalıklar sevginin göstergesidir
Belki de bu yüzden ilgisini çekmişti. Devamlı bir sohbet istemek haddini aşar mıydı?
Nisa:
“Peki kitap okumuyorsan neden beni takip ettin?”
Mesaj hemen geldi. Amacı neydi? Düşüncesi sardı
Doğukan:
“Bilmem. Profilin sakin geldi.”
Nisa bir an nefesini tuttu. Bekledi
Bu cümle basitti ama tuhaf şekilde etkileyiciydi.
Kimse ona daha önce böyle bir şey söylememişti. Doğukan farklıydı
Telefon ekranına baktı, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Tahmin etmiyordu
Belki bu sadece sıradan bir konuşmaydı. Ama Nisa'nın içine işlemiştir.
Belki birkaç güne unutulacaktı. Ama Nisa zaten biliyordu çok çabuk bağlanacaktı.
Ama bazı insanlar hayatına büyük cümlelerle değil, küçücük bir bildirimle girerdi. Doğukan gibi...
Ve Nisa o an henüz bilmiyordu… Doğukan'ı, kalbini ve iyi niyetini...
Bir gün bu hesabın aktif olup olmaması bile onun ruh halini değiştirecek kadar önemli hale gelecekti. Nisa bağlanacaktı. Ama zorla tutamazdı.
Bilmiyordu. Tanımıyordu ama içindeki sese sus diyemiyordu
Ne yapacaktı? Biliyordu çok fazla bağlanacaktı hatta bir gün onunda gideceğini de biliyordu
O yüzden fazla bağlanmamalıydı. Korkusunu, yaşamını ve düşüncelerini bilmeneliydi.
Nisa telefonu elinden bırakmasına rağmen gözleri hâlâ ekrandaydı.
Normalde tanımadığı insanlarla uzun uzun konuşmazdı. Hatta çoğu mesaj isteğini açmadan silerdi. Ama Doğukan’da açıklayamadığı farklı bir şey vardı.
Belki fazla sade oluşu.
Belki de kendini olduğundan başka göstermeye çalışmaması.
Telefon yeniden titredi.
Doğukan:
“Bu arada gerçekten kitap okumuyorum.”
Nisa gülümsedi. Beklediği şey bu muydu. Neden tekrarlıyordu?
Nisa:
“Bunu ikinci kez söylemene gerek yoktu.”
Doğukan:
“Çünkü profilime bakıp beni entel falan sandın diye düşündüm.”
Nisa istemsizce güldü.
Hayır, tam tersini düşünmüştü.
Bir süre mesajlaşmaları hafif ve gereksiz konularla devam etti. Birini konularını bitirse diğeri açıyordu. İkiside kaçmıyordu.
Nisa hangi tür kitapları sevdiğini anlattı. Doğukan ise kitaplarla arasının neden hiç iyi olmadığını.
Doğukan:
“Okurken dikkatim dağılıyor. Ben hareket insanıyım galiba.”
Nisa:
“Ben de tam tersiyim. Sayfalara kaçıyorum.”
Bu mesajdan sonra birkaç saniye cevap gelmedi.
Sonra Doğukan'dan bir bildirim geldi.
Doğukan:
“Neden kaçıyorsun?”
Nisa’nın parmakları durdu. Yazmak istedi yazmadı.
Basit bir soru gibi görünüyordu ama içinde büyük bir ağırlık vardı. Söylese kendine dert olanın başkasına da dert olacağını düşündü.
Herkes neden kitap okuduğunu “hobi” sanırdı. Eğlencesine ya da bilgi edinmek için olduğunu düşünürlerdi.
Kimse bazen bunun saklanmak olduğunu düşünmezdi. Nisa'da bazen böyle düşünüyordu.
Nisa kısa yazdı. Uzun uzun anlatmak araya duvar örer diye...
Nisa:
“Gerçek hayat bazen yorucu.”
Doğukan anında cevap verdi.
Doğukan:
“O konuda haklısın.”
Mesajlaşma ilerledikçe saat daha da geç oldu. Konuşma gerçek hayat bağlantısını kesmiş. Gerçek hayatı konu edinmişlerdi.
Nisa bunu fark ettiğinde gece ikiyi geçmişti. İlk defa biri için uyumamıştı. Tuhaftı çünkü uymamasın sebebi başkaydı...
Bir yabancıyla iki saattir konuşuyordu.
Aslında bu onu rahatsız etmeliydi.
Ama etmiyordu.Aksine mutlu etti çünkü pek çevresi olmayan biriydi.
Doğukan ara sıra anlık fotoğraf atıyordu; dağınık iş masası, anahtar takımları, motor parçaları, yarım içilmiş çay bardağı…
Hayatı filtresizdi.
Nisa kendi masasının fotoğrafını attı.
Açık kitap, renkli ayraçlar, kahve kupası ve altı çizilmiş cümleler.
Birkaç saniye sonra cevap geldi. Yargılanacak diye içinde bir dert vardı. Ama beklediği gibi olmadı
Doğukan:
“Beklediğim gibi.”
Nisa:
“Nasıl yani?”
Doğukan:
“Düzenli. Sakin. Hafif mesafeli.”
Nisa ekrana baktı.
Bu çocuk onu daha ilk geceden nasıl böyle tarif etmişti? Ya da nasıl bu kadar tanışmıştı?
Nisa:
“Beni bir gecede çözemezsin.”
Doğukan:
“İddialaşalım mı?”
Nisa kaşını kaldırdı.
Nisa:
“Neyine?”
Doğukan:
“Bir hafta sonra hâlâ konuşuyorsak ben kazanırım.”
Nisa güldü.
Kendinden bu kadar emin olması biraz sinir bozucuydu. Sevmediği tiplerdendi. Ama bu farklıydı. Çünkü hissetti.
Nisa:
“Belki yarın unuturum seni.”
Mesaj görüldü.
Doğukan biraz geç yazdı. Acaba kırdım mı? Kötü birşey mi dedim? Engelledi mı? Diye düşünceler içindeyken bildirim geldi.
Doğukan:
“Sanmam.”
Bu tek kelime nedensizce kalbini hızlandırdı. Gözleri parladı, yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
Nisa telefonu göğsüne koyup tavana baktı. Düşündü.
Saçmaydı.
Bir insanı tanımadan bu kadar rahat hissetmek saçmaydı. Acaba bir oyun muydu? Kafasında şu soru geçti "sen kimsin Doğukan?" Cevabını sorsada alamaz gibiydi.
Ama bazen insan bazı kişilere karşı savunmasını fark etmeden indirirdi. Nisa'nın Doğukana'a uyguladığı gibi.
Belki kelimelerinden.
Belki de içgüdüden.
Uyumadan hemen önce Doğukan son mesajı attı.
Doğukan:
“İyi geceler, kitap kurdu.”
Nisa dudaklarının kenarında istemsiz bir tebessümle cevap yazdı.
Nisa:
“İyi geceler, sanayici.”
Telefon ekranı kapandı. Acaba gerçekten iyi miydi geceler? İyi değilse bile bugünden sonra iyi.
Ama Nisa uzun süre uyuyamadı. Sadece düşündü. Düşündükçe kayboldu.
Çünkü bazen bir insan hayatına büyük olaylarla değil…
Sadece doğru zamanda gelen küçük bir bildirimle girerdi.
Devam edecek…

