Geçmiş:
Soğuk bir kış akşamıydı o gün Rojda elini şişmiş karnına koymuş dışarda yağan karı izliyordu.Yanında hafif tüten sıcak kahvesi ve sigarası vardı sigarayı küllüğünden aldı içine derin bir nefes daha çekti ve önünde oturduğu cama üfledi.Sigara dumanı Rojda'ya geri dönünce gözlerini kapattı ve kokuyu içine çekti.Arkasında bir hareketlilik hissetmişti ama gözlerini açmadı.Asil ise içli bir nefes verdi sigara konusunda onu kaçıncı uyarışıydı hatırlamıyordu bile,çok içmiyordu biliyordu ama yinede hem kendisine hemde minik bebeyine zararı dokunuyordu.Ama ağzını açıp birşey demedi çünkü Rojda'nın çoğu şeyi kendisinden iyi bildiğini biliyor vede onun kararlarına saygı duyuyordu.Bu yüzden hiçbirşey söylemeden kendini Rojda'nın yanındaki boş tekli koltuğa attı ve oda kendine bir sigara yakarken dışarıda yağan karı izlemeye başladı.Rojda kocasına doğru döndü ve onu izlemeye başladı.Ay ışığı yüzünün bir yanını aydınlatıyor ve siyah uzun kirpiklerini ortaya koyuyordu,uzun kirpikleri ise gece siyahı olan gözlerini saklıyordu.Sigarayı içine çekmek için biçimli dudakları öne çıkıyor ve ona ayrı bir hava katıyordu.Rojda'ya göre siyah rengine bürünmüş herşey Asil demekti.Onu izleyen karısını farkeden Asil'de Rojda'ya dönmüş oda onu incelemeye başlamıştı.Dibi gelmiş saçlarına baktığında tekrar aklına o anılar düşmüştü.Rojda'nın saçları normalde sapsarıydı ama kırmızıya boyardı yaşadığı olayı birazda olsa unutmak için.Rojda ve ailesi bir göçmendi.Ailesiyle minik bir kasabada yaşardı durumları çok iyi olmasada birbirlerine sahip oldukları için mutlulardı.Babasıyla oyunlar oynar annesiyle yemekler pişirip beraber babasının işten gelmesini beklerlerdi.Babası geldiğinde ellerini yıkar ne kadar yorgun olsada ailesiyle beraber yemek sofrasına oturur sohbet eder kahkahalar atarak yemek yerlerdi. Rojda'ya göre hayatındaki herşey harikaydı taki o gün gelene kadar.Rojda odasında uyurken birşeylerin kırılma sesine uyanmıştı kapısını hafifçe açıp içeri bakınca sağ taraftaki adamın babasının kafasına bir silah dayamış olduğunu annesini ise yerde başı eğik bir şekilde ağlarken görüyordu onun ise sol tarafındaki adam kafasına bir silah dayamıştı.Kollarını kavuşturmuş olan adam Rojda'nın olduğu kapıya baktı ve Rojda'yı odaya çağırdı annesi ve babası ise asla gelmemesini arkasına bakmadan kaçmasını söylüyorlardı.Rojda ise kollarını kavuşturmuş olan adamın gözlerine bakınca adamın gözleri kaçarsa daha kötü olucağnı anlatıyordu bu yüzden korkmadan odaya ilerledi babasının arkasında durdu ve gözlerini adama kitledi.Adam küçük kızı inceledi mavi
gözleri uykudan yeni uyandığını belli ediyordu,üstündeki ona iki yaş büyük gelen pijama takımının kolları düşmüş paçaları ise yerleri süpürüyordu garip olan sapsarı saçları ise herşeyine tezat dümdüz bir şekilde parlıyordu.Adam kıza içindeki minicik vicdanıyla acımış ve olucakları görmemesi için onu odaya götürmeleri için adamlarına gözüyle emir vermişti.Ama Rojda debeleniyor ve gitmek istemediğini söylüyordu.Adamlar onu kâle almayınca patron olduğunu anladığı adama ailesini ondan almasın diye yalvarmaya başladı.Ama adam Rojda'nın ailesiyle Rojda daha doğmadan önce bir anlaşma yapmıştı bile.Anlaşmaya göre onlara istedikleri parayı vericekti ama anlaşmanın kuralı Rojda beş yaşına basana kadar ona olan borçlarını ödemezlerse sonu ölüm olur vede Rojda'yı alırdı.Normalde asla kabul etmezlerdi ama paraya ihtiyaçları vardı.Evlerinin çatısı akıtıyor, odaları ısınmıyordu bunun yanında Rojda'nın ise birçok ihtiyacı olucaktı bu yüzden mecbur kalmışlardı, bir şekilde hallederiz demişlerdi ama ne kadar deneselerde bir türlü parayı denkleştirememişlerdi.Onlarda artık denemeyi bırakıp hayatlarını Rojda'ya adamışlardı.Ve artık onlara verilen süre doluyordu saat 11:57'ydi Rojda'nın annesi ve babası daha fazla debelenmedi kızlarına baktılar en azından mutlu olucaktı onların alamadığı kadar oyuncakları, yediremedikleri yemekleri, giydiremediği giysileri olucaktı.Ama bilmiyorlardı Rojda'nın her çocuk gibi istediği tek şey sevgi ve şevkatti.Saat 11:59'du birbirlerine dicekleri çok şeyleri olmasına rağmen genç çift yaşlarla dolu olan gözlerle birbirine baktı dudakların konuşamadığı yerde görevi gözler alırdı.İkiside aynı anda dudaklarını oynattı ve saat 12:00'yi vurduğunda bütün cümleleri onlarla beraber sonsuzluğa yuvarlandı.Biri kafasına giren kurşunla sağa,diğeri kafasına giren kurşunla sola yatmıştı.Birbirlerine diyebildikleri son cümleleri ise"ez hej te dikim"(seni seviyorum)ve seni seviyorumdu. Rojda hareket etmeyi kesti yüzüne ve saçlarına ailesinin kanının bulaştığını idrak edince içindeki çığlık gökyüzüne çıkan annesine ve babasına ulaştı. Rojda'nın o odadaki çığlığı uzun bir süre kimsenin kulağından kesilmedi.O olaydan sonra ise Asil Rojda'nın saçlarını birdaha hiç sarı görmedi.Rojda'nın ailesini katleden kendi ailesiydi o oda da,kendiside vardı ama Rojda onu hatırlamıyordu hem gözü o olayda ailesinden başka kimseyi görmemiş hemde o çığlıktan sonra Rojda bayılmış ve kafasına sert bir darbe almıştı.O olayda zihni çevresindeki herkesi ve herşeyi silmişti ama o olayı ve yüzüne sıçrayan ıslak kanı ruhu ölmediği sürece herzaman hatırlicaktı.Bu yüzden ne Asil'in orda olduğunu nede ailesini öldürenin sevdiği adamın ailesi olduğunu bilmiyordu.Hastanede gözlerini açtığında Asil ve babası Rojda'ya kendisini ailesine bişey olursa ona bakmakla yükümlü insanlar olarak tanıtmıştı.Rojda başta çekinsede Asil ona öyle yakın davranmıştıki şüpheler aklından ve ruhundan kuş olup uzaklaşmıştı.O zamanlar Asil Rojda'ya olan duygularının sadece acıma duygusu olduğunu düşünsede Rojda büyüdükçe ona karşı olan duygularının acıma değil sevgi ve aşk olduğunu anlamıştı.İlk adımı atarak aralarındaki çekimi güçlendirmiş ve sonunda ikiside aşklarının filizlenmesine izin vermişlerdi.Ayları ve yılları bu şekilde bitirirken Rojda'ya olan aşk duygusu arttıkça ona karşı içindeki suçluluk duygusuda katlanarak artıyordu.Babasına ne zaman Rojda'ya artık gerçekleri söylemeliyiz desede babası şiddetle karşı çıkıyor Asil'in tek başına söylemesinede izin vermiyordu.Anılar dipsiz bir kuyuydu ve ne kadar derine inersen çıkması o kadar zorlaşıyordu.Kendine gelmesini sağlayan şey Rojda'nın minik kadınının kucağına oturup cenin pozisyonuna geçmesi ve gözlerini kapatmasıydı hamile olduğu için uykuya karşı bir düşkünlüğü oluşmuştu.Rojda'nın bu hali Asil'in yüzünde bir gülümseme oluşturdu.Ellerini tek bir telini bile incitmekten deli gibi korktuğu saçlarına geçirdi ve yavaşça sevdi bu Rojda'nın dahada hızlı bir şekilde uykuya dalmasına neden oldu.Asil ise hayal etmeye devam etti bikaç gün sonra kızı doğucaktı minik bir Rojda daha Asil'in evrenine doğucaktı bunu düşündükçe içinde bir heyecan oluşuyordu. Karısının derin uykuya daldığını anlayınca yüzündeki perçemlerinin üstünden alnına derin bir öpücük bıraktı Rojda derin bir uykuda olmasına rağmen bunu hissetti ve dahada sıkı sarıldı kocasına.Asil ise hiç zorlanmadan ayağa kalktı üst kata çıktı Rojda'nın uyanmamasına dikkat ederek kıyafetlerini çıkardı yeni aldığı mavi civciv pijamalarını giydirdi ve yatağına yatırdı üstünü sıkıca örttü.Rojda ise bir ayağını dışarı çıkardı bu yine Asil'in yüzünde gülümsemeye neden oldu.Onunla ilk tanıştığında Rojda'yı uyurken izlerken ayağını ne kadar battaniyeden içeri sokmaya çalışsada Rojda izin vermemişti Asil ise çözüm olarak ayağına çorap giydirmişti bu seferde çorabı çıkarmış ve fırlatmıştı. Asil üstünü çıkarmaya giyinme odasına gitti tam saten siyah pijamalarını giyiyorduki raftaki siyah civciv olan pijama takımını gördü ve bu sefer gerçekten güldü.Bebeklerine alışveriş yapmaya avmye gittiklerinde Rojda görmüş istemişti ama Asil bebeğe ve kendine al demişti Rojda ise uflayıp puflayıp tuvalete gitmek istediğini söylemişti Asil ise beraber gidebiliriz karıcım desede o koruması Cihan'la gitmek istemişti Asil yapay bir kızgınlıkla Rojda'ya asla desede kedi bakışlarına kıyamamış ve gitmelerine izin vermişti.Bir işler karıştırıcağını anlamıştı ama umursamamıştı demek minik civcivi kendisininde civciv yapmak istiyordu.Pijama üst ve alt şeklinde olunca eline aldığında içinden düşen notu gördü ve okumaya başladı.Notta biz minik civciv ailesiyiz ben mavi civciv minik bebeyim sarı ve sende siyah civcivsin minik bebeğimiz doğunca bu takımlarla fotoğraf çekilicez caymak yok öfkeli civciv.Asil ne büyük bir sevap işlemiştide Allah ona Rojda'yı vermişti diye düşündü.Notu kilitli kasasına koydu ve kilitledikten sonra pijamayı giydi ve hayatındaki en değerli iki insanın yanına gitti ilk önce minik bebeyine öpücük kondurdu sonra büyük bebeyine.Minik bebeklerini kendine çekerek sıkıca sarıldı.Bir duvarı komple cam olan odasından dışarda yağan karı izlemeye devam etti.Rojda'nın kokusuyla kendini derin bir uykuya çekilirken buluyordu,gözlerinin kapanmadan gördüğü son şey siyah ve mavi bulutlardı, bilemezdi o bulutlarının bilinçaltının ona bir oyun oynadığını ve o bulutların hayallerini çalıcağnı.
Liana yatağından kalktı yüzünü ovuşturdu komidinindeki saate baktığında saatin gece birbuçuk olduğunu farketti.Yavaşça ayağa kalktı oturma odasının ışığının yandığını görünce oraya doğru ilerlemeye başladı.İçerde abisi ve annesi oturuyordu ve kahkahalarla beraber önündeki içeceklerini yudumluyorlardı.Bu görüntü boğazında bir ağırlığın oluşmasına neden olmuş,gözlerini yakmıştı.Ama ne dudaklarından bir kelime çıkmıştı nede gözlerinden bir damla yaş düşmüştü.Kapının önüne oturdu ve içerdeki abisini kendisinin yerine koydu.O annesiyle ne zaman vakit geçirmek isterse annesi onun sadece ona yanaşmaya ve yalakalık yapmaya çalıştığını düşünür bu yüzden hiç düşünmeden ağzına gelenleri sıralardı.Liana'nın gözlerinden bir damla yaş düşüp kendisini odasına atmasına neden olan son şey ise annesinin abisini kolunun altına alıp saçlarını severken"tu es la lumiére de ma vie fıls"(sen benim hayatımın ışığısın oğlum)demesiydi. Liana o gece hiç durmadan ağladı kalbinin hiç bu kadar kırıldığını hatırlamıyordu annesinin bu hallerine alışıktı normalde ama oğluna kendi dilinde bu cümleyi söylemesi kalbini kırmamış onarılmicak parçalara ayırıp bırakmıştı.O gecenin sabahı oldu ama Liana için birdaha hiçbirşey aynı olmadı.
Boy aynasındaki kendime baktım tekrar, üzerimde ufacık bir pürüz bile olamazdı. Sarı saçlarım dalgalar halinde omzundan düşüyordu,üstümde yeşil bir elbise vardı,elbise dizlerimin üstündeydi bu yüzden uzun bacaklarımı ortaya koyuyordu,arkasında ise önüne kıyasla upuzun bir kuyruğu vardı,göğüs kısmı kalp şeklinde geliyor ve gerdanımı açıkta bırakıyordu boş kalan gerdanımı ise gümüş bir kolyeyle doldurmuştular son olarak ise gümüş ince topuklu bir ayakkabı giydirerek kombinimi tamamlamışlardı.Evet bunları giymeyi ben seçmemiştim,bana kalsa kardeşimin 15.yaş gününde beyaz sade mini bir elbise tercih eder saçımı dağınık bir at kuyruğu yapar mavi converse ayakkabılarımla kombinimi tamamlardım.Ama ben kendi kararlarımı veremezdim çünkü kendi kararlarım soyadımıza yakışmazdı.Daha fazla düşünmeden giyinme odamdan çıkıp Liana'yı kontrol etmek için kendimi onun odasına attım.Liana'ya baktığımda ona verilen şatafatlı mavi elbiseyi giymek yerine sarı bir elbise giymişti.

(Liana'nın elbisesi bu)
Cevabını bildiğim soruyu tam sorucaktımki benim yerime o konuştu"Neden cevabını bildiğin soruları sorma gereği duyuyorsun benim canım ma sœur aînée"(ablam)Bu cümlesi gülmeme neden oldu kendi dili olan fransızcada bana abla demesi ise duygulanmama.En sonunda bir türlü takamadığı sarı kurdale olan tokayı elime aldım,hem takarken hemde sorusuna cevap verdim"Peki sen neden annenin sana kızıcağı şeyler yapıyosun yaramaz kardeşim"Liana'yla annelerimiz farklıydı ben annemi 6 yaşımda kaybetmiştim ve babam tekrar evlenmişti."Annemin bana kızması şuan umursadığım şeylerin arasında bile yer almıyor"derken kulaklarından birer saç alıp tokasını takınca bana döndü"Ama umursadığım şeylerin arasında doğum günüme değilde kıyafet defilesine çıkıyormuş gibi giydirilmiş olan ablamın kıyafetini değiştirmem bulunuyor" "Bu şekilde giyinmek zorundayım biliyorsun" "Biliyorum ama neden onların her dediğini yapıyorsun onu bilmiyorum sœur aînée(abla)"yapmak zorundaydım çünkü herşeyin bir bedeli vardı ve ben o bedelleri en ağır şekilde ödiyen kişileri tanıyordum...Liana'yı kollarından tutup tekrar boy aynasına çevirdim ve çalışma masasının üstüne bıraktırdığım kırmızı kutuyu aldım"O ne ara geldi oraya ya"diye sorunca güldüm"O kadar dağınıksın ki doğum günü hediyeni saklicak en iyi yerin senin odan olduğunu düşündüm"bir elini alnına diğer elini ise kalbine koydu"Ahh seni alçak insan kalbimi kırdın ve bunun cezanısını gıdıklanarak ödiceksin"deyince gülerek kaçmaya başladım ama zordu hem üstümdeki elbiseyle hemde ayakkabılarla en sonunda Laina beni yakalayıp yatağa yatırdı ve karnımdan gıdıklamaya başlayınca kahkaham odayı aldı,ben gülünce oda gülmeye başladı ve bende bu sefer onu gıdıklamaya başladım oda kahkahalarla gülmeye başlayınca ikimizinde mutluluğu odaya yayıldı taki Liana'nın annesi olan Diandra hanım gelene kadar."Demek bu yüzden aşşağı gelemiyorsunuz boş şebeklikleriniz yüzünden"ben doğrulurken Liana ise gayet rahattı"Kusura bakmayın Liana'ya hediyesini vermeye gelmiştim" "Peki ben neden hiç öyle göremiyorum Alina"tam yine durumu açıklicaktımki benden önce Liana konuştu"Sanane anne ne yapıyorsak yapıyoruz hem sen saat yedide aşşağıda olmamızı söyledin şuan saat altıbuçuk.Diandra hanım sinirli bir şekilde kızına döndü ve"SEN HANGİ CÜRETLE BENİMLE BU ŞEKİLDE KONUŞURSUN ÇOK YÜZ VERDİK BİZ SANA DİMİ HEP ASİL ŞIMARTTI SENİ BÖYLE"elini kaldırmıştı tam Liana'nın yüzüne gelicektiki elini tuttum ve konuştum"Asıl sen hengi cüretle benim kız kardeşime vurmaya cesaret edersin hemde doğum gününde,şimdi nasıl geldiysen aynı şekilde defol yoksa olucaklardan ben sorumlu değilim"demeyi çok isterdim ama ben o kadar güçlü biri değilim.Ben sadece kardeşime kalkan eli kendime çevirebilirim tam Liana'yla vurucaktıki Liana'yı arkama aldım ve tokatın benim yüzüme çarpmasını sağladım.Çünkü dediğim gibi bu kanlı evrende yaptığınız herşeyin bedelini iyi veya kötü öderdiniz.