İçeriğe geç

Hayalet Evi

Bölüm 3 · 17 dk okuma

Hayalet Evi

Bölüm 3

3. Bölüm (Ruh Çağırma)

O sabah, kahvaltı masasında otururken bile aklım dün gece gördüğüm rüyadaydı. Büyükannemin hayaletiyle karşılaştığım gece bu rüyayı görmemin bir tek nedeni olabilirdi. Hâlâ büyükannemin ölüm haberini aldığım o korkunç günün etkisindeydim. Belki de dün gece büyükannemin hayaleti gerçekten beni ziyarete gelmemişti. Zaten normalde bunu yaşadığımı anlattığım her insan bana deli muamelesi yapabilirdi. Belki de öldüğü gün yaşananların etkisinde kaldığım için dün gece gelen hayaleti sadece benim bilinçaltımın bir oyunuydu ve aslında onun hayaletini gördüğümü düşündüğüm yerde hiçbir şey yoktu.

Sanırım artık büyükannemin aramızdan ayrıldığını ve sadece anılarımızda yaşayacağını kabul etmeli, William ile yaptığımız paranormal sohbetlere de kendimi fazla kaptırmamalıydım. Ama bunları yapabileceğimden emin değildim. Kahvaltı masasındaki mutsuzluğumu William ve Zoe’den gizleyememiştim. “Elena, senin neyin var? Yorgun ve mutsuz görünüyorsun.” dedi Zoe.

”İyiyim ben. Sorun yok.”

”Emin misin?”

”Pek değil. Aslında…”

”Ne?”

”Sonra konuşuruz, önemli değil.”

”Sen gerçekten yorgun görünüyorsun. İstersen bugün evde kal.”

“Gerek yok. Evde kalacak kadar kötü değilim.”

”Bak, bence siz Zoe ile birlikte evde kalın. Zaten dışarı çıkmanı gerektirecek bir durum yok. İş görüşmesi hakkında bir telefon almadın, öyle değil mi?”

”İş yerinden bir telefon almadım ama ev için alışveriş yapacaktım.”

”Merak etme. İşten çıkınca ben hallederim.”

”Peki… Ama Zoe’nin benimle kalmasına gerek yok. Siz birlikte işe gidebilirsiniz.”

”Tamam. Ama kendine dikkat et ve kötü hissedersen mutlaka haber ver.”

William ve Zoe evden çıktıktan sonra salondaki bazı eşyaların yerlerini değiştirerek ve tozlanmış eşyaları temizleyerek orayı biraz düzenledim. Ama bu içimdeki sıkıntıdan kurtulmamı sağlamadı. Belki Zoe ve William’ın düşündüğü gibi bir şey yoktu ve kendimi hasta hissetmiyordum ama aklım gerçekten karışıktı. Hayalet hikayelerine inanacak kadar küçük olmasam da bir yanım dün gece yatmadan önce salonda gördüklerimin hayal olmadığını söylüyordu.

Bir süre sonra telefon çaldı. Arayan, geçen seneki doğum günüme gelen ve dün gece rüyamda gördüğüm kişiler arasında yer alan arkadaşım Nicole’dü. Rüyamda gördükten bir gün sonra beni aramasının ne kadar hoş bir tesadüf olduğunu düşünerek telefonu açtım.

”Selam, Nicole.”

”Selam, Elena. Chicago’da olmaktan mutlu musun?”

”Aslında burası güzel bir şehir ve kaldığım ev de güzel. Kardeşlerimle aramız oldukça iyi, burada katıldığım iş görüşmesi umduğum kadar iyi geçti ama…” Sözümü bitiremeden ağlamaya başladım. “Ama büyükannem artık yok.”

”Seni anlıyorum.” dedi Nicole. “Yıllardır alıştığın kişiyi kaybetmek ve ölümünden sonra onun evine geldiğinde artık orada olmaması çok üzücü. Ama keşke yapabileceğimiz bir şey olsaydı.”

”Dün gece onun hayaletinin eve geldiğini gördüm. Büyük ihtimalle bu bir hayaldi. Sonra gece rüyama girdi. Rüyamda geçen seneki doğum günümü kutladığımız anı gördüm. Lucia ve sen de oradaydınız.”

”Bak, istersen bunları daha sonra konuşalım. Çünkü Lucia ve ben şu an Chicago’dayız ve eğer evdeysen seni ziyaret etmek istiyoruz.”

”Tabii ki, mutlaka gelin.” dedim ve konum attım. Onlarla görüşmek iyi olabilirdi. En azından evde tek başıma hayalet hikayelerinin doğru olup olmadığına kafa yormanın bana verdiği rahatsızlıktan kurtulur ve Chicago’ya taşındığımdan beri görüşemediğimiz için çok özlediğim arkadaşlarımla sohbet ederdim. Bir saat sonra Nicole’den bir mesaj geldi.

”Elena, gelmek üzereyiz. Evine yaklaştık. Birazdan orada olacağız. Kendine iyi bak ve lütfen üzülme.”

~Nicole~

Nicole’ün hem eve yaklaştıklarını açıklayan hem de ihtiyacım olan desteği sağlayan bu mesajı beni mutlu etmişti. Mesajına cevap verdim.

” Peki. O halde birazdan görüşürüz. Ben iyiyim ve üzülmüyorum. Merak etmeyin, sizi seviyorum kızlar.”

~Elena~

Nicole ve Lucia gelene kadar salonda dolaşmaya devam ettim. Salondaki büyük rafa büyükannemle birlikte çektirdiğimiz fotoğraflar sıralanmıştı. Onları görünce hüzünlendim. Kalp atışlarım hızlandı. Ağlayacak gibi oldum. İçimde bu fotoğrafların çekildiği zamanlara geri dönmek isteyen bir çocuk vardı. 8-9 yaşlarındayken büyükannemle birlikte çektirdiğimiz çocukluk fotoğraflarıydı bunlar. Rafta bulunan ilk fotoğrafı çektirmeden önce büyükannemle periler hakkında sohbet ediyorduk. O zamanlar masallara inananan bir çocuktum. Ama şimdi bunu yapamayacak kadar büyümüştüm. O sohbet esnasında büyükannem bana “Periler asla ölmez,” demişti. Ben de ona “Sen de bir perisin. Umarım bir gün uçup gitmezsin.” demiştim. Belki büyükannem artık yanımızda değildi ama anıları sonsuza dek bizimleydi.

Beni eskiye götüren çocukluk fotoğraflarımı inceleyerek büyükannemle olan anılarımızın içinde kaybolmaya devam ederken kapı zilinin çaldığını duydum. Nicole ve Lucia’nın geldiğini düşünerek kapıya koştum.

Kızlar geldiğinde onları gülümseyerek karşıladım. İkisi de beni gördüklerine sevinmiş görünüyorlardı.

”Hoşgeldiniz, içeri girin lütfen. Sizi çok özledim.”

”Bunu biliyoruz ve biz de seni çok özledik,” dedi Lucia gülümseyerek.

İkisi arasından sadece Nicole’ün üzerinde ceket vardı. Beyaz deri ceketini alıp astım. Sonra üçümüz birlikte kanepeye oturup konuşmaya başladık. “Buraya geldiğin günden beri nasıl hissediyorsun?” diye sordu Nicole. Bu soruya ne cevap vereceğimi bilmiyordum. İyi hissettiğimi söylersem yalan söylemiş olacaktım çünkü büyükannemin vefatından sonra kendimi kötü hissettiğim gün sayısı o kadar artmıştı ki… Kötü hissettiğimi söylersem Nicole de üzülecekti. Üzgün ruh halimi kimseye yansıtmak istemiyordum. Bu soruya düzgün bir cevap verebilmek için kafamda uygun sözcükler bulmaya çalıştım.

“Aslında biraz iyi, biraz da kötü…”

” Kötü hissetmene neden olan şeyin bize de kötü hissettirdiğinden emin olabilirsin. Bayan Gloria’nın ölümü herkesin yıkılmasına sebep oldu. Onu biz de çok seviyorduk.”

Nicole ve Lucia büyükannemle tanıştıkları o günden beri onu kendi büyükanneleri gibi görmüşlerdi. Büyükannem onlara da çok iyi davranırdı. Hatta kendisi benim evimde kalırken Nicole ve Lucia beni görmeye geldiklerinde ben meşgul olsam da işim bitene kadar onlarla sohbet ederdi. Arkadaşlarım ise sohbetinden çok keyif alırlardı. O günleri özlediğimi fark ettim.

”Elena, geldiğinden beri annenle hiç konuşmadın mı?” diye sordu Lucia.

”Şu sıralar kafam çok karışık olduğu için kimseyi aramayı akıl edemedim. Neden sordun?”

”Bizi buraya annen bıraktı ve şu an o da Chicago’da. Bayan Gloria’nın mezarını ziyaret edeceğini ve bu akşam buraya gelebileceğini söyledi. Ayrıca kendisini mutlaka aramanı istiyor. Onun telefonlarına cevap vermemişsin. Bu yüzden seni merak etmiş olmalı.”

”Sanırım telefonlarını duymadım. Son günlerde biraz dalgın olduğumun farkındayım. Onu arayacağım. Söylediğiniz için teşekkür ederim kızlar.”

Dalgın olduğumu öğrenmeleri kızlar için iyi olmadı. Tam tersine endişelenmelerine neden oldu. “Dalgın olmana ya da kafanın karışmasına neden olan şey ne? Bunun büyükannenle bir ilgisi olsaydı, kafanın karışmasından çok üzgün olman gerekirdi, değil mi?

Nicole’ün bu sorusuna cevap veremedim ve üzgün bir ifadeyle yüzüne baktım. Dalgınlığımın nedenini arkadaşlarıma nasıl açıklayacağımı bilmiyordum. Bunu onlara söylersem bana inanmamalarından korktum. Çünkü söyleyeceklerime inanmak gerçekten zordu. Evinin salonunda bir gün önce ölen büyükannesinin hayaletini gördüğünü iddia eden, sonrasında tüm dalgınlığının ve kafa karışıklığının nedeninin bu olduğunu söyleyen birine kim inanabilirdi ki?

Bir süre daha Nicole’ün yüzüne baktım. Sonra sessizliği bozan kendisi oldu. “Bu… Bayan Gloria ile mi ilgili?” dedi. “Aslında evet…” diye cevap verdim durgun bir halde. Meraklı gözlerle bana bakıyordu.

”Bayan Gloria ya da onun ölümü neden kafanı karıştırıyor?”

”Onun hayaletini gördüğümü ve bunun büyük ihtimalle bir hayal olduğunu söylemiştim ama gerçek olabileceğini düşünüyorum.”

”Saçmalıyorsun sen. Hayaletlerin gerçek olmadığını biliyorsun değil mi?”

” Bunu biliyorum ama dün gece gördüğümü söylediğim hayalet benimle konuşuyordu ve oldukça gerçekçiydi. Onun büyükannem olduğuna inanmamıştım. Bunun kötü bir şaka olduğunu düşündüm. Evimdeki yabancının gitmesi için polis çağırmak üzereyken bana gerçekten büyükannem olduğunu kanıtladı.”

“Sana bunu kanıtlamak için ne yaptı?” diye sordu Lucia.

”Benim hakkımda bilmesi gereken şeyleri bildi. Geçen seneki doğum günümde aldığı hediyeyi, benim Berlin’den buraya taşınma sebebimi ve Zoe’nin hayaletlerden korktuğunu bildi.”

”Hayaletlerden çoğu insan korkar. Bu, onun büyükannen olduğunu kanıtlamaz.” dedi Nicole.

”O büyükannem değilse bile hayalet olduğuna eminim. Tıpkı filmlerdeki bazı doğaüstü varlıklar gibi beyaz dumanlar eşliğinde yok oldu!” dedim.

Büyükannemin hayaleti hakkındaki detayları kızlara anlattığıma inanamıyordum. Tüm anlattıklarımı o kadar hızlı anlatıyordum ki söylediğim son cümle bittiğinde nefes nefese kaldım.

“O halde bu konuda abartılacak bir şey yok. Bayan Gloria’nın ölümünün üzerinden çok zaman geçmediği için hayal görmüşsün hepsi bu. Dün gördüklerinin gerçek olabilmesi için bir korku filminin içinde yaşamamız gerekirdi.”

Nicole haklıydı. Bunlar yalnızca filmlerde gerçekleşirdi. Ama kendimi dün gördüğüm kişinin büyükannem olduğuna ve özellikle de bir hayalet olduğuna inanmak zorunda hissediyordum. Ya hayal gördüğümü ya da gerçekten hayalet bir büyükannem olduğunu kabul etmek zorundaydım ve ben ikinci seçeneği tercih etmiştim. Bunun yanlış bir tercih olma ihtimali vardı ama doğru tercihte bulunmak için ne yapmam gerektiğini de bilmiyordum. Dayanamayıp Nicole ve Lucia’ya William ile ölüler hakkındaki konuşmamızdan ve bunların da kafamı karıştırmış olabileceğinden bahsettim.

“Ölüler bizi izliyor olsalar bile bu dünyaya geri dönmelerine imkan yok. Hayalet hikayelerinin hepsi uydurma.” dedi Lucia.

”Ben de aynı fikirdeyim. Büyükannen hayatta olmadığı için üzgünüm ama onun anılarında yaşayacağını kabul etmelisin Elena. O daha yeni aramızdan ayrıldı. Bu yüzden yıllardır büyükannene alışmış biri olarak onun ölümünden etkilenip hayal görmen çok normal ama bunlara kendini kaptırırsan ve düşünmemen gereken bazı şeyleri sorgulamaya devam edersen bu senin için hiç iyi olmaz.” dedi Nicole.

”Keşke bunları düşünmemek o kadar kolay olsaydı.” dedim ve ekledim. “Gerçekten söylediğiniz gibi midir, yoksa ölüler bizimle iletişim kurmaya çalışıyorlar mıdır?”

”Ne demek istiyorsun?” diye sordu Lucia meraklı bir tavırla.

”Bu dünyaya geri dönmelerinin mümkün olmadığını söylemiştiniz. O halde buraya gelip bizimle konuşamasalar da bu dünyaya iletişim kurmaya yarayan herhangi bir şey gönderiyorlar mıdır?” dedim.

”Şimdiye kadar bununla ilgili kanıtlanmış bir şeyler olduğunu sanmıyorum.” diye yanıtladı Lucia.

”Şey… Sanırım benim kanıtım var.”

Bunu söyledikten sonra iki arkadaşım da alaycı gözlerle bana baktılar. “Kantın mı var? Ruhlar aleminden gönderilmiş bir ruh çağırma tahtasına sahip olduğunu söylemeyeceksin değil mi?” diye dalga geçti Nicole.

“Hayır… Ama elimde başka bir şey var.” dedim iç çekerek.

”Ne var peki? Hayaletleri yakalamaya yarayan bir alet mi?”

”Dalga geçmeyi bırakırsanız bunu size açıklayacağım.” diyerek Nicole’e kızdım.

”Tamam… Özür dileriz, sadece şaka yapmak istedik. Lütfen bize kanıtının ne olduğunu söyle.”

Dün gece büyükannemin hayaleti gözden kaybolduktan sonra yerde bulduğum notu ceketimin cebine atmıştım. Askılıktaki ceketimi aldım ve cebindeki kağıdı kızlara gösterdim.

“İşte bu. Bu notu büyükannem bıraktı. Daha doğrusu onun hayaleti… O, dumanlar eşliğinde buradan giderken bunu yerde buldum. İsterseniz okuyun.”

“Bu gerçek olamaz. Bu notu senin yazmadığına emin misin?” dedi Lucia benden şüphelenmiş gibi bakarak.

”Bunu kesinlikle ben yazmadım. Bu tamamen onun el yazısıyla yazılmış bir not.” diye karşılık verdim.

”Bayan Gloria’nın el yazısını taklit ederek bize şaka yapmıyorsundur umarım.” dedi Nicole.

“Kesinlikle hayır. Böyle konularda şaka yapar mıyım sizce?”

Nicole not kağıdında yazanları okumuştu. “Sevdiklerini görebilmek için bu dünyaya gelen ve bunu sadece üç kez yapabilen bir ruh mu? Bir filme konu olur gibi görünüyor.” dedi alaycı bir şekilde.

”Evet ama bu bir film için yazılmış bir senaryo değil, hayalet büyükannemin bıraktığı not!” dedim yüksek sesle.

Nicole ve Lucia bir süre sonra durumun ne kadar ciddi olduğunun farkına vardılar.

”O halde bu senin bize yaptığın bir şaka değil.”

”Evet…” dedim iç çekerek. “Size bunu anlatmaya çalışıyordum zaten.”

”Pekala. Bunun büyükannenin gönderdiği bir not olduğunu anlamış bulunuyoruz. Ama şimdi ne yapacağız?” diye sordu Lucia.

”Belki de ruhuyla iletişime geçmeye çalışmalıyız.” diye yanıtladı Nicole.

”Evet, çok haklısın. Buraya sadece üç kez gelebilir. İkinci gelişinde sadece William ve Zoe için gelecek. Bu yüzden buraya doğrudan geçiş yapamaz ama ruh çağırmaya yarayan herhangi bir şey sayesinde bizimle iletişim kurabilir.” dedim.

Birden ruh çağırma hikayelerine kendimi fazla kaptırdığımı fark ettim. Sanki ruh çağırmanın gerçek olduğu kesin olarak kanıtlanmış ve kendisiyle iletişim kurmaya çalıştığımızda büyükannem bize hemen cevap verecekmiş gibi konuşuyordum. Oysaki büyükannemin ruhunun bizimle konuşup konuşmayacağı belli değildi. Ama eğer tüm bunlar gerçekten bir uydurmaysa bilinçaltımın bana dün gece oynadığı oyuna teslim olmak üzere olduğum için endişelenmem gerekiyordu.

Yine de bu paranormal deneyim için heyecanlıydım. Birazdan arkadaşlarımla birlikte bir ruh çağırma ritüeli gerçekleştirecektik. Bu biraz heyecanlı biraz da korkutucu olacaktı. Normalde çoğu insan bu tarz ritüellerden korkardı ama ben korkmuyordum. Büyükannemin hayaletini ilk gördüğümde sakin kalabildiysem yüzünü görmeyip sadece ruhuyla konuşabileceğimi bildiğim bu ritüeli denerken de acı bir çığlık atmayacağıma dair kendi kendime söz verdim.

”Artık işe koyulmalıyız kızlar.” dedim heyecanla.

”Bence de. Ama bunun için bir ruh çağırma tahtasına ihtiyacımız var.” dedi Nicole.

“Sorun değil. William ve Zoe’nin odasında eski bir ruh çağırma tahtası olması gerekiyor. Bu ritüeli onunla gerçekleştirebiliriz.”

“Şey… Bunu denemesek olmaz mı?” diye sordu Lucia.

”Korkuyor musun? Hayalet hikayelerinin uydurma olduğunu düşünmüyor muydun?” dedim gülerek.

”Aslında… Hayaletlerden ve ruh çağırma ritüelindeki varlıkların gerçek olmasından korkuyorum. Uydurma olduklarını söyleyerek kendimi rahatlatmaya çalışıyorum.” diye itiraf etti Lucia.

”Ya sen Nicole? Sen korkar mısın hayaletlerden?”

”Düşünmem için biraz zaman verebilir misin Elena?”

”Sadece beş saniyen olduğunu söylemek isterdim ama bunu düşünmek için zaman istemen bile korktuğunu belli ediyor.” dedim gülerek.

”Tamam…” dedi iç çekerek. “Bunu itiraf etmekten başka seçeneğim yok gibi görünüyor. Ruh çağırma tahtasını elime alamayacak kadar korkuyorum hayaletlerden. Seni sakinleştirmek için hayaletlere inanmıyormuş gibi davrandığımı kabul ediyorum.”

Arkadaşlarıma bazı şeyleri itiraf ettirmeyi başardığım için mutluydum. Onların korkularını dürüstçe dile getirebilmeleri güzeldi aslında. Bence insanlar korkularını açıkça söyleyip onların üstüne gitmeliler. Bazen cesaret korkusuzluk değil, korkuya direnmektir. Korkularıyla yüzleşmeyi reddeden insanlar onları ölene kadar peşinlerinden sürükler ama onlarla yüzleşmeyi seçenler korktukları şeyin düşündükleri kadar ürkütücü olmadığını anlarlar. Bu yüzden Nicole ve Lucia’nın korkularını açıkça dile getirmeleri ve birazdan bunların üstüne gidecek olmaları beni mutlu etti.

“Hayaletlere inanmıyormuş gibi davranmak mı? Yani aslında onlara inanıyor musun?”

”Şansını zorlama.”

”Hadi söyle. İnanıyor musun?”

”Bazen… Gerçek olduklarını düşünüp korkuyorum.”

“Pekala kızlar. Korkmanıza gerek yok. Büyükannemin ruhu bile iyidir, merak etmeyin.” dedim şakayla karışık bir şekilde.

Hep birlikte gürültülü kahkahalar attık. Sonra William ve Zoe’nin kaldığı odaya gittim. Ruh çağırma tahtası küçüklüğümüzden kalma oyuncak sepetinin içinde olmalıydı. Tahta diğer eşyaların arasında kaybolmuştu adeta. Onu bulmakta zorlandım ama neyse ki bunu başarmıştım. Sonrasında ritüeli gerçekleştirirken uymamız gereken kuralların yazılı olduğu kağıdı da buldum.Sepette üç adet kırmızı mum vardı. Sanırım bunları ruh çağırma ritüeli esnasında kullanacaktık. Onları da eski, tozlanmış tahta ve üzerinde büyük harflerle “KURALLAR” yazan kağıtla birlikte alıp odadan çıktım.

Kızların yanlarına geri döndüğümde Lucia’yı meraklı gözlerle elimdeki eski eşyaya bakarken gördüm. Lucia diğer elimdeki mumları da fark etti. Bu onu ürpertmişti. “O mumları kullanmak zorunda mıyız?” diye sordu korktuğunu belli eden bir sesle. “Ruhlarla iletişim kurabilmek için ruh çağırma tahtasının yanında ihtiyacımız olan bir diğer nesne de bu.” diye yanıtladım. “Anlıyorum…” dedi. Yüzünde isteksiz bir ifade vardı.

”Elena, ritüeli gerçekleştirmeye başlamadan önce bir şey sormak istiyorum.” dedi Nicole.

”Tabii, sorabilirsin.”

”Kardeşlerinin odasında neden bir ruh çağırma tahtası var?”

”William paranormal olaylara ve onları deneyimlemeye bayılır. Bu yüzden on yıl önce onu eski eşyalar satan ve şimdilerde kapalı olan bir dükkandan satın almıştı. Size eski bir ruh çağırma tahtası olduğunu söylemiştim ama dükkan sahibi onu eski eşya olarak satmasına rağmen ilk alındığında o kadar kötü durmuyordu. Hatta neredeyse yeni gibiydi. Sonra yıllar geçti ve zaman içerisinde şimdiki halini aldı.”

”Neredeyse yeni gibi görünen bir şeyi neden eski eşya olarak satsınlar ki?” diye sordu Lucia meraklı bir tavırla.

”Bilmiyorum, belki de her gün düzenli olarak temizleniyordur. Zaten William onu aldıktan bir gün sonra dükkanın kapandığı haberini aldık.”

”Neden kapanmıştı ki?”

”Dükkanın neden kapandığı bilinmiyor ama William oradaki tüm eşyaların paranormal olduğunu söyledi. Çoğunlukla ruh çağırma tahtası, hayaletleri gösterdiği iddia edilen gözlükler ve pil takılmış olmamasına rağmen garip bir şekilde hareket ettiği söylenen oyuncak bebekler gibi eşyalar satılıyormuş. Bir söylentiye göre dükkan sahibi bu eşyalardan bazılarını sattığı için lanetlenmiş ve dükkanın kapısına kilit vurup kaçmış.”

”İlginç… Umarım biz de lanetlenmeyiz.” dedi Nicole.

”Saçmalama lütfen Nicole. Büyükannemin ruhu asla korkunç olmaz, o iyi bir ruh. Size bunu daha önce söylemiştim.”

Ritüele başlamak için karanlık bir ortama ihtiyacımız vardı ama henüz akşam olmamıştı. Biraz karanlık bir ortam hazırlayabilmek için perdeleri çektim. Salonda bulunan masaya geçtik, mumları yaktık ve ruh çağırma tahtasını ortaya koyduk.

”Hazır mıyız?”

”Evet… Başlayalım.”

”İlk önce kuralları okuyalım. Burada yazanların dışına çıkarsak bizim için iyi olmaz.”

”Tamam. Ne yapmamız gerekiyormuş?”

Kağıtta yazanları okumaya başladım.

KURALLAR: Asla yalnız oynama, bu nesneyi bir mezarlıkta kullanma, sadece beş soru sorma hakkına sahipsin ve bunları boşa harcamamalısın, bu tahtayı sadece iki gün kullanabilirsin ve üçüncü gün oynarsan ÖLÜRSÜN… Tahtayla işin bittiğinde onu yakmazsan ÖLÜRSÜN… Korkunç bir kabusu uyandırmamaya dikkat et, iyi şanslar…

Kuralları okudukça ürperdim. Özellikle son iki kural beni gerçekten korkutmuştu. Nicole ve Lucia’nın da aynı şeyleri hissettiğinden emindim. Korktuklarını anlayabilmem için gözlerine bakmam yetiyordu.

”Artık başlayabiliriz.”

”Evet ama Bayan Gloria büyükannen olduğu için soru sormaya ilk senin başlaman daha doğru olur.”

“Tamam. Bu ürkütücü görünüyor.”

Ben de en az arkadaşlarım kadar korkuyordum. Daha önce onları sakinleştirmeye çalıştıysam da bir süre sonra içimi büyük bir korku sarmıştı ve ondan kurtulmam imkansız gibiydi. Üçümüz birlikte parmaklarımızı ruhlarla iletişim kurmamıza yarayan, kalp şeklindeki göstergeye koyduk. Parmaklarımız titriyordu çünkü hem kendim korkmaya başlamıştım hem de kızları sakinleştirme çabalarım işe yaramamıştı.

”Gloria Griss, buradaysan bir işaret ver.” Büyükannemin tam adını söylemeye karar verdim. “Büyükanne” diyerek seslendiğimde bir cevap gelmeyecekmiş gibi hissettim. Birden etrafımızdaki mumların üçü de teker teker sönmeye başladı. Nicole acı bir çığlık attı, Lucia ise etrafına bakıyordu. Yüzünde korktuğunu belli eden bir ifade vardı. Ben de tıpkı Nicole’ün yaptığı gibi çığlık atacakken kendime verdiğim sözü hatırladım, sakin kalacaktım.

Gözlerim Lucia’nın eline kaydı ve bir şok yaşadım. Buna inanamıyordum, Lucia’nın elinin üstünde kan vardı. Bunun nasıl olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Biz ruh çağırma ritüeline başlamadan önce eli tertemizdi ve yaralanmamıştı.

”Lucia, elinde kan var!” dedim yüksek sesle.

“Kan mı?” Eline baktı, “Neden bahsediyorsun? Elimde hiçbir şey yok, korktuğun için hayal görmüş olmalısın.”

”Elena, Lucia’nın elinde kan falan yok. İyisin, değil mi?”

”Ben…” Açıklama yapmaktan vazgeçtim. “Soru sorma sırası sende Nicole.”

”Bayan Gloria, orada mutlu musunuz, yoksa hâlâ acı çekiyor musunuz?”

Gösterge hareket etti ve büyükannem bize mutlu olduğunu söyledi. Sıra Lucia’ya gelmişti. Soru sormaya pek istekli değildi ama korkularının üstüne gitmeyi seçti.

”Bize zarar verecek misin?” Bu çok riskli bir soruydu ama büyükannemin “Hayır,” cevabını vereceğini düşündüm. Buna rağmen düşündüğüm gibi olmadı. Beklenmedik bir şekilde “Evet,” cevabını almıştık. Mutlaka ters giden bir şeyler olmalıydı. Büyükannem bize asla zarar vermek istemezdi. Bizi seslerimizden tanıyamamış olabileceğini düşündüm ama ayırt edebilmesi gerekirdi. Ona tıpkı sağlığında olduğu gibi “Büyükanne,” diye seslendim. Birden ritüeli gerçekleştirdiğimiz masanın üzerindeki bardak kırıldı. Sonrasında gösterge bazı harflerin üzerine doğru teker teker hareket etti ve kendisiyle iletişimde olduğumuz ruh kendisinin büyükannem olmadığını söyledi. O kesinlikle benim büyükannem olamazdı. Artık bundan emindim.

Nicole’ün korku dolu gözlerine baktım. Az önce yaşadıklarımız onu çok ürkütmüştü belli ki. Korkudan titriyordu ve neredeyse ağlayacak gibiydi. Elimi onun omzuna attım. Bu esnada Lucia az önce kırılan bardağın parçalarını toplamak için ayağa kalktı. Onları toplarken cam kırıklarından biri eline battı. İrkilerek kırık parçayı masaya geri bıraktı ama eli kanıyordu. Hem de benim ritüel sırasında ilk soruyu sorduktan sonra gördüğüm kadar. Bu çok ilginçti. İlk soruyu sorduktan ve etrafımızdaki mumlar söndükten hemen sonra onun elinde kan gördüğüme emindim ve şimdi eli gerçekten kanlıydı…

Lucia’nın eline pansuman yaptım. Soru sorma sırası tekrar bana gelmişti ama Nicole ruhun bize zarar vermek istemesine karşılık “Bize ne yapacaksın?” diye sordu endişeli bir sesle.

”Çıldırdın mı sen? Bu soruyu sorman yüzünden başımıza neler gelebileceğinin farkında mısın?” dedi Lucia sinirli bir sesle. Nicole’e çok kızdığı belliydi.

”Kızmana gerek yoktu Lucia. Ne de olsa bize hiçbir şey yapamaz.”

”Bunu nereden biliyorsun?”

”Bu sadece bir oyun.”

”Bu sadece bir oyundan ibaretse o zaman mumları kim söndürdü?”

”Bilmiyorum… Ama bildiğim tek şey sadece bir soru hakkımız kalmış olması. Onu da kullanıp bu saçmalıklara bir son vermeliyiz.”

Nicole ve Lucia tartışırken önümde bir bıçak gördüm. Şaşırmıştım, onun daha önce orada olmadığından kesinlikle emindim ve nereden geldiğini bilmiyordum. Bıçağı elime almaya çalıştım. Ona dokunacak gibiydim ama yapamıyordum. Bunun bir hayal olabileceğini düşündüm.

”Kızlar, bu bıçak buraya nasıl geldi? Daha önce masada olmadığını hatırlıyorum.”

”Elena, masada bir bıçak ya da ona benzer kesici bir alet yok. Yine hayal mi görüyorsun sen?”

”Ama şu an önümde kocaman bir bıçak var. Siz görmüyor musunuz?”

“Tabii ki hayır. Görünüşe göre bu ritüel sana hiç iyi gelmedi. Konuştuğumuz kişinin büyükannen olduğu bile belli değil. Bunu sonlandırsak mı?”

Belli ki arkadaşlarım önümdeki kocaman bıçağı göremiyorlardı. Bunun nedenini bulmaya çalışırken bir şey hatırladım. Ben konuştuğumuz varlığa soru sorarken kızlar Lucia’nın elindeki kanı da görememişlerdi ve bir süre sonra eli gerçekten kanamıştı. Şimdi de bu bıçağı göremiyorlardı ve bu üçümüzünde bıçaklanacağı anlamına geliyor olabilirdi…

”Hayır, oyunu sonlandırmayalım. Son soruyu sormalıyız.”

”Psikolojinin buna dayanabileceğinden emin misin?” diye sordu Nicole.

”Zaten bir soru hakkımız kaldı. Bunu yapabilirim.” dedim ve endişeli bir sesle “Bize zarar vermekten vazgeçecek misin?” diye sordum. “Hayır,” cevabını almıştık. Tekrar önümdeki bıçağa baktım. Ona dokumaya çalıştım ve bunu başardım. Hayal olduğunu düşündüğüm şey gerçeğe dönüşmüştü. Artık ona dokunabiliyordum. Endişelenerek arkadaşlarımı uyardım.

”Kızlar, bıçağa kimse dokunmasın. Başımıza bir şey gelebilir!”

”Bıçakla bir şeyler kesmeye çalıştığında başına bir olay gelir. Ona dokununca değil.” Nicole duraksadı. Bu…

Bu şey buraya nasıl geldi?”

”Size onu gördüğümü söylemiştim.”

”Sen geleceği görebilen bir varlık olmalısın. Senin insan olduğuna inanmıyorum. Gördüğünü iddia ettiğin her şey

gerçek oluyor.”

”Dalga geçmeyi bırakın lütfen. Aslında Nicole haklı.

”İnsan olmadığın konusunda mı?” diye sordu Lucia gülerek.

”Hayır… Gördüğümü söylediğim her şeyin gerçek olduğu konusunda. Senin elinde kan gördüğümü söyledikten bir süre sonra elin gerçekten kanadı. Biraz önce bir bıçak gördüğümü söyledim ve şimdi masada kocaman bir bıçak var. Ritüeli gerçekleştirmeye çalıştığımızdan beri gördüğüm her şey gerçek oluyor. Farkında değil misiniz?”

”Evet ama bu çok tuhaf…”

”Zaten bu ritüel sırasında yaşadıklarımızın neredeyse hiçbiri mantıklı değil Lucia.”

Bu masada yaşadıklarımıza inanamıyordum. Gerçekten de hepsi oldukça saçmaydı ama saçma olması yaşanmış olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Sanırım ritüeli gerçekleştirirken uymamız gereken kuralların yazılı olduğu kağıttaki son uyarıyı dikkate almamış ve büyükannemin ruhuyla iletişim kurmaya çalışırken korkunç bir kabusu uyandırmıştık. Bundan kurtulmanın tek yolunun tahtayı yakmak olduğunu düşündüm ama bunun işe yaramamasından korkuyordum. Tekrar kızlara döndüm.

”Kısacası, tahtayı yakmalıyız.”

”Tahtayı yarın tekrar kullanabilme şansımız var. Deneyelim mi?”

”Bu ne işe yarayacak?”

”Belki bir şeyler öğrenebilir veya farklı ipuçları bulabiliriz.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.