Silaaammm
Nasılsınızzz
Yeni bölümle karşınızdayıııımmm
İyi okumalarrr minik hayaletlerimmm👻
***
Bugün mutlu bir güne uyanmıştım. Alarmsız bir güne... İstediğim saate kadar yattığım bir güne...
Üzerimde bugünün cumartesi olmasının mayhoşluğu vardı. Gün boyu uyuyabilmiştim. Kimseyle muhattap olmamıştım. Kimse bana bulaşmamıştı. Bundan daha iyi bir mutluluk sebebi olabilir miydi?
Şimdiyse yine kendimi odama kilitlemiş, masa lambamdan yayılan loş ışıkla günlüğüme bir şeyler yazmak üzere çalışma masamdaki yerimi almıştım.
Kaldığım sayfayı açtım. Yazılarıma göz attığım sırada gözüme bir şey takıldı. 27.09.2024... Ama bir saniye! Ben dün günlüğüme bir şey yazmadığımdan emindim. Hayvan gibi uyumuş, sabaha doğru zor uyanmıştım. Şimdiyse dünün tarihiyle yazılmış bir sayfa karşımda duruyordu.
''27.09.2024
Cuma
Merhaba Eylül,
Bunu görünce çok şaşıracağını biliyorum ama sana söylemek istediğim bir şeyler var. Kendimi daha fazla tutamadım ve bu yöntemle sana ulaşmayı tercih ettim.
Görüyorum ki günlüğünün her bir sayfası acılarla dolu. Kelimelerin kanıyor. Çok acı çekiyorsun ama çoğu şeyi alaya vurarak bir şeyin yokmuş gibi davranmayı tercih ediyorsun.
Yaşamak istemiyorsun. Hatta ölmek istiyorsun. Yapma.
İnsan hayata bir kez geliyor. Bunun bir dönüşü olmuyor maalesef. Kendi ellerinle hayatını zindana çevirme. Biliyorum, insanlar çok kötü. Masum doğaya bile acımasız davranan insanların sana acımlarını bekleyemezsin. Kendini onlara sevdiremezsin. Kalbi taşlaşan insanların sana karşı yumuşak olmaları ancak mucizeyle olur.
Yine de şunu da unutma: Bu hayatta kötü insanlar olduğu gibi iyi insanlar da var. Bir gün hayatını güzelleştirecek insanlar çıkacak hayatında. Bu yüzden sakın yaşamaktan vazgeçme.
Onların kötülüklerine rağmen yaşa. Olmak istediğin insan tipi olmaktan çekinme. Sev, sevil, gül, eğlen, mutlu ol, gıpta ettiğin her şeyi yap. Henüz fırsatın varken...
Hayalet Çocuk...''
Günlüğü hızlıca kapatıp odadan çıktım. Ailemin eşyalarımı karıştırma gibi bir huyu yoktu normalde. Şimdiyse... Neden yapmışlardı? Gerçekten bunu yaptıklarına inanamıyordum!
Öfkeyle dolu bir şekilde salona girdim. ''Vay vay vay! Küçük depresif ergenimiz odasından çıkmayı başarmışlar.'' dedi ablam alay dolu bir sesle. Ailemin gözündeki imajım buydu işte. Gerçi yanlış düşündüklerini gösterecek bir belge yoktu elimde. Dışarıdan kendimi görsem ben de aynı şeyi düşünürdüm.
Onu duymazdan gelerek direkt konuya daldım. ''Dün odama kim girdi?'' diye sordum sert bir sesle. Tüm aile fertlerim bana hayretle bakarken annem cevap verdi. ''Yani kızım sen odana kimsenin girmesini istemediğin için odanı temizlemiyorum bile. Baban da dün gün boyu işteydi. Ablan da okuldaydı işte. Sen ondan önce döndün eve. Yani odana kimse girmedi.''
Ağzım hayretle açılırken aklımda binbir senaryo dönmeye başladı. Acaba eve hırsız mı girmişti? Aynen hırsız da sırf günlüğümü okumak için girmişti eve. Sınıftaki zorbalardan biri sınırını aşıp evime kadar gelmiş olabilir miydi? Yok, yok. Hem eve nasıl girecekti ki? Işınlanacak hâli yok ya.
O zaman kimdi günlüğüme yazı yazan!? Arkamı dönüp sırtımda gezinen meraklı bakışları görmezden gelerek odama döndüm. Çalışma masasının üzerindeki günlüğümü alıp yatağa kuruldum. Yazılanları bir kez daha okumaya başladım.
Kafayı yiyordum. Deliriyordum galiba. Yeni bir yazı eklenmişti!
''Not: Beni bulamazsın. Boşuna arama. Kim olduğumu merak etme. Aileni suçlama. Onlar odana girmediler bile. Bunları seni düşündüğüm için ben yazdım. Hayalet çocuğum ben. Beni göremezsin, dokunamazsın, varlığımı bile hissedemezsin. Ve lütfen korkma... Sana zararım dokunmaz.''
Korkuyla irkilip bir çığlık attım. Ailemin duymamış olmasını ummuştum. Günlüğümü yatağa fırlattım hemen. Bu evde anormal bir şeyler dönüyordu. Hayalet Çocuk gerçekten de hayalet miydi yani? Hayır, hayır. Böyle bir şey mümkün değil. Kuruntu yapıyordum.
Odanın ışığını yakıp odanın her bir köşesine baktım ama kimse yoktu. Kimseyi bırakın odada tek bir tuhaflık bile yoktu. Her şey bıraktığım gibiydi. Günlüğüm dışında hiçbir şeye dokunulmamıştı. Pencere de sıkı sıkı kapalıydı. Yani birinin pencereden girip benimle uğraşıyor olması da imkansızdı.
Aileme durumu anlatsam delirdiğimi düşünürlerdi. Keza ben de böyle düşünüyordum. Bu yüzden onları bu işe hiç bulaştırmadan korkuma rağmen günlüğü elime aldım. Titremekten beter olan ellerimle iki kelimeyi zor yazdım.
''Sen kimsin?''
Bir cevap gelmedi. Nasıl gelecekti ki sanki? Merakla deftere bakarken birden elimdeki kalem biri onu elimden almış gibi havalandı. Evet! Bildiğiniz kalem havada uçmaya başlamıştı.
Deftere değdiğinde korkudan ağlamak üzereydim.
''Ben hayalet çocuğum.''
Allah'ım! Sen aklıma mukayyet ol yarabbim! Gerçek bir hayaletle yan yana oturuyordum yani şu an. Akıl kârı değildi bu iş.
''Gerçekten hayalet misin sen?''
''Evet.''
Bu bir şaka olmalıydı! Bir hayaletle konuşuyordum. Ciddi anlamda.
Kağıdı yırtarcasına hızlı ve sert bir baskıyla yazmaya başladım. ''Ne yapıyorsun sen benim odamda?'' Evet, tek sorun buymuş gibi bunu sormuştum ciddi ciddi.
''Aslında burası benim odamdı. Sonradan gelen sendin. Yani mantıklı düşünecek olursak odama konan sen oluyorsun. Ben senin odanda değil, sen benim odamdasın.''
Hah! Yüzsüz hayalet! Kendi odasıymışmış. Ben kendimi bildim bileli bu odada sürünüyorum. Nereden onun odası oluyormuş?
''Doğduğumdan beri bu oda benim.''
''Ben de yıllar önce doğduğumda bu oda benim olmuştu. Hâlâ da benim.''
Elinde olduğunu tahmin ettiğim kalemi hiddetle alıp sinirli sinirli yazmaya başladım.
''Çok gıcık bir hayaletsin. Eğer tüm hayaletler böyleyse hepsinin kellesi alınmalı!''
''Biz zaten ölüyüz aptal kız.''
Bu cümleyle gerçekle yüzleşmek zorunda kaldım. Ben şu anda ölü biriyle konuşuyordum. Sertçe yutkundum. Korkmamış gibi davranmak için olağanüstü bir çaba harcamam gerekiyordu.
''Nasıl öldün peki?''
Kalem duraksadı. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey yazmadı.
''Şimdi bunu anlatmanın zamanı değil. Belki ileride anlatırım.''
Kötü bir şekilde mi ölmüştü ki acaba? Dudaklarımı birbirlerine bastırıp, beni gördüğünü tahmin ederek başımı olumlu anlamda salladım.
Ardından merak ettiğim bir diğer soruyu sordum.
''Sen bu odada mı yaşıyorsun yani?''
''Evet.''
''Ne zamandır?''
''Doğduğumdan beri.''
''Yani ben de doğduğumdan beri benimle yaşıyorsun.''
''Öyle.''
Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Oha, oha! Yok artık! Yediğim her bir haltı görmüş müydü yani? Yüzüm utançla yanmaya başlamıştı. Bir hayaletten utanacağımı kim bilebilirdi?
''Merak etme. Mahremiyetine hep saygı duydum.''
Okuduğum cümleyle gözlerimi kısarak görmediğim hayalet çocuğa şüpheli bakışlar gönderdim. Doğruyu mu söylüyordu gerçekten?
''Şimdi ben konuştuğumda beni duyabiliyor musun?''
''Evet.''
Kalemi onun elinde bırakıp bir iç çektim. ''O zaman neden bir saattir elimi yormamı sağlıyorsun?''
''Ne bileyim? Sen yazıp durdun.''
''Bak olaya hızlı adapte olmuş gibi görünebilirim ama hâlâ şoktayım, tamam mı? Bir hayaletle aynı odada yaşıyormuşum anasını satayım! Benim yerimde başka biri olsaydı hastaneyi boylamıştı çoktan.'' Bu kelimleri kendimden beklemediğim bir hızla dökmüştüm. Vay arkadaş! Korku insana neler neler yaptırıyordu öyle?
''Biliyorum ama sen normal bir insan değilsin işte. Bu yüzden rahatça söyleyebildim sana.''
Boğazımı temizleyip göremediğim hayaletten gözlerimi kaçırdım. Dünya üzerinde bunu yapan tek insan bendim sanırım. ''Peki şey... Beni dikizlemediğinden emin misin?'' diye sordum yarı utangaç yarı şüpheli bir tavırla.
Birkaç saniye cevap gelmeyince kaşlarımı çattım. Kalem sarsılıp duruyordu. Ne oluyordu be!?
''Kusura bakma. Gülme krizine girdim de...''
Gözlerimi devirdim. Komik olan neydi? Bir hayaletin benimle dalga geçtiğine inanamıyordum.
''Dikizlemedim. Sapık değilim ben.''
Ona inanmaktan başka çarem yoktu zaten. Başımı usulca salladım. ''Kaç yaşındasın peki?'' diye sordum.
''On sekiz.''
''On sekiz yaşında mı öldün?''
''Evet.''
İçimde bir sızı baş gösterdi. Çok genç yaşta ölmüştü. Neden öldüğünü merak etsem de tekrar sormam uygunsuz kaçacaktı. Kendisi istediği zaman anlatabilirdi sonuçta.
''Uyu artık. Uykun gelmiştir.''
Yok artık!? Bundan sonra da hayalet beni düşünmedi demezdim. Uykuyu çok severdim. Ondan daha değerli bir şey yoktu benim gözümde ama şimdi bir hayalet odamda dolaşırken nasıl uyuyabilecektim ki? Yanı başımda dursa varlığını hissedemezdim. Soğuk bir hava dalgası tenimi yalamış gibi tüylerim ürperdi.
''Sen odadayken nasıl uyuyabilirim ki?''
''Ben genelde sen uyuduğunda banyoda oluyorum. Yani merak etme başında dikilmeyeceğim.''
Nedenini bilmiyordum ama bu hayaletin sözlerine güveniyordum. Onu başımla onayladım. ''İyi geceler o zaman.'' deyip yorganın altına girdim.
Günlüğüme son kez baktığımda gördüğüm tek yazı ''İyi geceler.''di.
***
Bölüm sonuuuu
Nasıldı sizce, görüşlerinizi alayım bakayımm
Kendinize iyi bakınnnn🤍





