Kolumda, omzumda ve sırtımda inanılmaz bir acı ile uyandım. Evet. Ailemden şiddet görüyordum. Uzun bir süredir. Çok uzun bir süredir. Hayatım, zehir olmuş durumdaydı. Ve okuldada zorbalık gördüğüm için okulda asla kaçış yeri olmadı benim için. Yinede bunlara rağmen hayattan asla vazgeçmedim. Çünkü benim çok büyük hayallerim vardı. Ve bunları ne olursa olsun gerçekleştirecektim. Bu şekilde yaşamam imkansızdı. Böyle gitgide nereye kadardı. Üstelik benim doğmadan ölen bir ablam vardı. O benim tutunduğum sayılı şeylerden biriydi. O benim meleğimdi. Onu herkes unutmuştu, ama ben öğrendiğimden beri unutamamıştım. Hep acaba ölmeseydi adı ne olurdu diye düşünürdüm. Benim adım yağmurdu. Gökyüzünün gözyaşları. İlerde kesinlikle bu isimle kalmayacaktım. Bu düşüncelerimi bölmek zorunda kaldım çünkü çünkü artık kalkmam gerekiyordu. Sabahları çanta hazırlamaya çok üşenirdim. Bu yüzden akşamları hazırlardım.aslında okul formamı giymem gerekiyordu ama boynumda tırnak izleri vardı, ve birinin görmesini istemiyordum. O yüzden dolabımdan bir paraşüt pantolon ve siyah bir kapşonlu kazak çıkardım. Azar yiyeceğimi biliyordum. Ama buna mecburdum. Tam kazağını giyeceğim sırada vücudumda inanılmaz bir ağrı hissettim. Yinede buna rağmen zar zor giyindim. Kahvaltı yapmayacaktım. Dün paramı harcamamıştım. Çantamı aldım ve aynaya yöneldim. Saçımı düzeltip bileğimdeki yaraları fondöten
ile kapattım. Hazırdım. İyi görünüyordum, ve öylede olmalıydım. Kapıya yöneldiğimde ellerim titriyordu. Dün kavgadan sonra kapımı kilitlemiştim. Kilidi yavaşça çevirip aşağı indim. Evin çıkış kapısına doğru yürürken arkamda duyduğum ses ile irkildim. "Şuna bak yaa. Yerim ben bunu." Hep böyle yapardı. Kavgalardan sonra sanki hiçbirşey olmamış gibi davranırdı. Omzuma soba demiriyle vuran ve sürekli hakaret eden 'senin gibi kardeşim olacağını bilseydim, annemin karnında kendimi öldürürdüm' diyen bir pislik. Herkes bana 'kesin sen kötü davranıyorsun.'
'Abin olduğuna şükür et.' Der. Bende artık arkadaş hayallerini bıraktım. Aslında eskiden onunla iyi anlaşırdım. Ama oda bana şiddet gösterip bu hale gelince ondanda umudumu kestim. Zaten halâ sinirliydim. Hiçbirşey söylemeden evden ayrılıp okula doğru yürümeye başladım. Saat çok erkendi ama okulda ders çalışmalıydım. Çok yakında yazılılar başlayacaktı. Yolda yürürken tekrar hayallerime daldım. Çok param olmalıydı. Güney korenin en yüksek binasının 85. Katında oturmak istiyordum. Şarkılar çıkarıp her ay konserler vermek istiyordum. Ünlü ve zengin olmak istiyordum. Saygı istiyordum. Şirket kurmak istiyordum. Adımı değiştirip CEO Lee Soo Yang olmak istiyordum. Saygı görmeyen. Evde şiddet, okulda zorbalık gören. Yağmur olmak istemiyordum. Her sabah ağrıyan bir vücut ile uyanmak istemiyordum. Bu şekilde yaşamak istemiyordum. Bunları düşünürken birine çarptım. Ve kendime geldim. Çünkü omzum acımıştı. "A- özür dilerim." Dedim önümdeki beden karşısında eğilerek. Ve yüzüne baktım. Lise son çağlarında. Siyah saçlı, siyah gözlü, siyah giyinmiş, gölge gibi biri vardı karşımda. "Önemli değil...
Ama sabahın bu saatinde ne işin var dışarda." Dedi karşımdaki abi. "Okula erken gidiyorum. Yazılımlara az zaman kaldı." Dedim. "Ama bu saatte etraf çok kötü tek mi gidiyorsun her gün." Evet anlamında başımı salladım ve. "Merak etme abi. Hergün geçiyorum burdan." Dedim. Yüzünden belli oluyordu içine sinmediği. "Dikkatli ol tamammı." Dedi. "Tamam abi." dedim yüzüme alışmış bir tebessüm kondurarak ve yoluma devam ettim. Ardından hızlı adımlarla okula ulaştım. Kapıda zorbalarımı görmediğim için mutlu olmuştum. Hemen sınıfa girdim ve rahat bir nefret vererek yerime oturdum.

