İçeriğe geç

Hayal Yolu

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Hayal Yolu

Bölüm 1

Giriş ve İlk Bölüm

Giriş: Çocukluğuma

Yağmur damlaları teker teker vücuduma inerken rahatladığımı ve içimdeki kız çocuğunun bir nebze mutlu olduğunu hissediyordum. Uzun zamandır bu kadar mutlu olmamıştım, gerçek anlamda. O kadar uzun zamandır duygusuz bir robotu oynuyordum ki, sanki ilk defa yaşadığımı hissediyor gibiydim. Yanımda şemsiye olmasına rağmen ıslanmayı ve gülmeyi tercih ettim. İnsanların tuhaf bakışları üzerimdeydi. Ama insanlar zaten hep böyle değil miydi? Hep böyle bakarlardı. Bense ilk defa bu bakışların altında ezilmediğimi, özgür olduğumu hissettim. Her şeyi boş verip yalnızca ıslandım ve tüm kötü şeylerin yağmur ile birlikte akmasına izin verdim. Büyük ihtimalle annemden büyük bir azarişitecektim. Sadece ıslandığım için değil, dersten geç geldiğim için de azar işitecektim. Ayrıca hasta olursam öğretmenimden de azar işitecektim. Çünkü sınav yaklaşıyordu, nefes almam ve ders çalışmam hariç neredeyse her şey bana yasaktı. İlk defa o yasaklardan birini çiğnedim. Eğer şu an yaşadığım bu mutluluğun bedeli hasta olup sınava çalışamamaksa bu bedeli ödemeye hazırdım. Sanki hayallerim, çocukluğum, geleceğim, annem, babam, arkadaşlarım... hepsi kalbimdeki kurak topraktaydı ve yağan yağmurla birlikte yavaş yavaş yeşeriyorlardı. Hoş, babamın yeşermesi pek mümkün değildi. Yıllardır boynumdan çıkarmadığım papatya kolyemi tuttum ve gökyüzüne baktım. Belki bir gün, gerçektenhayallerimdeki gibi kalbimde papatyalar yeşerirdi ve çocukluğumun çırpınışları da, ağlayışları da, haykırışları ve yara izleri de geçerdi. Belki ben gelecekte o çocuğun yerine başımı kaldırıp, sesimi çıkarıp onun hakkını arayabilirdim. O çocuk ağzını bile açamazdı, sadece yazardı ama kimseye de okutmazdı. Yazdıkları okunursa yargılanacağını düşünürdü. Bunları düşünürken birden kendimi kapının önünde buldum. Asansöre bindiğimde aynada kendimi inceledim ve gülümsedim. İlk defa aynadaki yansımama gülümsedim. Çünkü orada ben değil Küçük Simay vardı. Gözlerinde küçük bir pırıltı peyda gösteriyordu. Gelecekte önce aynadaki ve aynı şeyleri yaşamış diğer çocuklara umut olacağıma dair söz verdim. Küçük Simay'a söz verdim.

1.Bölüm:Peşimi Bırakmayan Geçmiş

En çok da yağmur yağdığında seviyorum bu şehri. Herkesin yüzü ıslak, başı öne eğik. Sanki herkes suçunu kabullenmiş gibi...

Victor Hugo - Sefiller

Şarkılar: Noah Cyrus - Lonely

Hafifçe kapının ziline bastım. Eve gelmek, kapıyı çalıp o soru yağmuruna tutulmak dışarıdaki yağmurdan daha fazla üşütüyordu. Eve gelmekten nefret ediyordum. Sanki burası evim değil de hapishanemmiş gibiydi. Kendimi buraya ait hissetmiyordum. Tamam; eski evimde de durumlar pek farklı değildi ama bu kadar yabancı da değildi, en azından kendi güvenli alanım vardı.Ama burada kaçabileceğim hiçbir yer yoktu. Ben bunları düşünürken annem beni şaşırtarak, aceleyle açtı kapıyı.

''Neredesin sen ? Ne biçim ıslanmışsın hasta olacaksın hadi çabuk banyoya.'' diye söylendi ve bana dersimin nasıl geçtiğini sormadan beni banyoya sürükledi.

Sıcak su ile soğuk tenim buluştuğunda rahatladığımı hissettim. İlk defa gülümsedim. Ağlamadım. Son zamanlarda sadece banyoda ağlıyordum. Çünkü odamda yakalıyorlardı.Eskiden bununla baş etmesi daha kolaydı çünkü sadece annemi idare etmem yetiyordu. Ama şimdi odama pat diye giren ve özel alana saygısı olmayan üvey babam ve kardeşim ile kalmak zorundaydım. Annem için...

Zaten sık sık duş aldığım için işim çok uzun sürmemişti. Çıktığımda annemin güler yüzüyle karşılaştım. '' Hadi kurulan da yemeğe gel, acıkmışsındır.''

Korktum. Annem çok iyi davranıyordu. Gayet anlayışlıydı, evdeki herkes mutluydu ama ben bunun anlamını biliyordum. Çünkü bizzat yaşamıştım. Yaşamıştık...Annem iyiyse bir şeyleri içine atıyor, alttan alıyor demekti. Bu da patlaması yakın demekti. Gerçi son zamanlarda annemden daha az korkuyordum. Evlendiğinden beri... Tabii ki evlendiği kişiye ve velayet davası devam eden kızına bana davrandığı gibi davranmıyordu. Biz ikimiz yaşarken...

Düşünce havuzumdan çıkıp mutfağa gittim. Galiba son zamanlarda fazla düşünüyorum ve bu beni yiyip bitiriyor.

Annem, '' Yorulmuşsundur derste, bugün istersen daha erken yat. Dersten gelince çalışmak zorunda değilsin.'' dediğinde '' Olur.'' diye karşılık verdim. Yemeğim bitince vakit kaybetmeden odama gittim.Bugün yaptıklarımı ve günlük yapılacaklar listemi kontrol ettikten sonra uyudum.

Ağlamadan, düşüncelerimin içinde boğulmadan ilk defa rahat bir şekilde uyudum. Çünkü bugün yağmur yağmıştı ve ben o yağmurda ıslanmıştım. Her yağmur damlası benim için umut demekti. Bugün umutlanmıştım. Bugün inançlı, umutlu, yenilenmiş, hayalperest bir kız olarak yeniden doğmuştum.

Yarın bir okul gezisi vardı. Sınıf Ankara' ya gidecekti ancak ben yeni geldiğim ve çok sosyal biri olmama rağmen burada pek arkadaşım olmadığı için katılmamıştım. Sonradan pişman olmuştum çünkü son anda birkaç arkadaş edinmiştim ve beraber vakit geçirmek için gitmek istemiştim ancak iş işten geçmişti. Belki de kader benim için ağlarını örüyordu. Benim o günü, o yüzleşmeyi yaşamam lazımdı belki de. Tam toparlandım ve kendimi bu cehennemden kurtarmaya odaklandım derken o kişi yaşadığım cehennemin ateşine odun atıp harlamak için gelmişti sanki.

Babam...

Sabah erkenden kalkmıştım. Madem geziye gidemedim ve boş bir günüm, çalışmam gereken birikmiş konularım vardı o zaman bu günü verimli geçirecektim. Kalktığımda geri uyumamak ve ayılmak için banyoya koştum. Orada da işimi hallettikten sonra odama gelip masa başında oturmaktan sık sık ağrıyan ve kramp giren sırtım ve bacaklarımı rahatlatmak için egzersiz yaptım.

Güneş henüz yeni yeni kendini gösteriyordu. Güneş doğmadan uyanırdım hep. Belki de bu şekilde günümün daha güzel geçeceğine inanırdım. Gerçi benim asıl Güneşim şu an çok daha uzaklardaydı. Belki Güneş'in doğuşunu görmek bana bu yüzden iyi geliyordu ve bu şekilde günümün güzel geçeceğine inanıyordum. Ama o gün öyle olmadı işte. O gün belki de benim miladımdı. Daha sonra yaşayacağım milatlarımın da başlangıcıydı. Vakit kaybetmeden masanın başına oturmuştum ve hem konu tekrarı yapıp hem de not çıkarıyordum. Çok hırslanmıştım. Ders konusunda, geçen sene ve önceki senelerde yaşananlar bu sefer yaşanmamalıydı. Anneme hiçbir koz ve fırsat vermemeliydim.

Ben çalışırken ev yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Mutfaktan sesler geliyordu. Annem hasta olduğu için ona yardım etmeye gittim ve uzun zaman sonra beraber düzgün bir kahvaltı yaptık.

Normalde pek kahvaltı yapan biri değildim. Çünkü annem çalışıyordu ve ben uyandığımda kanepeye bırakılmış ufak bir not, biraz para ve ütülenmiş formalarımla karşılaşırdım. Kahvaltımı hep okulda yapardım.

Kahvaltıdan sonra odama geçip çalışmama devam ettim. Duramazdım. Bana durmak, dinlenmek yasaktı. Ama annem istediği için değil, ben istediğim için. Kendimi kurtarmak istediğim için.Yaklaşık on dakika sonra annem odama geldi ve ''Kızım ben çok yoruldum, mutfağın geri kalanını sen halleder misin ? Ben zaten masayı hallettim bir tek bulaşıklar kaldı.'' diyerek yardım istedi. Reddetmedim. Zaten alışıktım. Annem çevresinde kimse yokmuş gibi her olayda hep bana gelirdi. Ben ne durumda olursam olayım ona yardım etmeliydim çünkü onun benden başka yardım isteyebilecek kimsesi yoktu(!). Sanki benim annem o değil de onun annesi bendim. '' Olur anne, hem ben de biraz dinlenmiş olurum.''

Kalan bulaşıkları yıkarken bir yandan da bugün yapacaklarımı düşünüyordum. Bugün en az 200 soru çözmeliydim. Çünkü başımda LGS denen bir illet vardı. Aklımdan hiç çıkmıyordu.

Bu sırada annem suratında garip bir ifade ile mutfağa geldi. Elindeki telefonu garip bir şekilde tutuyordu. Neler olduğunu anlayamıyordum. ''Simay, baban okuldaymış. Okul müdür yardımcısı aradı.''

O an sanki benim için hayat durdu. Yıllardır görüşmediğim babam gelmişti. Nasıl göründüğünü neler yaptığını bilmiyordum. Aslında merak etmiştim. Ama merak etmekten nefret ediyordum. Onunla ilgili hiçbir şeyi kabullenemiyordum. Neredeyse beş yıl olmuştu. Hoş, sayıların pek bir önemi yoktu. Bir babanın kızını aramadığı, merak etmediği tek bir gün bile olmamalıydı. Olacaksa da o kişi baba olmamalıydı.

En son olan görüşmemizi hatırlamıyordum. Ayrıca tam da annemin evlendiği zaman ortaya çıkması da ayrı bir ironiydi. Büyük ihtimalle bunu inkar edecekti. Gerçi onun hangi durumda ne tepki vereceğini bilmiyordum. Kendi babamı tanımıyordum bile. Baba demek bile çok tuhaf geliyordu. Bu kelime ağzımda çok abes duruyordu. Bana yakışmıyordu. Yakıştıramıyordum...Şimdi niye gelmişti, zaten her şeyi o mahvetmemiş miydi ? Elimdeki tabağı düşürmemek için yavaşça tezgaha bıraktım. Nutkum tutulmuştu. Beynimden geçen düşünceleri bir kenara atıp şaşkınlıkla anneme '' Şaka mı yapıyorsun anne, hiç komik değil?'' diye sordum.

Mümkün değilmiş gibi geliyordu. Çocukken hep onun gelmesini beklerdim. Dışarıda oyun oynadığım arkadaşlarım babaları geldiğinde sevinç nidalarıyla onların boyunlarına atlar evlerine giderdi. Bense sokakta yalnız kalırdım ve eve gidip benim babam niye gelmiyor diye ağlardım. Çocukluğum boyunca onun gelmesini beklemiştim ki aslında hala çocuk sayılırdım. Ama şöyle bir sorunumuz vardı ki ben erken büyümek zorunda kalmıştım. Dört yaşında bir çocuk hatta bebek sayılırken evde yalnız kalmayı öğrenmiştim, ilkokula geçince kendi ev anahtarım olmuştu. Öğle yemeğimi annemin güvendiği arkadaşlarıyla yerdim. Peki babam neredeydi ? Yaşadığım 12 yıllık hayatımın çoğunu hatırlıyordum ama o yoktu, çok küçük anılar vardı ve o anılarda çoğunlukla yanımızda başka insanlar vardı. Çünkü ben babama yaklaşamıyordum, o zamanlar ondan ölesiye çekiniyordum.

''Hayır tabii ki bu konuda sana böyle bir şaka asla yapmam.'' O zaman neden ? Bu durumda sorulması gereken en mantıklı soru buydu ''Neden''.

Peki bundan sonra ne olacaktı? Ben hayatıma normal bir şekilde devam edebilecek miydim? Bundan sonra hayatıma dahil olacak mıydı? Şimdi okula, yanına gittiğimde beni nasıl karşılayacaktı, ağlayacak mıydı, kızım diye üstüme mi atlayacaktı, beni özlemiş miydi? Ben onu hatırlamıyordum, acaba o beni hatırlar mıydı? Fotoğraflardaki gibi mi kalmıştı yoksa değişmiş miydi?

Duygularım birbirine girmişti. İçimde çok büyük bir savaş vardı. Ama ben tek bir şeyden endişeleniyordum. Bu savaşın sonunda harabeye dönmekten, kendimi kaybetmekten çok korkuyordum. Zaten yeni toparlanmıştım. Annemin evliliği ile beraber çok da kolay şeyler yaşamamıştım. Yabancı insanlarla savaşmak zordu. Peki kendi babamla nasıl savaşacaktım...

Korkuyorum...

Dayanamıyorum...

Bu belirsizlik beni öldürüyor...

Ben ölmek istemiyorum...

O kafese geri dönmek istemiyorum...

Kafamın içindeki sesler susmuyordu, çocukluğum susmuyordu, susamıyordu. Öldürmüşlerdi onu, daha doğrusu yaralı bir şekilde terk etmişlerdi. Şimdiyse geri dönüp neden yaralısın, neden ağlıyorsun diye hesap soruyorlardı sanki.

Peki asıl hesap sorması gereken ben değil miydim ? Birazdan babamın karşısına nasıl çıkacaktım. Hayır, ondan utanmıyordum. Asıl utanması gereken oydu. Benim amacım zayıf görünmemekti.

Yıllar sonra onun karşısına zayıf ve ezik bir şekilde çıkamazdım. Yıllar içinde büyüdüğümü, artık kandıramayacağı küçük kız olmadığımı görmeliydi.

Of, kimi kandırıyorum ki ben. Ben zaten hayatım boyunca çevremdeki herkese karşı böyle davranmıştım. Güçlü durmuştum. Ama son zamanlarda bu gücü kaybettiğimi hissediyordum. Gücümü tekrar kazanmak istediğim için böyle düşünüyordum.

Halbuki bunu babam için değil kendim için yapmalıydım. Güçlü duracaksam sadece babama karşı değil herkese karşı durmalıydım. O okula gidip onun ve yanında her kimle geldiyse onların hakkından gelmeliydim. Bunu kendim için yapmalıydım. Ben neleri aşmıştım, bu benim için vız gelir tırıs giderdi değil mi ? Öyle olmasa bile cesaret edip gitmeliydim. Daha fazla kaçamazdım.

Artık küçük bir kız gibi korkamazdım. Aksine o kızın yaşadıklarının hesabını sormanın vaktiydi...

Beni çocukken boğdukları o denize onları atma vaktiydi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.