İçeriğe geç

Hastane, Ben ve Ailem

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Hastane, Ben ve Ailem

Bölüm 1

Bir akıl hastanesindeyim, orada bir psikolog olarak çalışmıyorum, orada bir temizlikçi değilim, orada stajyer olarak çalışmıyorum. Ben oradaki hastalardan biriyim ama o hastalar gibi değilim.Benim adım Selin.Bu akıl hastanesinde yapacak hiçbir şey yok.Bu günlüğü yazmamın sebebi çok sıkılmış olmam.Ailem beni neden bu akıl hastanesine yatırdı bilmiyorum,ben deli değilim. Eğer deli olsaydım buradaki herkes gibi olurdum ancak ben buradaki herkesten farklıyım. Delilerin arasında benim normal olduğumu hemen anlayabilirsiniz ancak onlar anlamıyorlar.Herkesi sabah yedide gürültülü bir alarmla kaldırıyorlar.Hücrelerimize taktıkları megafonlar sayesinde bu alarmı herkes duyuyor.Saat yedi buçukta kahvaltımızı veriyorlar.Bir bardak çay ve biraz ekmek. Çayın içinde yüzen çay yaprakları çayın tadını almamı sağlamıyor.Ekmekler ise bayatlamış hatta bazen küflenmiş olarak geliyor.Saat on birde yanımıza bizimle ilgilenen psikologlarımız geliyorlar.Yanıma gelen psikologa deli olmadığımı anlatıyorum.Psikolog benim böyle hissetmemin normal olduğunu beni iyileştireceklerini benim böyle hissetmemin normal olduğunu beni iyileştireceklerini söylüyor.Bu psikolog beni hiç dinlemiyor,her zaman bu sözleri söylüyor. Psikologumun adı Ember.Keşke beni daha iyi anlayan beni gerçekten dinleyen bir psikologum olsaydı.Bu psikolog kahverengi saçlı,ela gözlü ve bir gözlük takıyor. Hücrelerin her yerinde kameralar var.Bizi kameralar sayesinde her an dinliyor ve izliyorlar.Buraya getirildiğim andan beri beni izliyorlar.Yaptığım her hareket,yediğim her şey,yazdığım her şey,söylediğim sözler,hepsi kayıt altında.Neyse ki saat bir olduğunda dışarı çıkıyoruz.Dışarı çıktığımda bu akıl hastanesinden kaçmayı deneyebilirdim ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlanacaktı çünkü hastanenin duvarlarında dikenli tel örgüler var.Her gün yağmur da yağsa,kar da yağsa, dışarıda kavurucu bir sıcak da olsa saat birde dışarı çıkıyoruz ve yarım saat sonra tekrar hastaneye dönüyoruz.Başlarda bu yarım saatlik zaman içerisinde gerçekten yalnız kaldığımı ve beni kimsenin izlemediğini düşünmüştüm ancak yanılıyormuşum bizi dışarıda da izliyorlar.Masum gibi duran sadece yanımızda dikildiğini düşündüğüm psikologlar aslında akıl hastanesinin yöneticisine dışarıda neler yaptığımızı iletiyorlar.Geçen gece herkes uyurken,ben uyumamıştım. Kameraya sırtımı döndüğümden bir baykuş gibi olan beni ve açık olan gözlerimi göremiyorlardı.Aslında bir insanın sırtı bu insan hakkında çok fazla bilgi verir ancak neyse ki yönetici bu detaylara pek fazla dikkat etmiyor.Bir psikolog hücremin önünden geçti.Telefonla konuşuyordu.Şöyle dedi “Onları dışarıdayken izlememize gerek olmayabilir.Zaten duvarlarda dikenli tel örgüler var,buradan çıkamazlar.” Bu sözlerle bizi dışarıda bile izlediklerinin farkına vardım.Saat ikide öğlen yemeği yiyoruz.Öğlen.Saat ikide öğlen yemeği yiyoruz.Öğlen yemeğinde bir kase çorba ve biraz ekmek veriyorlar.Çorbanın içinde birkaç tane yeşil mercimek ve biraz sudan başka bir şey yok.Ekmek ise yine bayat ve küflenmiş.Öğlen yemeğinden sonra yine psikologlarımız geliyor ve bize almamız gereken ilaçları getiriyorlar. Benim için getirdikleri ilaçların hiçbirini içmiyorum.Yan hücremdeki kadına baktığımda ellerinin titrediğini,kaşığı tutmakta zorlandığını,kekeleyerek konuştuğunu ve psikologların ona getirdiği ilaçları düzenli olarak aldığını gördüğümde kadının bu durumunun ilaçların etkisiyle yaşandığını düşünüyorum ve ilaçları almaktan vazgeçiyorum.Kadının üzerindeki kıyafetler yırtılmış ve kadın çok hasta geceleri hücrelerimiz çok soğuk oluyor. Yatak yerine soğuk betonun üzerinde yatıyoruz.Yerde kıvrılarak uyumaya çalışıyor.Kendimizi ısıtmaya çalışıyor,belki bir umut uyuyabileceğimizi düşünerek bir sağa bir sola dönüyoruz,nihayet sabah olduğunda gece boyu hiç uyuyamamış,gözlerimizin altı morarmış şekilde kahvaltı yapıyoruz.Yan hücremdeki kadının bu hastane şartlarından dolayı böyle hastalandığına neredeyse eminim.Aslında kadın benden sadece birkaç yaş büyük olmalı.Muhtemelen onu da ailesi gönderdi çünkü geceleri soğuk betonda kıvrılmış yatıyor,kafasını kollarının arasına alıyor ve sayıklıyor.Ne söylediğini tam anlayamıyorum,belli belirsiz bir şeyler söylüyor.Bu kadın için çok üzülüyorum.Ne zamandır burada bilmiyorum. Belki benimle aynı yaştadır ancak hastane onu bu kadar yıprattığından dolayı benden birkaç yaş büyük gösteriyordur.Kadının yanına psikolog geldiğinde kadın “git” diye fısıldıyor, “git…” Bazen bunun ne anlama geldiğini düşünüyorum.Hastaneye yeni biri geldiğinde de böyle söylüyor.Başka bir şey söylemiyor. “git.” Diyor fısıldayarak “git.” Ben hastaneye ilk geldiğimde bana da aynı sözleri söyledi.Hala ne anlama geldiğini bu tek kelimenin ardındaki şifreyi ne demek istediğini anlayabilmiş değilim.Bu kadını bir kez ağlarken görmüştüm.Öğlen yemeğini bitireli birkaç saat olmuştu kadın acıkmıştı.Öğlen yemeğinden kalan boş çorba kasesine,eli titrediği için yere dökülen çorbaya,tepside kalan un ufak olmuş ekmek kırıntılarına,kirli kaşığa baktı hüzünle.O eşyalara bakarak öylece kalakaldı.Sonra akşam yemeği olmadığı için ağlamaya başladı.Akşam yemeği yoktu.Sadece iki öğün yiyebiliyorduk.Üçüncü bir öğün yoktu.Karnı çok acıkmıştı daha fazla dayanamayıp sessizce akan göz yaşlarının arasından bir sağa bir sola baktı.Bağırmaya başladı.Kirli kaşığı demir parmaklıkların arasından dışarıya fırlattı.Boş çorba kasesini tüm gücüyle yere vurarak kırdı.Tepsiyi karşısında duran parmaklıklara doğru fırlattı.Demir parmaklıkların ardına geçen ekmek kırıntıları bir psikologun ayağının önüne düştü.Birkaç dakika önce ağlayan kadın şimdi bir şeyler fırlatıyor,gözleri öfkeyle yanıyordu.Kadının üzüntüsünün yerine öfkesi, gözyaşlarının yerini de kırılan eşyalar almıştı.Psikolog kadının kapısını açtı.Kadını kolundan tuttu.Onu koridorun karşısındaki odaya kapattı.İki gün boyunca kadını göremeyince onun bir daha gelmeyeceğine emin oldum.Sonraki sabah psikologum geldiğinde “Ben deli değilim.” Sözlerini tekrarlamadım çünkü ben bu sözleri tekrarladığımda psikologum “Böyle hissetmen çok normal.Seni iyileştireceğiz.” Sözlerini tekrarlayacaktı. Aynı zamanda beni de o odaya kapatmalarından korktuğum için davranışlarıma çok dikkat ediyordum. Hala o kadının içeride olduğu odanın kapısını açmadılar. Kadın çok korkmuş ve acıkmış olmalı çünkü kadının olduğu odada hiç ışık olduğunu sanmıyorum.Aynı zamanda kimse o odaya girip kadına yiyecek bir şeyler bırakmadı.Yan hücreme de başka bir kadın geldi.Kadın bana seslendi.Ona ne olduğunu sordum.Kadın ise bana ölülerin konuştuğunu onun da ölüler ile konuşabildiğini söyledi.Kadına “onun” kim olduğunu sordum.Kadının yüzünde bir dehşet ifadesi belirdi.Onun adını kimsenin ağzına almadığını söyledi.Kadın bana kendini öldüreceğini böylece onun da kendisiyle konuşacağını söyledi.Kadının yüzü tuhaf bir hal aldı.Görünüşe göre bu kadın hastaneye yeni gelmişti.Odadan bir ses geldi.Biri bağırıyordu; “git!” “git!” bu ses odaya kapatılan kadının sesi olmalıydı.Yan hücremdeki kadın ise bu ses boyunca hiçbir şey söylemedi.Ses kesildiğinde ise konuşmaya devam etti.Kadından biraz korktuğum için hücremin ondan en uzak noktasına doğru gittim ancak kadın konuşmaya devam ediyordu.Kadını duymazdan gelmeye çalıştım fakat bu imkansızdı! Kulaklarımı ne kadar tıkarsam tıkayım,hücremin ne kadar ucuna gidersem gideyim kadın konuşmaya devam ediyordu.Artık dayanamadım ve “Tamam.Biraz sessiz olur musun?” dedim sertçe.Kadın bana öfkeli bir bakış attı ve bir defter çıkarıp bir resim çizmeye başladı.Resmini bitirdiğinde defterden bu kağıdı kopardı.Kağıdı ışığa doğru yani demir parmaklıklara doğru tuttu.Yaptığı resmin güzel olduğunu düşünmüş olmalı ki gülümsedi ancak parmaklıkların ardından bir el uzandı.Kadının yaptığı resmi aldı.Cebinden bir çakmak çıkarttı ve kadının gözleri önünde yaptığı resmi yaktı.Resim saniyeler içerisinde küle dönüştü.Bu el bir psikologun eliydi. Kadın ağlamaya başladı.Psikologun resmi yakmasından önce resme bakmak için birkaç dakikam olmuştu. Resimde bir adam gülümsüyordu ancak adamın derisi yoktu sadece kasları gözüküyordu.Gülümsemesi de normal bir gülümseme değildi sanki görünmez ipler vardı ve o ipler de adamın yanaklarını çekiyordu,adamın yanakları kopacakmış gibi duruyordu.Resmi hatırlayınca bile tüylerim ürperiyor.Ah,ne korkunç bir resim! Ve ben bu resmi yapan kişinin sadece birkaç santim yanında oturuyorum.Bazen aramızdaki parmaklıklara şükrediyorum.Eğer aramızdaki bu parmaklıklar olmasaydı belki de kadın bana saldırabilirdi.Anladığım kadarıyla bu hastanedeki çoğu kişi kadın.Tabii bu kadar stres altında bence herkes delirebilir.Yani herkesin hayatında bir sürü zorluk var,yani en azından benim hayatımda bir sürü zorluk vardı.Babam dünyanın en kötü adamıydı ve ben onun en sevdiği kızıydım ancak bana ne kadar iyi davranırsa davransın,ben onu haksızlık yaptığı tüm kişiler için affetmeyeceğim.Bu kişiler; Ablam,annem,hiç tanımadığım,adını bile bilmediğim kişiler adına affetmeyeceğim.Babamın bir fabrikası var ancak fabrikada çalışan işçiler çalışırken yaptıkları iş yüzünden hastalanıyorlar ve bazıları bu iş yüzünden ölüyor. Fabrikada çalışan işçiler işten ayrılmak istediklerinde ise babam onları ailesine ve kendisine zarar vermekle tehdit ediyor. Babama defalarca böyle yapmamasını söyledim fakat babam dinlemedi. Bu durum karşısında hayrete düşüyorum ancak beni bu akıl hastanesine gönderen kişi babam değil annemdi.Annem beni çok sever,bana karşı hep çok iyi davranırdı.Babam gibi değildi.Neden bir anda beni akıl hastanesine yolladı, bilmiyorum.Eğer annem benim herhangi bir sebepten dolayı deli olduğumu düşünseydi,muhtemelen ziyaretime gelirdi ancak ne annem ne de babam bu akıl hastanesine beni ziyaret etmek için gelmedi.Şimdi düşünüyorum da ya annemin başına bir şey geldiyse? Ya babamın öfkesinin,baskısının,tehditlerinin altında kaldıysa? O zaman o da bana yardım edemez.Bedeni ateşte yanmakta olan bir insan ateşte yanan bir diğer kişiye yardım edemez değil mi? Ya annem bir sebepten ötürü beni buraya yollamışsa, buraya gelmek istemiş ama başına bir şey gelmişse… Bunlar gibi bir çok korkunç düşünce gözümün önüme geliyordu.Annem neden beni buraya yollamıştı? Neden benim deli olduğumu düşünmüştü? Bu soru işaretleri kafamda asılıyken bir yandan da annem için endişeleniyordum. Endişem giderek artıyordu, boğazımda bir yumru hissettim. O anda aklıma gelen bir fikirle hücremdeki demir parmaklıkların ardındaki psikologa seslendim. “Ben bir telefon konuşması yapmak istiyorum.” Dedim güçlükle. Boğazıma oturan yumrudan dolayı zar zor konuşabilmiştim. Psikolog bana döndü. “Telefon numarası nedir?” diye sordu umursamaz bir şekilde.Psikologa telefon numarasını söyledim.Telefon çalıyordu.İçim umutla doldu.Annemin sesini duyacaktım,ona aklımdaki bütün soru işaretlerini soracaktım.Annem kesinlikle mantıklı bir cevap verecekti ve beni bu hastaneden kurtaracaktı.Sonunda buradan kurtulacaktım.Gözlerim parlıyordu,uzun zamandır ilk defa gülümsüyordum,ta ki telefondan o ses gelene kadar.Kullanıcı meşgul. Annemin telefonu kapalıydı. Annemin telefonu asla kapalı olmazdı, annem birinin arayacağını düşünerek ne olur ne olmaz diye muhakkak telefonunu açık tutardı.Bu hastaneye geldiğimden beri tüm umutlarım çöktü. Bu hastaneye geldiğimden beri içimde kalan son umut kırıntısı da bu telefon aramasının esen sert rüzgarında kaybolup gitti.Anneme olan güvenime olduğu gibi ancak hesaba katmadığım şeyler var.Belki de annemin başına bir şey gelmiştir.Keşke annem beni buraya getirmeseydi. Keşke evimden beni hiç ayırmasaydı.Akşama kadar bunları düşündüm.Akşam olduğunda bir psikolog “Işıklar kapanıyor!” dedi öfkeyle.Normalde böyle demezler ancak neden bu sefer bu kadar kızgın olduğunu anlayamadım.Gece boyunca anneme olan özlemim ile ağladım.Sanki kimse yoktu.Bir tek ben ve bu hastane vardı.Aslında buraya hastane demek çok yanlış olur, burası bir hapishane.Bizler demir parmaklıkların ardında yaşıyoruz,belli aralıklarla avluya çıkarılıyoruz,kimse buradan çıkamıyor,bahçede kaçmamamız için özellikle koyulmuş olan bahçenin çitleri üzerindeki dikenli teller bunun kanıtı.Eğer buraya gelen insanlar deli değilse ancak buraya geldiğinde delirdiyseler hiç şaşırmam. Burada delirmemek imkânsız olmalı. Ayrıca günlüklerime hiç tarih eklemememi fark etmiş olmalısınız.Burada tarihin ne zaman olduğunu bilmiyorum.Herhangi bir psikologa tarih sorarsam bana verdiği cevap şu oluyor; Selin ilaçlarını alman gerekiyor. Bak yine saçmalıyorsun. Gece boyu bunları düşündüm ve sabah olduğunda şansımı bir kez daha denemek istedim ancak işler planladığım gibi gitmedi. Psikolog bana yine ilaçlarımı almam gerektiğini söyledi ve önümde duran ilaçlardan birini aldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.