
.
Okula giriş yaptığımda içimde bir umut vardı. Aklımda ki soru belki de yeni ipuçları yakalamama vesile olacaktı. Bugün ki dersimiz okulda, arka bahçede olacaktı. Arka bahçeye geçerken Sung amcanın dükkanın önünden geçiyorduk. Otomatikman gözlerim Tae'ye yöneldi. Gözleri arka bahçeye giden sınıfı incelerken benim gözlerimle buluştuğunda Elindeki işi bırakıp dalgınlıkla elini sallayıp gülümsedi. Gülüşüne karşılık verirken 'indir o elini' dercesine bir bakış atmıştım. Elinin havada olduğunu fark ettiğin de hızla başına indirip saçlarının arkası karıştırdığın da arkamdan gelen kıkırtılar ile arkamı döndüm. Wang ve Oji'nin kendi aralarında Tae'ye bakıp fısıldaştıklarını gördüm. Tekrar utançla Tae'ye baktığımda kaşları çatılmış arkamdaki şaklabanlık yapan ikiliye bakıyordu. Benim bilmediğim fakat Tae ile dalga geçtikleri bir konu vardı sanki. Dikkatimi adımlarıma yöneltip Tae'yi arkamızda bıraktığımızda yeni panolu atış talimi yapmak için alana girdik. Okulun bahçesine yeni kurulan devasa konteynere girmemizi isteyen hocayı takip ettiğimizde, bir anda silah sergisinde bulduk kendimizi. Silah Sanayi Teknikerliği dalında eğitim alan öğrencilerin ürettiği yeni nesil, üstün teknoloji silahları görünce biraz ürkmüştüm. Hocanın ve öğrencilerin gururla ve zevkle övdüğü bu makineler can almak için üretilmişti. Kim biliyordu yada ne kadarını biliyorlardı bilmiyorum fakat ne olursa olsun bunlar can almak için üretilmişti. Seviye seviye artan silahlar arasında gezerken, vicdanen çok rahatsız hissetmiştim. Hocayı takip etmeyi bırakıp en üst tasarım olan makinenin başına geldiğimde duraksadım. Küçük ve masum insanlık için bu kadarı da fazla değil miydi? Gerçekleri bilmenin getirdiği rahatsızlık bedenimi sararken Oji ve Wang yanıma gelip hiç konuşmadan makineye baktılar. İkisinin de gözleri şimdi bir başka bakıyordu. Aynı anda bana baktıklarını ve tekrardan önlerine döndüklerini hissettim. Tepkimi ölçmeye, taşkınlık çıkarırsam diye beni durdurmaya hazırlardı. Fakat bu sefer onlar da benim gibi hissediyorlardı.
" İşte bunlar insanlık için! İnsanlığı hafife alan ve kendisini üstün ilan eden, her bir insanımızı öldürüp, güzelim ülkeleri işgal etmeye yemin etmiş o ırkın sonu için hazırlanmış, üstün teknoloji silahlar. " Keyifle söylediği yalanları dinlerken hocadan tiksindim. Aslında 'Yeni Dünya Düzeni' insan refahı için hedeflenmiş bir proje olarak adlandırılıyor. Nüfus artarak doğal kaynaklarda ciddi azalmalar olmuş, dünyanın ömrü kısalmıştı. Bu bahaneyle nüfusu azaltmak gibi bir çözüm bulmuşlar. Ama hayır! İnsan için insan öldürmenin neresi doğruydu Allah aşkına! Belli bir kesim rahat yaşasın diye, daha doğrusu - doğal kaynakları en çok tüketen kesim rahat yaşasın diye- masum insanları öldürmek insanlığa sığıyor muydu gerçekten?Gözleri sürekli bende olan hoca, onun lafını kesip 'aslında bunların hepsinin yalan olduğunu, bizzat masum insanlığın sonunu getirmek için kullanacağımız silahlar olduğunu...' söylememi bekliyor hatta bekliyorlar. Fakat sabredip hiçbir şey söylemeyecektim. Aslında sataşmalarını da dört gözle bekliyordum istemsizce ama hiç kimse benimle muhatap olmadı.
Ders çoktan başlamıştı. Tekrar ilk makineye geçip tek tek atış yapmayı denedik. Farklı makinelerin yanı sıra farklı hedef tahtalarına atış yaparak geçirdik sabah dersini. Ders bittiğinde saat biri gösteriyordu. Sınıf dağılmış, herkes yemek yemek için yemekhaneye yönelmişti. Üzerimizdeki edvanterleri çıkarıp yanımdaki ikili ile Tae'yi de alıp yemekhaneye gidip en köşeye oturduk.
" O konteyneri bu sabah kurdular oraya, ne var içinde?"
" Silah!"
Tae hiçbir şey söylemeden başıyla onaylayıp yemeğini yemeye devam etti. Ortamı kolaçan ettikten sonra gülerek Oji'ye sataşmaya başladım.
" Eee patron Oji dün konuşamadık ne yapacaksın? Bizi nasıl yönlendireceksin, planın nedir?"
" Hee evet yaa o konu vardı değil mi? Söyleyin efendim, emrinize amadeyiz, yapın de hemen yapalım." Wang keyifle Oji'ye dönüp konuştuğunda Oji sinirle cevap verdi.
" Demek benimle dalga geçiyorsun. Kalk ve önce bana su getir!"
"Hay hay tabi efendim." Wang keyifle kalkıp bir şişe su alıp döndüğünde Oji yerine oturmasını engelleyip;
" Bir de ıslak mendil getir!" Wang sinsice gülümseyip oturmak için eğildiği sandalyeden uzaklaşıp saniyeler içinde birkaç paket ıslak mendil ile geri döndü.
" Buyurun efendim" Wang'ın yüzünde ki gülümseme Oji'yi çıldırtıyordu.
" Şu çöpü de at oturmadan." Wang çöpü alıp Oji' nin yanındaki kovaya çöpü atıp otururken, keyifle Oji'nin yanağından makas alıp konuştu;
" Beni bunlarla mı korkutacaksın? Daha yaratıcı olsana oğlum, ben olsam sana neler yaptırmıştım."
" İyi ki sen olmamışsın o zaman Wang! Hem ben size birşeyler yaptırayım diye değil, sizin emirlerinize maruz kalmayayım diye yenmek istedim sizi." Tae ve Wang keyifle Oji ile dalga geçerken ıslak mendillerden birini alıp ayaklandım.
" Hadi kalkın size sormak istediğim birşey var."
Yüzlerinde ki gülümsemeyi silmeden beni takip etmişlerdi. Bahçeye çıktığımızda en kuytu köşeden bir yer bulup oturduk.
" İzninizle Oji bey ben başlıyorum."
" aaa tabii ki buyur konuşabilirsin." Gülmemek için kendimi zor tutuyordum fakat artık konuyu açmanın vakti gelmişti. Söze girmeden haylazlık yapan Tae ve Wang'ı susturup sorumu sordum.
" Oji, Wang! Sizin aileniz hangi işlerle uğraşıyor?" Sorduğum soru onları şaşırtmıştı fakat tam yerinde bir soruydu. Ailelerin de bu işin içinde olduğunu tahmin ediyordum.
Oji " Babam kimyager, annem bilim insanı."
" Kimyager ve bilim insanı mı? Bu çok havalıymış, peki seninkiler Wang?'
" Babam ajans müdürü, annem gazeteci." Tam tahmin ettiğim gibi statü sahibi insanların çocuklarıydılar.
" Hmm bence sizden birşeyler çıkar."
" Çatlatma insanı Helena planın ne?"
" Anlasanıza işte bir nevi ailenizi araştıracaksınız. Bu hafta sonu biliyorsunuz ki aile buluşması var. Evlerimize gidiyoruz ve evde ne gibi kanıtlar bulabiliriz araştırıyoruz. Daha önce hiç böyle birşeye kalkışmadığınızı düşünüyorum. "
" Evet doğru düşünüyorsun da ben pek birşey çıkacağını düşünmüyorum. Yani daha doğrusu ailelerin bununla bir alakası yok bence."
" Var kesinlikle, çoğu ailenin bu projeyle bi bağı var!"
" Nasıl olabilir ki sonuçta onlar da bizim gibi bir yalana inanmıyorlar mı?"
" Ne alaka? Düşünsene yine de bir yalan aracılığla da çok rahat kullanırlar, bu çok olası ve basit birşey. Habersizce asıl amaca destek veren insanlar da var biz mesela. Yalan sadece bize ve dışarıda ki masum insanlara söylenmiş yani."
" Helena senin baban bu işin içinde diye neden bizimkiler de bu suça ortak oluyor?"
" Böyle her şeye bahane bulup itiraz mı edeceksiniz? Her aile olmasa da statü sahibi ailelerin bu projenin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Evet benim babam da dahil."
" Peki dediğin gibi olsun."
" Çaktırmamaya dikkat edin, sizden şüphelenmemeleri lazım. Kısacası kimse sizin böyle bir şüphe içinde olduğunuzu ve ipucu arayışında olduğunuzu anlamamalı."
" Sen de gidecek misin?"
" Elbette, fakat pek birşey bulacağımı düşünmüyorum. Babam ve yönetim benim arayışta olduğumu bildikleri için çok temkinli davranıyorlar." Durdum ve düşündüm. Nasıl bu zamana kadar düşünmeden hareket ettim anlamıyorum. Kendime kızdığım ve şu zamana kadar yaptığım en büyük salaklık şüphelerimi belli etmekti. Çenemi kapatıp öğrendiğim şeyleri söylemeseydim, hem şuan daha rahat ve kamufle olurdum, hem de delilleri benden saklamalarını gerektirecek bir durum olmazdı. Hayır yani delilsiz bir insan neden yaygara çıkarır ki!
" Ne yani bu hafta sonu yok musunuz?" Tae'nin sorduğu soru dikkatlerimizi onun üzerine vermemizi sağladı."
" Evet bro neden bu kadar üzüldün?"
" Çünkü bu hafta sonu ben okulda olacaktım."
" Neden?"
" Nakliyat varmış. Babam cuma ve cumartesi buraya gelip onunla ilgilenecekmiş ben de zorla ikna edip sizin için burada olacaktım ama siz yoksunuz."
" Ciddi olmazsın bro bu çok iyi olurdu kasabaya giderdik birlikte yaa tühh" Wang dizlerine vurup isyan ederken Oji bana bakıp ismimi uzatarak söylemeye kalkışınca gözlerimi 'sakın' derecesine açıp devam etmesini engelledim.
" Helenaa.."
" Hayır tabii ki aklınızdan bile geçirmeyin, bu hafta sonu herkes evlerine gidecek. Tae sende akılları karıştırmasana sırası mı bunun?"
" Ben ne yaptım şimdi?"
" Bu işi ciddiye almanız için ne olması gerekiyor acaba? Aklınız fikriniz eğlencede" Üçü de aynı anda mızmızlanırken kafalarına birer tane yapıştırıp oturduğum yerden kalkıp arka bahçeye yöneldim. Alana girdiğimde eğitime devam etmek için sınıf toparlanmış, hazırlanmaya başlamışlardı, ne ders tutkusu ama!
Oji ve Wang iki dakika sonra yanıma gelip hazırlanmaya başladılar. Bir süre hocanın gelmesini bekleyip bizi konteynere yönlendirmesini bekledik. Öğleden önceki derste deneyimlediğimiz tüm silahlar kaldırılmış alanın daha genişlemesini sağlamışlardı. Tek sıra halinde yan yana sıralandığımızda hoca, heyecanla canavar olarak adlandırdığı en üst seviye makinenin arkasına geçip keyifle konuştu.
" Düşündüm ki bu derste biraz heyecan olsun." Arkasında ki düzeneği göstermek için iyice köşeye geçtiğinde; dikdörtgen şeklinde aşağı yukarı hareket eden tek parça bir hedef panosu vardı.
" Bir yarışma yapacağız herkes; 'birazdan kurulacak olan' cam bariyerin arkasına geçip karanlıkta bu hareketli hedef panosuna bu muhteşem makineyle atış yapacak. Hedef noktaya en yakın atışı yapan kişinin ismini bu canavara vereceğiz." Göz devirirken sınıfın heyecanı ve coşkusu midemi bulandırmıştı. Bu isteyeceğim en son şeylerden biriydi. İçimden bir ses de bu yarışı kazanacağımı söylüyordu. Tamamen şans oyunuydu aslında bu yüzden kasıtlı olarak kaybetmek de pek mümkün değildi. Aslında kasıtlı olarak kaybettiğimi düşünmemelerini sağlamam lazımdı. Sıra bana geldiğinde iki kişinin kendi aralarında 'hedefi bilerek kaçıracağımı çünkü atışı hedef panosuna denk getirmenin zor olmadığını.' söylediklerini duydum. Cam bariyerin önüne geçip silahı elime aldım ve hedefin olduğunu düşündüğüm yöne doğru yönelip, sessizce bekledim birkaç saniye. Hedef makinesinden çıkan sesi dinleyip konumunu kestirmeye çalıştım. Ne hedefi tam vurmam, ne de hedef dışına çıkmam lazımdı. En azından yaklaşırsam çabaladığımı düşüneceklerdi. Atış yapıp geri çıktığım da Wang kulağıma eğilip; hedefi tutturduğumu düşünenlerin olduğunu söyledi. Böyle düşünmeleri iyi birşeydi fakat kesinlikle o canavar denilen makineye ismimin verilmesini istemiyordum. Bu çok saçma ve sinir bozucu olurdu. Tüm sınıf atışları yaptıktan sonra en yakın atışı yapan ilk 3 kişiyi açıklamaya başladı hoca.
" En yakın atışı yapan ilk 3 kişi; John, Helena ve Edward!" Tam beklediğim gibiydi sınıfın geri kalanı üçümüzü tebrik ederken ben Edward'ın kazanmasını istiyordum. Çok manidar olurdu değil mi!?
Merhabalar
Kitap yazarken bütünlüğü sağlamak sizce de zor değil mi?
Konu da bir açıklık ve mantık hatası seziyorsanız lütfen benimle paylaşın?
Kopukluk olmasın diye çok bağlaç kullandığımın farkındayım bunu azaltmaya çalışıyorum aslında fakat rahatsızlık veriyor mu bunu da öğrenmem gerek.
Hikayeyle karakterler ile veya daha farklı sorularınız varsa çekinmeden sorun lütfen, teşekkür ederim
