İçeriğe geç

Harmony [Seong Gi-Hun x Front Man]

Bölüm 33 · 5 dk okuma

Harmony [Seong Gi-Hun x Front Man]

Bölüm 33

.Bölüm 32

Anahtarlarını kenara fırlatırken savrulmuş bileğini nazikçe kavramış, önce kavuşmuş ellerimize sonra da gözlerime bakmasıyla hafifçe gülümsemiştim. "Neden yanına geldiğimi merak etmiyor musun hiç?" Sesimde yalvaran bir tonun tınısını ben bile sezebiliyorken eline çok güçlü bir koz verdiğimi düşünüyordum.

"Dayanamadığın için olduğunu söyledin, gerisi umurumda değil." Bileğini kurtarmak için elini sertçe çekiştirirken daha sıkı kavradım onu. Kendime çekiyor, birkaç adım geriye kayarak kucağıma düşmesini diliyordum tanrıdan fakat görüşmediğimiz sürede oldukça gelişmişti bedeni. Dengesini kaybetmesi için 4-5 sojudan, birkaç haptan fazlası gerekebilirdi artık.

"Seninle didişmek eğlenceliydi, dayanılmaz bir acısı vardı ama o sebeple gelmedim." Hala ellerim arasına kalan ince bileğini gevşetirken kaçmasından korktuğum kedi yavrusu gibi davranıyordum ona. Ellerim arasında olmasını, koşmaya kalkarsa bile onu tekrar yakalayarak sevebilmek istiyordum. Gözlerindeki sinirli bakış umurumda değildi, onu özlemiştim. Yumuşak teninde parmaklarımı gezdirmek, sıcaklığıyla sarhoş olmak istiyordum.

"Niye geldiysen geldin. İnan ki biraz bile umurumda değilsin." Elini son kez çekmeye kalktığında yine sıkı sıkı tutmamla bıkkınlık kaynayan bir iç çekiş sundu bana. "Bırak beni!"

"Seni özledim." Diye fısıldadım. Gözlerindeki o öfkenin yerini yavaş yavaş alan sakinliğin fırtına öncesi sessizlik olmamasını umut ettim. "Seni gerçekten çok özledim, Gi-Hun. Koca bir yıl, çevrende bir hayalet gibi dolaşmanın ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemezsin."

"Dolaşmasaydın! Senden bunu isteyen mi oldu?" Bileğini çekmeye kalktığında bir adım daha yaklaştım ona.

"Sana olan sevgim emretti bunu bana. Senin için yaptım. Senin için yaptığım hiçbir şeyde ikinci kez düşünmeye ihtiyaç duymuyorum. Senin gibi bir cevher için her şeyi yapmaya değer." Sıktığı yumruğunu açabilmesi için parmaklarımı gönderirken bu dokunuşumdan rahatsız olmuş gibi çekiştirmeye başlamıştı yine elini.

"Senin sevgin zehirli." Ellerim arasından nihayet kayabilen bileğinin yarattığı boşluk, soğukluk, hiçbir kelimenin ifade edemeyeceği bir yıkımın ilk çatlaklarının oluşmasına sebep olmuştu. "Sen beni sevmiyorsun. Bana takıntılısın."

"Senin sevgin çok mu iyi?" Alaya alma sırası bana geçmişti şimdi. İçimde yarattığı acının hissiyle adımlarımı üzerine yürütüyor, geri geri kaçmasından garip bir şekilde zevk alıyordum. "Çok mu normalsin sen? En az benim sana takıntılı olduğum kadar takıntılısın bana. Ben dile getiriyorum diye neden suçlusu ben oluyorum?" Sırtı duvara çarparken gözlerinde ufak da olsa bir acı belirmemişti. Anın getirdiği şok ve şaşkınlık çok daha ağır basıyordu. "Gerçekten nefret ediyorsan neden senin evindeyim?

"Ben sana takıntılı değilim. Senden hoşlandım ama bu da sönüp gitti. Eskidendi! Sana hissettiğim her şey eskiden kalan ufak küllerin acısından başka bir şey değil."

"Yalan söylüyorsun." Parmak uçlarımın dokunduğu hafif tombul yanaklara gülümsemeyerek baktım. Onun bendeki değerini biçebilecek hiçbir ölçek yoktu. Ona hayranlık duyuyordum, şefkat duyuyordum. Uzun zamandır hissetmediğim o güçlü duyguları onun sayesinde hissediyordum. "Ama gerçekleri söylüyorsan bile sana bunların doğru olmadığını gösterebilirim."

Bedenim Gi-Hun'un bedenine yaslanırken ağırlığının yalnızca yarısını, belki de daha azını ona veriyordum. Duvarla aramda kalan ince bedenin sıcaklığı altında yandığımı hissediyordum. Beni zirveye çıkarmak için hiçbir şey yapmasına gerek yoktu. Varlığıyla beni yeterince yükseltiyordu. "Ne yapıyorsun?.." fısıltısında garip bir çekingenlik vardı. Sanki diyeceklerinin neye sebebiyet vereceğini tam kestiremediği için saklanıyordu.

"Belki... özlem gideriyorumdur." Başının birkaç santim üzerinde olan çerçevelenmiş fotoğraflar, loş ve aydınlatmak konusunda tıpkı sahibi Gi-Hun gibi çekinden olan ışıklar... odanın ambiyansını benim de geleceğimi düşünerek çok önceden hazırlamış gibi bir hava veriyordu. "Seni özledim, Gi-Hun. Kabul etsen de etmesen de gerçek bu. Bırak sana dokunayım..." boştaki elimin parmaklarının yeni hedefi, övülmesinden son derece memnun kaldığı beline yönelmişti. O kıvrıma, o inceliğe dokunurken berbat etmekten korkan elim, oldukça yumuşak davranıyordu. Boğazımı kurutuyordu onun güzelliği. Aklım başımdan gidiyordu. "Bırak da senin hazine sandığın mucizelerinle kutsanayım."

Gözleri göz kapaklarının ardına saklanırken kollarıma tutunan korkak parmaklarının hissiyle gülümsedim. Onun da beni istediğini anlamakta zorlanmıyordum. İtiraf etmiyor olması bir şeyi değiştirmiyordu. Ne geri çekiliyor, ne kaçıyor ne de kelimeleriyle beni itiyordu. Tek isteği bendim ama bana tekrar güvenmekten çekiniyordu. Onu bu hale getiren ben olduğum gibi bu bataklıktan çıkaracak olan da ben olacaktım.

"Hayır." Tüm odağımı dağıtan, beni yerle bir eden zevkten mahrum bırakan adama gözlerimi kaldırırken onun yüzündeki bilmiş tavrın saklandığı ciddi yüz ifadesine karşılık biraz daha yaklaştım ona. Burnum, burnunun ucuna dokunurken dişlerimi sıkıyordum. Ondan duymayı en nefret ettiğim cümlelerden birisiydi bu reddetme kalıbı. Ona tapıyordum, neden anlamıyordu ki?

"Ne demek bu?" Sesime bilinçli bir şekilde yüklediğim öfke ve kararlılık karşısında istediğini almış gibi görünen parlak gözlerine hasretle bakıyordum. Kabul etmesi için sert davranmam gerekecekse hiç çekinmeden yapardım bunu.

"Hayır, demek." Başını hafifçe yana eğmiş, yüzündeki ciddiyeti silip atan sıcak sayılabilecek gülümsemesini takınmıştı. "Beğenemedin mi?" Tek kaşı havaya tehditkar bir edayla kalksa da onun sevimliliğine sevimlilik kattığı da bir gerçekti.

"Dokunamama izin vermediğin bu bedene yakın olmak ama elimi sürememek... beğenilecek bir şey mi olmalıydı?" İç geçirdim. Dile getirdiğim şeylerin ağırlığı altında kendim bile eziliyorken onun bu kadar rahat olabilmesine karşılık daha da sinirleniyordum. Beni tüm yıl sınadığı yetmezmiş gibi şimdi de adeta oynuyordu benimle.

"Sinirini bozan başka şeyler varsa onları da söyle." Başını kaldırırken orantılı olarak bedenini duvara sürterek aşağı kaydırıyor, sanki bacaklarımın arasından kaçabilecek gibi bacaklarımın arasındaki boşluktan geçiriyordu ayaklarını. Kolları gevşekçe boynuma sarılırken gözleri göz kapaklarının ardına saklandı. "Söyle de yapmaya devam edeyim."

Tamamen yere oturduktan sonra duvarla burun buruna gelmiş halimden utanıp dik duruşuma bürünmüş, yerde oturmaktan pek bir memun görünen Gi-Hun'a tepeden bakmaya başlamıştım. Ellerini önüne koymuş, uzattığı bacaklarını çocuk gibi sallıyordu. "Beni deli etmek hoşuna gidiyor, değil mi?"

Duvara yaslanmış başını olabildiğince geriye atmış halde bana iri gözlerle bakarken etkileyici görünüyordu. Ne yaparsa yapsın ondan kopamayacağım, ona olan hislerimden bir parçanın bile değişmeyeceğini anlamama sebep oluyordu. Dilini dudakları üzerinde yavaşça gezdirirken konuşmak konusunda aceleci davranmıyordu. Derin bir nefes aldı ve nihayet parlak dudaklarını araladı. "Belinde silah, yüzünde maske yokken daha çok hoşuma gittiğine şüphe yok." Elini uzattı, gözlerime talepkar bir şekilde bakmaya devam ediyordu. "Sana odanı göstereyim."

Elini kibarca tutup üzerine narin bir öpücük bırakırken iğrenmişcesine elini çekmesiyle sırıttım. Böyle bir tepkiti beklemek bir yana, gerçekten yaşandığını görmek güzeldi. "İğrençsin!" Öptüğüm elini, sanki üzerinde böcek sürüsü gezmiş gibi havada sallarken göz devirdim. Her şeyi abartmakta gerçekten üstüne yoktu.

Yavaşça çöküp diz kapağımı yere yaslarken iğrenmiş bakışlarını elinde çekip bana yöneltirken merakla bezenmelerine sebep oldu. Ne yapacağımı, bir sonraki hamlemin ne olacağını merak ederken biraz daha yaklaştım ona. Merağın yeirni alan korkunun birkaç dakika sonra alacağı hali hayal etmesi bile hoşuma gidiyordu.

Elimi çenesinin altından boynunu kavrayacak şekilde yerleştirdikten sonra sertçe duvara yasladım onu. "Rol yapmayı kes artık." Burnum burnuna değerken aldığımız nefesler de bir ahenk içine girmiş, aynı anda dolup sönen ciğerlerimiz bile tek beden haline gelmişti. "Beni istiyorsun. Ben de seni istiyorum. Bu kadar oyun yeter." Dudaklarımı dudaklarına bastırdığım anda gevşeyen bedeni, söylediklerimin en bariz kanıtlarından birisi olmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.