Platform dönmeye, yetişkinliğe geçtikçe daha da sevimsiz bir tınıya dönüşen bu çocuk şarkısı çalmaya başladığında ikimiz de tüm bu olanlar hiç yaşanmamış gibi davranmaya devam etme kararını sessizce almış gibi birbirimizden ayrılmış, odağımızı oyuna yöneltmeye başlamıştık. Platform gereğinden daha uzun dönmüş gibi hissediyorken aniden durmuş, ben dışında herkesin dengesini bulmak için zamana ihtiyacı olmuştu.
"Dört."
Gi-Hun hemen öne atıldı. "Dördünüz gidin!"
Aptallığından elenmesine göz yumamazdım. "Olmaz, sen git. Dördünüz gidin." Onlardan ayrılıp üç kişi daha bulmaya koyulduğumda Gi-Hun hala arkamdan bakıp bir takımla eşleşip eşleşemeyeceğimi anlamaya çalışırken diğerleri çoktan rastgele bir odaya koşmaya başlamışlardı bile. Bir yandan çekiştiriliyor olmasına rağmen izimi kaybedene kadar bakmaya devam etti.
Benim için gerçekten endişeleniyordu.
Tam zıttı yönde bulduğum üç kişilik grupla eşleşir eşleşmez odalardan birisine girmiş, son saniyede kapıyı kapatmıştık. Etrafımdakilere bakıp hafifçe gülümsedim. "Ah... Teşekkür ederim. Son anda beni grubunuza almasaydınız-"
Sözüm, O'ya basan üçlü içinden orta yaşlı olanı tarafından kesildi. "Seni, sana iyilik yapmak için almadık, sayıyı tamamlamak için aldık."
Ona birkaç adım yaklaşırken kapının dışından gelen silah sesleri eşliğinde ölümünün daha da yakınında olduğunu hissetmesine izin verdim, sessizliğimi korudum. Patlamaya hazır bir yanardağa, deprem etkisi yaratacak saçmalıklara bulaşmak elbetteki onun hatasıydı. "Bir dahaki turda dörde tamamlamak için iki kişi araman gerekmez umarım."
"Nasıl yani?" Daha arkada kalan ve onlara nazaran biraz daha korkmuş görünen en gençleri olan adamı, ben yaşlardaki dürterek susturdu.
"Neyseki hepimiz hayatta kaldık. Önemli olan da bu, değil mi?"
"Evet! Eğer yine sayımız tamamlanmamış olursa sizinle görüşürüz, hm?" Yüzüme yerleşen bu güleç tavrı hiçbirinin onaylamadığı ve beğenmediği ortada olmasına rağmen iki taraf için de sessizce imzalanmış ateşkes vesilesiyle durum daha sürdürülebilir bir hale gelmişti.
Kapılar açıldığında kapı kolunu tutmaya devam ettim. Gözlerim üçünde de son kez gezindi. "Umarım diğer turlarda sayıyı bu sefer de benim tamamlamam gerekir. O vakit geldiğinde insaflı olmayacağım." Oyuncu 343, daha orta yaşlarda olanı, bana omuz atarak dışarı adeta kendisini attığında daha genç olan Oyuncu 285 de onu çabucak takip etmişti. Saflığı ve aptallığıyla bu oyunlar içinde bariz bir şekilde seçilebilecek isimlerdendi o da. Yaşlı olanı selamladım ve ben de odadan çıktım.
Şimdi en başa dönmeli ve Gi-Hun'u bulmalıydım. Tam karşılarındaki odaya girmiştim, mor kapılı bir odaya koştuklarını anımsıyordum. O yöne hızlı adımlarla ilerlemeye başlamıştım çoktan. Bacaklarım benden bağımsız hareket ediyor, bedenim Gi-Hun'u görmek için beynimden bile emir almadan depar atmakta sorun görmüyordu. Dae-Ho ve Jung-Bae'nin sesleri yakınlaşmaya başladığında yüzüme koca bir gülümseme yerleşti. Gi-Hun, sesini duymuyor olsam bile oradaydı. Gözleri merakla beni arıyor, başı endişeyle her yöne dönüyordu.
"Gi-Hun!" Ona seslenerek yanına giderken dehşete düşmüş, korkuya kapılmış yüz ifadesinin beklentiyle, kulağına ilişen sesime dönmesine ayrıca sevinmiştim fakat tıpkı benim Gi-Hun'u karşımda ve sağ görmem gibi Dae-Ho ve Jung-Bae'de beni kanlı canlı karşılarında gördüklerine sevinmişler, hatta Jung-Bae kollarıma atlamaktan geri bile durmamıştı. Bana sıkı sıkı sarılan bedenini belinden kavrayıp kendime alan açmaya çalışırken beklediğim kucaklamayı yanlış isimden almanın hüznünü çok yansıtamadan hayatımı aydınlatan adama döndüm. Bakışlarında net bir şekilde yorumlayamadığım bir öfke mevcutsa da o da benim gibi bunun üstünü kapatmak için uğraşıyordu
Gerçekten de onun için hayatta kalabilmek, bunun için mücadele verebilmek güzeldi.
Jung-Bae biraz çekilmiş olsa da hala dipdibeydik. "Kurtulacağını biliyordum!" Dedi heyecanla. Bunu bilmediğini, ölsem Gi-Hun'la yalnız kalmanın keyfini çıkaracağını bilsem de ses etmedim. "Sıradan biri değilsin sen."
Nihayet karşımda olan tek kişi Gi-Hun olduğunda yüzümdeki gülümseden bir parça bile kaybetmeden baktım ona. O da en az diğerleri kadar rahatlamış bir ifadeyle bakıyordu gözlerime, az önceki kaynayan suyu andıran öfkesi, artık ılıma yolunda ilerliyor gibi görünüyordu. "Korkmuştum. Sevindim."
"Sempatik biri olduğum için bu oyunlarda başarılıyımdır." Jun-Hee'ye baktım, baştan aşağı süzmeyi ihmal etmemiştim. Koşuşturmalar arasında çok yorulduğuna şüphe yoktu. "Peki sen iyi misin?"
"Evet, iyiyim." O da tıpkı Gi-Hun gibi en içten şekilde sergiliyordu mutluluğunu. Bana bakan gözleri parlıyor, yuvarlak yüzündeki her bir hat bana gülümsüyordu. "Aramıza dönmenize sevindim."
Başımı aşağı yukarı salladım. İçten birisiydi, değil mi? Onun gibi bir çocuğun olması, hayatının en büyük şansı olmalıyken o buralarda bebeği için mücadele ediyordu.
"Durun biraz, Sıradaki sayı altı olursa kimseyi aramıza almamıza gerek kalmaz." Karşımdan anladığım üzere yapmaya çalıştığım bu sayı esprisi, sandığımdan çok daha inceydi zira öylesine şaşırmış, öylesine anlamaz gözlerle bakıyorlardı ki bunun salaklıktan daha ötede bir şey olması gerektiğini düşünmeme sebep oluyorlardı. Bir umut Jung-Bae'ye dönsem de o da en az diğerleri kadar umutsuz bir vakaydı.
Ondan herhangi bir şey umduğum için kendime acıyordum.
Sonunda herkesin dile getirmekten çekindiği soruyu Dae-Ho yöneltmişti. "Neden?"
"Kızın karnındaki mi?" Jung-Bae beni şaşırtmaya devam ediyordu doğrusu.
"Doğru, altı eder." Dae-Ho da espriyi anladığına göre aramızda anlamayan herhangi bir aptal kalmış olamazdı. Nihayet soyadı esprisinden sonraki karanlık komedi izlenimimi de bir kenara bırakabilmiş, bu sefer hepsini güldürebilmiştim. "Haklısın. Peki ya ikizse? Yedi sayılır mı?"
"Belki de üçüzdür, o zaman da sekize tamamlanır mı?"
"Abartma canım sen de! Üçüzler için fazla sıkışık bir alan orası."
"İnsanlar 11 bebeği aynı anda doğurabiliyorlar."
"Tavşan değil ki bizim Jun-Hee'miz!.."
Gi-Hun'un yanına yaklaştım tekrar. Hayatta kalabildiğimi gururla ona gösteriyordum. Bir yandan adımlarımız platforma giderken bir yandan da arkadan gelen, benim başlattığım şakanın nasıl suyunun çıktığını dinliyorduk.
"Bir daha bu kadar ayrılmayalım." Gi-Hun ağzındaki baklayı çıkardığında arkamdaki esprili sohbetin gülümsemesini hala yüzümde taşıyarak döndüm ona. Oysa o, çoktan oyun ciddiyetine bürünmüştü. "Turlar arasında zaman kısalırsa birbirimizi bulmamız zorlaşabilir."
"Yatakhanede buluşuruz o zaman? Sayıyı tamamlamadan odalara girersek eleniyoruz ne de olsa." Omuz silktim, platformun ilk adımına çıktığımda ona elimi uzattım. "Çocukluğumda sürekli dışarıda oyun oynardım. Yenilmez bir silah gibiyim. Oyunu yönetenler beni görseler yönetici olarak yanlarına almak için birbirlerini öldürürlerdi eminim ki."
Uzattığım elimi havada bırakan Gi-Hun hayal kırıklığıyla kaldırdı başını. Bir basamak bile olsa üstte olmam, bakışlarının daha iri bir açıyla benim bakışlarım altına girmesine sebep oluyordu. Normalinden çok daha masum, çok daha sevecendi bu yüzden. "Onlardan biri olmalarını isterlerse olacağın anlamına mı geliyor bu?"
"Hayır. Sadece iyi bir oyuncu olduğum anlamına geliyor. Hem oyunlarda kazanmışsın, baksana! Bir kez daha kazanırsan bence seni aralarına davet edebilirler."
"Saçmalık!" Sinir katsayılarıyla her tur öncesi oynamak zevkliydi.
"Açıkçası senin yerinde olsam, Gi-Hun..." Diğerleri de platforma çıkarken biraz daha kısık bir ses tonu kullandım. "Bu teklif çok cazip gelebilirdi bana. Bir yönetici olma teklifi... Kime cazip gelmez ki?"
"İnsanları öldürmenin vicdan azabıyla düşman olan birisine cazip geleceği kesin. Öyle bir şey yok ama olsa bile asla kabul etmezdim."
Sessizliğimi korumaya karar verdim. Şimdi üzerine gidersem zar zor inşa ettiğim güven temelinin sarsılabileceğini düşünmek beni endişelendiriyordu. Jung-Bae de basamağı çıkıp elini Gi-Hun'un omzuna attığında ters ters baktım ona. Evet, belki de iyi biriydi. Ne kadar yargılamış olursam olayım o iyi bir arkadaş da olmuş olabilirdi Gi-Hun için fakat şöyle bir gerçek de vardı ki Gi-Hun sadece bana aitti. Benim dokunabildiğim, üzerinde kendisi dışında hüküm verebilecek ve söz sahibi olabilecek tek kişiydim. Henüz dillendirilmemiş olsa bile bu bir gerçekti.
Ve Jung-Bae, henüz yazılmamış olan bu kuralı çiğnemenin bedelini en ağır şekilde ödeyecekti.