Eve girdiklerinde ağır bir sessizlik çöktü. Toz kokusu evi sarmıştı. Pencereden giren rüzgâr, uğultulu bir çığlık gibi duvarlara çarpıyordu. Aren yorgun adımlarla yatak odasına girdi. Bir anda yüzü buruştu. Luccy’nin, Gece için özenle hazırladığı minik kıyafetler hâlâ yerli yerindeydi. Aren Gece’ye baktı. Hâlâ siyah kumaşa sarılıydı. Yavaşça o kumaşı açtı ve yerine boz renkli bir kumaş sardı. Gece tek bir ses bile çıkarmıyordu. Garipti… Sanki hiç acıkmamıştı. Yine de Aren mutfağa gidip ona süt getirdi. Süt soğuktu ama Gece onu sessizce içti. Aren’in gözleri yorgunluktan kapanıyordu. Ayakta durmakta zorlanıyordu ama uyuyamazdı. Çünkü artık yalnız değildi; kollarında minicik bir bebek vardı. Gece’yi uyuttuktan sonra Aren yatağa uzandı. Başını yastığa koydu, yüzünü tavana çevirdi. Ellerini omuzlarına bastırdı. Gözleri doldu ve sessizce ağlamaya başladı. Hâlâ kabullenemiyordu… Karısını kaybettiğini. Zaman, su gibi akıp geçti. Gece artık üç yaşına girmişti. Babasıyla tarlaya gidiyor, market alışverişi yapıyor, oyunlar oynuyordu. Ama… Köyde herkes onu dışlıyordu. “Bela” anlamına geldiğine inandıkları için ondan tiksiniyorlardı. Bu durum Gece’yi derinden yaralıyordu. Bir gün Aren motoruyla şehre inmeye hazırlanırken seslendi: — Gece! Şehre ineceğim. Lütfen uslu ol! Gece neşeyle karşılık verdi: — Emriniz olur Aren patron babacık! Aren gülümsedi. Kızının ona böyle lakaplar takması hoşuna gidiyordu. “Patron”… Bu kelimeyi ona eskiden Luccy söylerdi. Şimdi ise annesinin yerini minik bir kız almıştı. Aren evden çıktı, kapıyı yavaşça kapattı. Gece odasında resim yapıyordu. Resmine uzun uzun baktı, sonra sinirle yırttı. — Ughh… Bu maydanoza benziyor! Çok çirkin! Dışarı çıkacağım! Heyecanla merdivenlerden indi. O kadar hızlıydı ki her an yüzüstü düşebilirdi. Dışarı çıktığında komşularının kızı Leyla’yı gördü. Kalbi hızla çarparken gülümseyerek sordu: — Leyla, benimle oynar mısın? Eğer kabul ederse, babası ve oyuncakları dışında ilk kez biriyle oynayacaktı. Leyla yanına geldi. Gülümsedi ama dilini dişlerinin üzerinde gezdirirken yüzündeki ifade değişti. — Seninle mi? — Evet! — Hm… Senin gibi lanetli bir kızla mı? — Ama… ben lanetli değilim… — Hahahaha! Git çamurla oyna bebek! Senin gibi çirkin ve lanetli bir kızla oynamam ben! Senin yüzünden annen öldü! Bu sözler Gece’nin kalbine ok gibi saplandı. Yüzü düştü. Gözleri doldu. Hiçbir şey söylemeden hızla eve koştu. Merdivenleri olanca gücüyle çıktı, odasına girdi ve kapıyı öyle bir kapattı ki evin duvarları sarsıldı. Gece bağırarak ağlamaya başladı. Hıçkırıklarını tutamıyordu. Yere çöktü, sesi titreyerek haykırdı: — BEN LANETLİ DEĞİLİM! BEN MİNİK BİR KIZIM! NE YAPTIM SİZE? NE?! Küçücük bedeni ağlamaktan bitkin düşmüştü. Gözleri kıpkırmızıydı. Dışlanmaktan bıkmış, usanmıştı. Ne yapabilirdi ki? Aren dışarıdan Gece’nin çığlıklarını duydu. Motorunu bırakıp ağlayarak eve koştu. Odanın kapısını açtığında Gece’yi dizlerinin üzerinde, ağlamaktan perişan hâlde gördü. Sesi kısılmıştı. Aren hızla Gece’yi kucağına aldı. — Ne oldu Gece? Neden bağırarak ağlıyorsun? Ama Gece hâlâ hıçkırıyordu. Başını yavaşça Aren’in omzuna koydu. Gözyaşları Aren’in omzunu ıslattı. Burnunu çekti, halsiz ve kısık bir sesle sordu: — Baba… ben lanetli miyim? Bu soru Aren’in kalbine saplanan bir hançer gibiydi. Sesi titreyerek cevap verdi: — H-hayır bebeğim… sen lanetli falan değilsin. — Annem… o neden gelmiyor? Benim annem yok mu? Aren derin bir nefes aldı, gözleri doldu. — Gelecek— Gece sözünü kesti ve kulaklarının dibinde haykırdı: — BENİM YÜZÜMDEN ÖLDÜ, BİLİYORUM! YALAN SÖYLEME! Aren Gece’yi iki eliyle kaldırdı, gözlerinin içine baktı. — Annen senin yüzünden ölmedi, miniş. — Hayır! Biliyorum! Ben yaptım! Aren’in kafası karıştı. Gözlerini kısarak sordu: — Bunu sana kim söyledi? — Komşumuz Lale teyzenin kızı Leyla… Aren’in yüzü sertleşti. Dudaklarını ince bir çizgi hâline getirdi. Gece’yi yavaşça yere indirdi. — Hemen geliyorum, miniş. Hızla aşağı indi ve komşularının kapısını sertçe çalmaya başladı…
Bölüm 2
Bölüm 2: Huzursuzluk
Bölüm sonu
2 yorum
Güzel
Bu bölümde duygu çok güçlü ve samimi. Köyün sessizliğiyle yaşanan trajedinin çarpışması hikâyeyi daha da etkileyici kılmış. Kızın yaşadığı korku, suçluluk ve yalnızlık hissi okuyucuya net geçiyor; özellikle kendi kendine sorgulamaları çok gerçekçi. Baba karakteri koruyucu ama çaresiz hâliyle iyi yansıtılmış. Anlatım akıcı, sahneler gözde canlanıyor. Yer yer acı duygusu yoğunlaşsa da bu, hikâyenin karanlık atmosferine hizmet ediyor. Genel olarak bölüm, merak uyandıran ve duygusal açıdan güçlü bir ilerleme sunuyor.

