Oy ve Yorum neden
gelmiyor laaaaaan:(
^^
°0°
ilâhi bakış açısı.
00:06
Jeongguk, balkondan aşağıya bakarken gördüğü manzara yüzünden bir hışımla aşağıya inmeye koyuldu. Manyak adam resmen benzini üstüne dökmeye başlamıştı! Ya kendini yaksaydı! Off kafayı yedirecekti!!
"Salak adam! Manyak!"
Merdivenleri teker teker inerken pat diye açılan birinci katın kapısıyla yerinde sıçradı. Kapının diğer tarafından ona meraklı gözlerle bakan teyze tavşanlı pijamasını iyice süzmüş, omzundaki dışarıya kaçmak için debelenen kediyi elinden geldiğince tutmaya çalışıyordu. Gguk, onun şüpheci bakışlarıyla gerildi. "Seninki yine yapmış yapacağını..." dedi imâyla gülerken.
Çocuk utanmış olmalı ki, kızaran yüzünü gizlemek için yere eğdi ve bir elini ensesine götürdü.
"Ş-Şey-"
"YAKARIM KENDİMİ ULAN! DOKUNMAYIN BANA! GGUUUUUUUK!"
Jeongguk duyduğu tanıdık ses ile tekrar yerinde sıçradı ve yavaştan kulağına ilişen polis siren sesleriyle ağzından koca bir 'hiiih!' kaçırıp hemen kedili teyzeye döndü.
"Gitmem gerek Jihyeon teyze!"
Gguk tekrar merdivenleri hızlı hızlı inerken yaşlı kadın arkasından gülümseyerek bakmış, seslenmişti. "Koş yavrum koş!"
Gguk 6.katta oturuyor oluşundan bir kere daha nefret ederken nefes nefese aşağıya indi. Gözleri hemen kapının önünden yükselenen kırmızı ve sarı karışımı ışıkların merkezini buldu. Tavşanlı pijamasının ucunu eliyle çekiştirerek hızlı adımlarla salak salak bağıran adamın dibinde bitti. Adam ona döndüğü an susmuş, gözleri patlayarak gülümsemişti. Tavşan pijamalı çocuk bu gülümsemeyi her ne kadar ölesiye özlese de gülümsememeye çalıştı.
"Taehyung! Manyak mısın sen be adam! Ne yaptığını zannediyorsun-"
"Bebeğim... Hoşgeldin."
Adam parlak gözleriyle sevdiğinin tavşanlı beyaz renk pijamasını süzerken, bakışları saçında -unuttuğuna emin olduğu- kendisinin aldığı kirazlı tokaya kadar yükseldi. Saçının sadece bir tutamını bağlayan tokayı görmek, ilk defa onu bu kadar mutlu etmişti.
Gguk; bakışları saçında duraksayan, gülümsemesi her saniye daha da büyüyen adamı gördüğünde sebebinin saçında unuttuğu toka olduğunu anladı ve hemen bir elini saçına atıp tokayı avcuna sakladı. Nedensizce utanmış ve bakışlarını kaçırma gereksiniminde bulunmuştu.
"Jestimi nasıl buldun?" dedi Taehyung eliyle yerdeki ateşle yazılmış cümleyi göstererek. Gguk, gösterdiği yeri gördüğü an sanki her şeyi -unutmamasına rağmen- tekrar hatırlamış gibi kendine geldi.
İlk önce kulağına gelen polis siren seslerinin merkezine döndü. Gördüğü manzara tabiki de bu yüksek sesi Yoongi hyungunun ağzıyla çıkartması değildi. Bir kaç metre arkada, onun bu yeteneğine -her ne kadar anırmak istese de- kısık kısık gülen Jimin'i bilse... siren sesleri çıkaran adam kesinlikle utancından yerin dibine girerdi.
Bu konunun üzerinde durmayan Jeongguk'un anlamadığı şeyler vardı. Mesela sevdiği adam üzerine benzin dökmüş ve yerde alevler bazı harfler sönse bile yükseldiği için yanma olasılığı varken; insanlar, daha doğrusu arkadaşları nasıl olur da bu kadar rahat olabilirlerdi? Anlamıyordu, bilmiyordu.
"Üzerime su döktüm." dedi Tarhyung aniden.
"Ne?!"
Fakat Jeongguk sevdiği adamın, aklından geçenleri bile anlayabilecek kadar kendisini bildiğini de bilmiyordu.
Kandırıldığını hissederken, her sinirlendiğinde istemsizce yaptığı gibi kaşlarını çattı ve dudaklarını büzdü. Zaten mahalleyi aydınlatan kırmızı ve sarı karışımı renk ışıklar nedeniyle herkes ya aşağıya inmiş ya da camlarından aşağıya bakmış ve kendilerini izliyorken; Gguk hiç olmadığı kadar utandığını hissediyordu.
Ve Taehyung, onun bu kızaran yanaklarını aylar sonra gördüğünde hiç olmadığı kadar gülümsüyordu.
"Ya!" diye bağırdı çocuk çatılı kaşları daha da çatılırken. "Komik bir şey mi var?"
Adam her ne kadar korkmasa da az da olsa tırsarak hemen ciddi hâline geldi ve bakışlarını yere indirdi. O sırada Gguk, üzerinden inen gözlerden cesaret almış ve bakışlarını adamın üzerinde gezindirmişti.
Taehyung kendisinin aksine tavşanlı pijamayla değildi.
Üzerinde kirli beyaz, hatta krem rengi bir gömlek, altında ise kahverengi keten bir pantolon vardı. Kıyafetleri de tıpkı siyah saçları gibi ıslanmış, üzerine yapışmıştı. Özellikle ıslandığında üzerine yapışan ve göğüs uçlarını, hatta karın kaslarını belirginleştiren gömleği mahalledeki bazı kızların dikkatini çekerken, Jeongguk kaşlarını daha da çatmış; pijamasının ucunu tutan elini yumruk yapmıştı.
Hayır! Kıskanmıyordu. Sadece... Yani, sadece sinirleri bozuluyordu.
Evet. Sinirleri bozuluyordu!
"Ne istiyorsun Taehyung? Neden çağırdın beni?"
Adamın gözleri tekrar çocuğu bulurken bıyık altından gülümsedi ve aralarındaki mesafeyi azaltmak adına bir adım attı. Fakat anında bir adım geriye giderek mesafeyi koruyan Gguk, kendisini şaşırtmıştı. Şaşkınlığını belli etmeden yüz ifadesini korudu. O an aklına gelen buraya gelme nedeni ile ellerini cebine attı.
"Ben şey..." Cebini iyice arıyordu. Bulduğunda dudaklarından heyecanlı bir hah! sesi çıktı. "Buldum." dedi ardından ve toz pembe renginde bir kutu çıkarttı.
Aslında her ne kadar dışa dönük ve rahat biri olsa da, yaşanılanlardan sonra biraz daha çekingen bir tavır sergilemiş, bu tavırla uzatmıştı kutuyu.
"O ne delikanlı? Yüzük mü aldın?"
Camdan sarkan, omzunda kedi taşıyan Jihyeon teyzeye döndüklerinde ikisi de tuhaf bir durum içerisine girmişlerdi. Etraftaki çekirdek çitleyen teyzeler, sokağın ortasında voleybol oynanan küçük kızlar, kıraathanenin önünde oturup tavla oynarken çayını yudumlayarak kendilerini izleyen amcalar... Hiç olmadığı kadar geriyordu ikisini.
O sırada Yoongi polis siren seslerini çıkartmayı bırakmış, Namjoon aşkım yerine aşgım yazdığı için Taehyung'tan dayan yedikten sonra o yanlış harfi düzeltmeyi nihayet bitirmişti. Jimin ve Seokjin onları izlerken, Hoseok durumlarının rezil rüsva olduğunu düşündüğünden geleceğe anı olması için video kaydına almaya başlamıştı bile.
Tüm gözlerin merkezi ikili ise şu anlarda hiç olmadığı kadar tuhaf bir durumdalardı. Gguk'un yüzü utandığı için resmen domatese dönmüş, kahve tutamları alnına dökülmüştü. Tam ağzını açıp konuşacağı sırada yanlarından geçen arkadaş grubundan birisi konuşmasını bölmüştü.
"Analar neler doğuruyor be!"
Taehyung duyduğu laf ile arkasını döndüğünde, diğer mahalleden gelen gençler onu hemen tanımış ve Gguk'a bakarken genişleyen gülümsemelerini düzeltmişlerdi.
Siktir ya! Ne sikimsonik bir ortamdı!
Taehyung uzaklaşan gruptan bakışlarını çekerek minik tavşanına getirdi ve elini çekinceyle ona doğru uzattı.
"Daha sessiz bir yere gitsek, olur mu?"
Jeongguk bir karşısında kendisine uzatılan ele, bir etrafındaki onlara yönelik gözlere bakarken gereğince yutkunmuştu. Kalbine sorması gerekirse, sevdiği adamın dokunuşlarının sıcaklığına öyle açtı ki... Her an bırak elini tutmayı, üzerine bile atlayabilirdi.
Ama mantığı onu durduruyordu.
Taehyung'u sanırım affetmek istiyordu. Ama emin de olamıyordu. Affetmek istese bile, içinde bir ukte oluyor; ona o gün nikah masasında yalnız başına, çaresizce ağlayan oğlanı gösteriyordu.
Son bir kaç aydır yaşadıkları, sadece bir kaç gülüşme ve jest için değildi. Bu eli, bu kadar kolay tutamazdı.
Tavşan pijamalı çocuk, bu kadar kolay değildi.
Her ne kadar o eli tutmak için yanıp tutuşsa da, elini tutmadı. Fakat yukarıya çıktığında pişman olacağını bildiği için konuşmak istedi.
İşte bu yüzden, o eli tutmadan önden adımlayarak aşağıdaki parka doğru ilerledi.
O sırada eli havada kalan Taehyung, sevdiği oğlanın arkasına bile bakmadan ilerlediğini görürken; elinin havada kalmasına bile üzülmeden, onunla konuşacak olmasına sevinmişti.
Arkadaşlarına heyecanla kısa bir bakış attı. Aslında Yoongi ve Namjoon'dan gurur dolu bakışlar beklerken, sadece ikisinin Jimin ve Seokjin'e yalakalık yaptıklarını görmüştü. Buna karşın umursamadan omuz silkti ve hızlı adımlarla Gguk'un peşinden gitti.
Jeongguk adımlarını olabildiğince hızlı tutarken arkasındaki adamın hemen dibinde yürümesinden dolayı kalbinin çok hızlı attığını fark etmiyordu. Ona göre bu hızlı nabzı, sadece hızlı yürümesinden kaynaklıydı. Fakat parka vardıklarında duraksayan adımlarına rağmen arkasındaki adam ensesinden sessiz bir nefes çekerken, Gguk'un nabzı tekrar hızlanmıştı.
Taehyung, çiçek kokusunu andıran güzel kokuyu ciğerlerine doldurduktan sonra parktaki meşhur banklarının önünde bitip oturdu ve oğlanı için yer açtı. Gguk ise hâlâ heyecanını dizginlemeye uğraşırken yavaşça mimik adımlarıyla banka ilerleyip, kendisine açılan yere oturdu.
İkisi de otururken çöken sessizlikten dolayı gerilmiş, hep yaptığı gibi avuç içlerini üst bacaklarının altına yerleştirmişti. Taehyung, bunu gördüğü istemsizce kıkırdamıştı.
"Hiç değişmiyorsun..."
Geçen gün mesajlaştıklarında ne kadar değiştiğinden bahsediyordu Jeongguk ona. Artık eskisi gibi olmadığını, eski Jeongguk olmadığını söylüyordu. Fakat Taehyung görüyordu ki, minik tavşanının -onu ilk gördüğünde aşık olduğu- minik tavşandan hiç bir farkı yoktu.
Aynıydı.
Taehyung'un çiçek kokulu tavşanıydı.
Jeongguk, Taehyung'un dediğine karşılık ne diyeceğini bilemezken bakışlarını yerdeki ayaklarına indirdi. Olamaz... dedi içinden. Resmen kedili pandufuyla çıkmıştı dışarıya!
Sanki o koca pandufları saklayabilecekmiş gibi, bir ayağıyla diğer ayağını kapatarak boğazını temizledi.
"O kutudaki n-neydi?"
Of ya! Neden kekeliyordu şu an?!
Taehyung'un aklından tamamen çıkmıştı sanki o an elindeki kutu. Kendine gelmiş gibi sirkelenip kutuyu önünde elleri arasında tuttu. Bakışları doğrudan minik kutudayken, Jeongguk'un bakışları sanki ayıp bir şeye bakıyormuş gibi gizlice gidiyordu o kutuya.
Öyle ya, içinde ne olduğunu çok merak ediyordu. Ama söylemeye dili varmıyordu.
Taehyung, minik kutunun dışında çok merak uyandırıcı bir şey olmamasına rağmen parmaklarıyla kutuyu çevirip her bir yanına bakıyordu. Jeongguk'tan bir şey duymayı beklemeden araladı dudaklarını. Tam konuşacağı sırada konuşmamayı seçip sadece uzattı kutuyu yanındaki elleri bacaklarının altında saklı çocuğa.
Gguk toz pembe kutunun kendisine uzatılmasıyla bacağının altındaki ellerinden birini çekti ve o elindeki sakladığı kirazlı tokayı banka bırakıp kutuya uzandı. Kutuyu alırken birbirine değen eller ikisinde de yükselen bir nabız oluşturduğunda Taehyung bıyık altından gülümsemiş, Jeongguk dudaklarını birbirine bastırıp bakışlarını kaçırmıştı.
'Kalbim patlayacak gibi...'
'Şimdi kalbim patlayacak...'
Aynı anda aynı şeyleri düşünürken bile uzaklardı birbirlerine.
Engeller vardı aralarında. Beş yıllarını yok eden ve Kim Taehyung'un açıklamaya çekindiği gizemli sorunu gibi...
Jeongguk, ondan bir açıklama duyuncaya kadar onu affetmemeyi düşünüyordu. Taehyung ise kendisini affettirene kadar pes etmemeyi...
Gguk diğer elini de bacağının altından kurtardı ve minik toz pembe kutuyu Taehyung'a nazaran çok daha küçük elleri arasına aldı. Parmaklarını kutunun üst ve alt kısımlarının arasındaki kilide götürdü ve yana çevirerek açtı.
Kutuyu açarken görmeyi beklediği şey, kendisini doğururken ölen annesinin kolyesi değildi.
Kolyenin ucundaki kelebeği gördüğü an istemsizce koca gözleri dolmuş, bakışları Taehyung'a dönmüştü. Aslında dün Yoongi hyungunun yazdığı mesajdan sonra bu kolyenin Taehyung'da olduğunu biliyordu. Ama son günlerde aklı öylesine doluydu ki, kolyenin varlığını dahi unutmuştu.
"T-Taehyung..."
Şimdi bakışlarını ayaklarına kadar indiren kişi Taehyung'tu. Söyleyeceği şeyleri nasıl açıklayacağını, konuşmaya nasıl başlayacağını bilmiyordu. Onun için, çok hassas bir konuydu.
Fakat zamanı gelmişti.
Dudaklarını araladı...
Ama konuşamadı.
Belki de gelmemişti.
"Buraya gelmemin sebebi, sana ait olanı sana vermekti. Peki söylesene Jeongguk..."
Söyleyecekleri bunlar olmasa da, aklının bir ucunda dönen sözlerdi bunlar. Belki de kendisini hazır hissettirecek, haftalar sonra kendisine gelecek en iyi ilaç olacaktı Jeongguk'un cevabı.
"Sen bana benim olanı verecek misin?..."
Gguk, dolan gözlerini kırpıştırdığı an yanağında çizilen ıslak yolu bile fark edememişti. Her ne kadar o ıslaklık kendisini rahatsız etse de, silemiyordu. Sanki tüm gücü vücudundan ayrılmış gibiydi.
Fakat sevdiği adam elini yanağına -o ıslak yola- götürüp silerken, gücünün her bir saniye geldiğini hissediyordu. Keza ikisi de biliyorlardı.
Taehyung, Jeongguk'a her zaman güç verecekti.
"...Benim kelebeğim olacak mısın, güzelim?"
^
°•°
^
jeonjgguk yeni bir gönderi paylaştı!
göster gösterme
^^
jeonjgguk

jeonjgguk will you stay with me? can you promise me?
(yanımda kalacak mısın?
bana söz verebilir misin?)
-butterfly
°0°
butterfly...
mükemmel bi sarkı


