Kudüs sokaklarında Mecnun'dan hâllice bir şahıs.
Koşmaktan bi'çare hâlde Leyla'nın Rabbini aramakta.
Yere attığı her bir adım daha da ağrıtıyor ayaklarını.
Şüphesiz kalbi daha çok yanıyor. Ve kalbindeki yangın, ayaklarının acısının önüne geçmekten utanmıyor.
"Neredesin!" diye bağırıyor ilkin. Bu bir soru değil. Biliyor, Leyla'nın Rabbinin her yerde olduğunu biliyor.
Ve bir kez daha bağırıyor.
"Neredesin ey müslümanların Rabbi?"
Bu sefer ki bir soru.
Ardından göğe kaldırdığı yüzüne yağmur damlaları ilişiyor. Durmak zorunda kalıyor. Neden zorunda olduğunu bilmiyor ama o an duruyor işte. Kapattığı göz kapaklarına düşen damlaların soğukluğuyla titrese de bir an, uzun sürmüyor alışması.
Bu kez gök gürlüyor, alıştığı o minik damlalar onu terk ediyor. Tıpkı, tıpkı her şey gibi. Ve yerlerini büyük, büyük olduğu için de sert inen damlalar alıyor.
Vücudu sırılsıklam olduğu vakit daha süratli koşmaya başlıyor.
Malayani işlerle doldurduğu ömrü, koştukça gözüne çarpıyor. Gözleri doluyor. Ama eskiler gözüne çarptığı için değil; kalbin ortasında, belki ismi olan ama onun bilmediği, ya da hiç kimselerin isim takamadığı o nokta acıdığı için.
Ayak topuklarından önce ayak uçları bir noktaya çarptığında yere yığılıyor. Ferfecir bir vakitte, uğultulu sesler arasında yapayalnız hissettiği o lahzalarda sessizliği bölmek adına büyük bir çığlık atıyor.
Bu çığlık, kalbinin ortasındaki noktanın acısını susturmak adına. Ve o nokta ile boğazı arasında bir bağ, bir damar olduğunu, bu yüzden her acıyışında boğazının da düğümlendiğini biliyor.
Feryadını, hıçkırığı böldüğü vakit öksürmek durumunda kalıyor. Duyguları da, feryat, hıçkırık ve öksürük üçlüsü kadar karışık. Boğazına dizilen bu üçlüden de şikayetçi. Tıpkı duygularından şikayetçi olduğu gibi.
Başını kaldırıp etrafa baktığında, bu ıssız çölde hiç kimsenin olmadığını görüyor.
Ne ara buraya gelmişti?
Derin bir oh çekiyor. Tüm bunları insanların ortasında yaşamış olsa, zihinlerde deli biri intibası bırakmaktan kaçınamayacaktı.
Yağmurdan ötürü çamurlaşmış çölde dizleri biraz daha gömülüyor. İçindeki sızı yine kendini belli ediyor. Gömülmek çok farklı şeyler hatırlatıyor.
Ömrünü.
Ve o an başını göğe kaldırıyor.
"Ey Kudüs'ün Rabbi... Sen günahkârların da Rabbisin!"
