03.11.2022
"Deli," dedi, bir ses uzun zamandır peşimi bırakmayan ses adını adsız koymuştum. "Aklıma bir fikir geldi, sence ileride ünlü olursak böyle kitap eleştirileri çeker miyiz? Bayılıyorum senin kitap özetlemene, hatta şey de yapabiliriz şiir yazıp onları şarkıya geçirebiliriz. Hatta şey yapalım şiirden şarkı yapalım?"
"Sen benim peşimi bırak ben o gün yazdığım ateşten kalın adlı eseri paylaşacağım zaten!" dedim. Artık onun kafamın içinde yaşamaya başlamasına alışmıştım. Tek bedende iki canlı olduğumu hissediyordum.
İki saniyelik sessizliğin ardından tekrar konuşmaya başladı. Bu sefer şarkı söylemeye başladı son bir haftadır durmadan söylediği o şarkıyı. Sandığım kadarıyla beş altı dilden oluşan bu şarkıyı artık ezbere biliyordum. Geceleri erken yatıyor sabahları geç uyanıyorum sırf bu şarkı kafamın içinde dönmesin diye..
"Menejerimi aradım mı acaba? Bugün konser iptal olacak diye." söylendi. Benden daha çok unutkandı.
"Merak etme Adsız arayıp söyledin. Kendi dünyanda (!) bugün anneni hastaneye götüreceksin. Akşamında da çok değer verdiğin yapımcıyla buluşacaksın!" Onu sürekli alaya almama rağmen bana katlanıyor ve beni sevdiğini iddia ediyordu.
O da benim kendi kafasının içindeki ses olduğumu iddia ediyordu. Deli saçması.
"Çok değer verdiğim yapımcı mı? Nasıl unuttum ben bunu, yurt dışı hakkındaki programı yapacaktık değil mi! Ah ah," dedi ve bir süre sessiz kaldı.
Şükür benim peşimi bıraktı.
"Nasılsın?" diye sordu dayım. Gülümsedim. Çok daha iyiyim.
"Aldım ilacımı dayı merak etme çok iyiyim. Heyecanlıyım sınava tekrar hazırlanmak uzun zaman sonra garip hissettirdi." dediğimde dayım aynı şekilde gülümseyerek ilaçlarımı kontrol etti. Kafama öpücük kondurup geri çıktı.
Hastaneden çıkalı altı ay on dört saat olmuştu ve ben eskisine göre daha akli dengesi yerinde bir kızdım. Kafamdaki sesle yaşamaya alıştığım için beni o soğuk hapishaneden çıkartmışlardı.
Dayımı hiçbir zaman affedemediğim için kendime çok kızgınım fakat içimden bir ses onu affetmemem gerektiğini haykırıp duruyordu. Evet onu çok seviyordum ama o beni o akıl hastanesine kapattığı gün aramızdaki ilişkiyi köreltmişti.
Dayım bu sefer elinde kahvaltı tepsisiyle yanıma oturdu.
"Güzelim, yemek yedikten sonra dışarı çıkalım mı?" diye sorduğunda olumsuz anlamda kafamı salladım.
"Teşekkür ederim dayı, sınava çalışıyorum." Kendimi zorlayarak gülümsedim, onu yanağından öptüm. Kendime zarar vermeden onu içimde affetmeye çalışıyordum. Gülümsedi, kapıyı çekerek geri çıktı.
Bilgisayarımın ekranını kapatıp kendimi yatağa attım. Bugüne kadar yaşadığım şeyleri düşündüm..
Ben daha doğarken hayata bir sıfır geride başlamıştım. Annem doğum sırasında ölmüştü, olsun ben hayattaydım. Altı yaşlarında falan babamı yanı başımdan alıp hapishaneye atmışlardı. O günden beri sevmezdim yirmi bir Ocak'ları. On yaşındayken hayattaki tek güvendiğim bağım babaannem ölmüştü. Ona rağmen tam bursla tıp bölümünü kazanmıştım sonra ise okulum dondurup dayımın yanına buraya gelmiştim artık babama daha yakındım. Uzun süre okula gidemediğim için bursum iptal olmuştu. Olsun burada babama yakındım, her perşembe onu ziyarete gider özlem giderirdim. Sonra ise doğumumdan beri peşimde daha doğrusu içimde olan ses ile kavga etmeye başladım ve beni akıl hastanesine yatırdılar. Ananem iki kere kalp krizi geçirdi. Dedem felç kaldı ama hayattayım. Ve yaşadığım bu zorlu süreç boyunca babamı bir kez bile görmeme izin vermediler. Hastaneden çıktığım gün babamı görmeye gitmiştim fakat başka bir yere sevk etmişler. Avukatına ulaşamadığım için ne kendine ulaşabiliyor ne de ondan haber alabiliyordum. Savcılığa başvurmuştuk fakat ondan da henüz bir sonuç alamamıştık.
Olsun. Tüm bunlara rağmen hayattayım ya!
"Ich öffne dein bild nicht mehr, wenn ich außer Atem bin! Bence böyle olmadı değil mi? Artık nefesim kesildiğinde resmini açmıyorum.. Türkçe mi söylesem burayı?"
Başladı gene bizim mesai.
"Oje mi sürsem acaba?" dedim bende. İçimden düşünürsem acaba o da beni duyar mıydı?
Dışımdan konuştuğumda duyuyordu sonuçta. Gene susmuştu bu adsız kişi.
Dayımın teklifini reddetmeseydim keşke. Şu an dışarı çıkıp dolanmak istiyordum. İçeri geçtiğimde dayım tekli koltukta kitap okuyordu. Hiç beklenmedik hareketler.
"Ne okuyorsun dayı?" diye sordum yanına yaklaşarak. Kötülüğün Sıradanlığı Hannah Arendt. Garip bir kitaba benziyordu. Hiç duymamıştım daha önce.
"Okuyorum işte öyle bir şeyler gözlerimi dinlendiriyorum. Bir şey mi oldu?"
"Dışarı çıkalım mı dayı?" dediğimde dayım gülümseyerek bana baktı. Kolları arasına aldığında saçımı karıştırıp öptü. Bir cevap vermesini beklemeden oturduğu yerden kaldırdım. Portmantodan hırka alıp üzerime geçirdim. Şu an sadece temiz hava istiyordum..
Büyük gelen kulaklıkları iyice sıkıştırmaya çalışırken yolda oyalanıyor sadece adımlıyordum. Yolun nereye gittiğinin önemi yoktu dayım vardı sonuçta yanımda.
Parkın yanındaki duvarda Bursafext'in on dokuzuncusu düzenlendiği bir afiş asılıydı. Gülümsedim, en son konsere gittiğimde on yedi yaşındaydım ve çok sevdiğim arkadaşlarım vardı..
Şimdi ise yanımda kimse yoktu tek başımayım. Buraya geldiğim zaman kendime arkadaş arayacak vakit bulamamışken akıl hastanesine yatırılmıştım. Benin için zorlu hir süreçti ama olsun atlatmıştım ya sonuçta. Hiç kuzenimde yoktu! Koskoca dayım elli yaşına gelmiş ama hiç çocuk sahibi olmayı düşünmemişti. Delilik.
Afişin fotoğrafını çekip telefonumu kapattım. Kim bilir hir ihtimal giderdim belki..
Büyük bir hevesle dayıma döndüm. "Dayı neden hiç evlenmedin?" diye sordum merakla.
Dayım gözlerini gözlerimle buluşturup gülümsedi. "Ben evliyim?" dedi hep dediği şeyi.
"Ama dayı,"
"Ama dayım! Ben karıma saygı duyuyorum ve bu ölene kadarda bitmeyecek." dedi dayım, gözleri dolmuştu.
Elif yengem ya da Elif halam. İkiside aynı kişi, ikiside dayımın biricik karısı.
"Elif benim otuz senedir saygı duyduğum birisi ve ben saygımı ona karşı asla yitirmeyeceğim." dedi omzuma kolunu atarak.
"Peki hiç istemiyor musun çocuğunun olmasını?"
"E benim senin gibi minnacık bir kızım varya zaten. İtiraf etmem gerekirse yengen ölmeden önce bir çocuğumuz olsun sevelim, birbirimizi sevelim isterdim. Ama nasip kısmet değilmiş be güzelim. Sonradan hayatıma sen dahil oldun ben zaten baba oldum. Sen bana önce kız kardeşimin, sonra halanın ve en çok babanın emanetsin." dedi, kolları o kadar sıkı sarıyordu ki kafamı kaldırıp yüzüne bakamıyordum. Bende daha fazla diretmeyerek kollarımı beline sardım.
İyiki benim dayımdı!
Uzun bir süredir dershaneye gitmiyordum. Hatırladığım birkaç yüz baba doğru geliyordu. Nasıl davranacağımı dâhi hesap edemiyordum.
"Aaa, selam." dedi sarışın olan kız, denemede hep önümde oturan kızdı.
"Selam," dedim gülümsemeye çalışarak.
"Ben İrem, denemede önünde oturan kızım. Hatırladın mı?" diye sorduğunda başımı salladım. "Dershaneye neden hiç gelmiyorsun? Seni sadece denemelerde görüyoruz hiç fırsatımız olmadı tanışmaya." dediğinde gülümsedim.
"Bence vakit kaybı, dershaneye de bursla girdim. Para verip gelmezdim yoksa böyle iyi güzel denemeler yetiyor ya bana."
İkisi de şaşırmış gibi baktılar. Normaldi.
"Bende Sema," dedi esmer olan kız. "Şey eğer müsaitsen az oturalım mı?" dediğinde dayıma döndüm. Olabilirdi.
Dayım sıkıca sarılıp evin anahtarını uzattı, kulaklığı kutusuna yerleştirip montumun cebine attım.
Geçen ay açılan küçük kafenin önüne geldiğimizde önden ben ilerledim. Ben ada çayı söylerken ikisi kahve söylemişti.
"İsmin soy isminden başka bir şey bilmiyoruz. Sanki gerçek dışı gibi bir şeysin." İrem'in gülümsemesi bende de gülme isteği uyandırdı.
"Ben yirmi iki yaşındayım." İkisi de garip bir şekilde bana baktı. Belki de beklemiyorlardı.
"Gerçekten mi?" diye sordu Sema. Gerçekti.
"Evet, sağlık nedenleri sebebiyle okula devam edemedim. Tam bursla tıp fakültesini kazanmıştım. Ama dedim ya sağlık nedenleri, okula devam edemedim o yüzden bursum kesildi işte şimdi tekrar hazırlanıyorum sınava." dediğimde kafalarını anladım anlamında salladılar. Umarım anlamışlardı.
"Bende İrem işte, 18 yaşında mezuna kalmış bir velet." dudaklarını büzmüştü, komik duruyordu.
"Esma Dilmen, 20 yaşındayım bende. Eczacılık ikinci sınıf öğrencisiyim. Okumak istediğim bölüm değil o yüzden bir kez daha hazırlanıyorum sınava. Bu seferde olmazsa eczadan devam edeceğim." dedi. Ne okumak istediğini merak etsem bile sormayacaktım. Beni ilgilendirmez sonuçta.
İrem'in kafasını telefona gömmesi ile saate baktım. Yediye bir vardı.
"Küçük duruyorsun," sözü üstüme alınmayarak ada çayımı yudumladım. "22 yaşında olamayacak kadar küçük hemde."
Bana dediği belliydi. Hiçbir cevap vermeden gülümsedim. Verecek düzgün bir cevap bilmiyordum.
"Şimdi durun size bir şey okuyacağım," dedi İrem telefonunu kaldırarak merakla ona döndüm. "Umarım reddetmeden önce düşünürsün." diyerek telefonunu bana uzattı.
Ünlü fenomen Yavuz Eryiğit'in yeni şarkısı yakında gündeme girecek! Bursa'da düzenlenecek olan 19.Bursafext ünlü akını! 06.12.2022 gelecek ünlüler işte açıklandı.
•Yakınlarda ismini duyurmayı başarmış, fenomen YAVUZ ERYİĞİT! Yeni çıkaracağı şarkıyı da ilk olarak bir festivalde yayınlayacak!
•Son günlerde güne damga vurmayı başarmış güzeller güzeli ÖZGE BAĞ!
•Ve son olarak 2020'ye damga vurmuş olan marjinal görüntüsüyle ekranlara gelen Görkem Bulut!
Panoda gördüğüm afişteki ünlüler açıklanmıştı.
"Tam olarak anlayamadım neyi reddeceğim?"
İrem, çaktırmadan Sema'ya cimcik attığında tiz bir ses çıktı Sema'dan.
"İsteriz ki bizimle birlikte bu konsere gelmen. En azından biraz sosyal hayata karışırsın." dedi, İrem çok tatlı bir sesle. Bunu kabul ederdim zaten..
"Bu konsere geleceğim ben zaten. Teklifin için teşekkürler vereyim numaramı sana, dayım bizi bırakır." dediğimde ikisi de gülümseyerek ellerini çarptılar.
Ahsen Karel aile tam liste 18
Ömer Savaş Dede 71
Yaden Savaş Anane 69
Ferhat Karel Baba 45
Tayfur Karel Dede 72
Ahmet Savaş Dayı 50