İçeriğe geç

Hacker

Bölüm 40 · 6 dk okuma

Hacker

Bölüm 40

Albüm

"Havin, benimle bir gelebilir misin?"

Kaan'ın ayaklanarak dediği şeyle bakışlarım kısa bir an Berfin'e kaydı. Yüzünde mutlu bir gülümseme vardı. Bakışlarımı tekrar Kaan'a çevirdim.

"Tamam."

Bende ayaklanıp onun peşine takıldım. İkimiz de odadan çıkarken Kaan önde ben ise hemen onun arkasında yürüyordum. Merdivenlerden çıkarken aklımdan bin bir düşünce geçiyordu. Bir tarafım deli gibi sevinirken bir tarafım anlamlandıramadığım bir duygu içerisindeydi. İstememezlik değildi. Korku da değildi. Tanımlayamıyordum fakat sevinen tarafım daha ağır basıyordu.

İki kat merdiven çıktıktan sonra uzun koridorda ilerlemeye başlamıştık. Bu kata hiç gelmemiştim. Daha doğrusu gelme fırsatım olmamıştı. Ki zaten niye geleyim? Her şeyi geçtim koskoca malikanede kaybolup kendimi rezil de edemem.

Bir odanın önüne geldiğimizde Kaan kapıyı açıp içeri girmemi bekledi. İçeri girdiğimde Kaan ardından kapıyı kapattı. Odaya bir göz atarken ful gri tonlarında olduğunu fark ettim.

"Niye buraya geldik?"

Bilerek anlamamazlıktan geliyordum. Fakat Kaan bana bir bakış atıp hiç cevap vermeden dolabına doğru ilerledi. Ben olduğum yerde beklerken Kaan dolabında bir şeyler yapıp dolabı geri kapattı. Elinde albüm gibi bir şey tutuyordu.

Kaan elindeki şeyle bana doğru gelip elindekini bana uzattı. Kaşlarımı çatmış bir şekilde elindekini aldığımda bunun hakikaten de bir albüm olduğunu fark ettim. Kaan'a kaçamak bir bakış atıp albümün kapağını açtım. Açmamla gözlerimin dolması bir olmuştu.

Albümün başındaki fotoğrafta ben ve abim vardı. Yazın biz kumda oyun oynarken çekilmişti. Bakışlarımı diğer sayfaya yönelttim. Burada üstünde pembe giysilerle yatan yeni doğmuş bir bebek vardı. Yani ben. Albümün sayfasını çevirdim. Bu sefer annemle babamın düğün fotoğraflarıyla karşılaştım. Annem beyaz gelinlikle çok güzel duruyordu. Siyah saçları gelinliğin üstüne dökülüyordu. Babam da siyah takım elbisesi ile oldukça yakışıklıydı.

Annemle babamın yüzünü zihnim unutmaya yüz tutmuşken bu fotoğrafla tekrar tazelenmişti. Bakışlarımı diğer sayfaya yönlendirdiğim de ise yine abim ve ben vardık. Ben ya iki ya üç yaşındaydım. Abimin kucağında oturmuş poz vermiştim. Abim de kafasını omzuma yaslayıp kameraya gülümsemişti.

Abime dikkatli baktığımda gözlerinin ela olduğunu fark ettim. Saçları burada, hatırladığıma göre daha açıktı. Diğer sayfaya geçtim. İlk sayfa da benim gülerek çekilen bebeklik fotoğrafım vardı. Diğer sayfada ise abimin.

Albümün sayfasını tekrar çevirdim. Burada bu sefer fotoğraf yoktu. Mavili ve yeşilli bir fular vardı. Diğer sayfasında ile de pembeli morlu bir toka. Sayfayı tekrar çevirdim. Burada da fotoğraf yoktu. Bir sayfasında siyah kravat diğer sayfasında ise mavi bir emzik vardı.

Diğer sayfaları da bakmak için çevirdim. Fakat o sayfalar boştu. Kafamı yavaşça kaldırıp karşımdaki kişiye bakarken ne yapacağımı bilmiyordum. O ise kafasını hiç kaldırmadan elimdeki albüme bakıyordu. Sanırım o da ne yapacağını bilmiyordu.

Daha fazla dikilmeyi bırakıp kollarımı boynuna doladım. O da sanki bu anı bekliyormuş gibi kollarını belime dolamıştı. Fakat belime giren acı ile yüzümü buruşturdum. Çok sıkıyordu. Elinde olsa içine katacak! Ama sanırım katlanabilirdim.

"Ne yapacağımı, ne diyeceğimi bilmiyorum."

Kaan'ın, daha doğrusu abimin, dediği şeyle gözümden bir yaş düşerken gülümsedim.

"Bende bilmiyorum."

Dediğim şeyle beni kendine daha çok çekip sanki daha önce hiç sıkmıyormuş gibi daha da sıktı. Daha fazla katlanamazdım. Nefes almam zorlaşıyordu resmen!

"Ama bildiğim tek bir şey var. O da eğer beni biraz daha bu şekilde sıkmaya devam edersen belimin kırılacağı."

Hızla benden ayrılıp bana korkuyla bakmaya başladı.

"Çok mu canın acıdı? Çok özür dilerim! O kadar sıkmak istememiştim!"

"Ya sakin ol! İyiyim, şaka yapıyorum."

Bana sinirle baktı.

"Yüreğime indi kızım, manyak mısın!?"

Gülerek kafamı salladım. O da bu tepkime gülmüştü.

"Çok değişik."

Dediği şeye sonuna kadar katılıyordum. Yıllar sonra abimle karşılaşmak oldukça farklı ve değişikti. Fakat aklımı kurcalayan bir sürü soru vardı.

"Sana bir sürü sorum var."

"Benimde sana."

"Önce hangimiz?"

Aklıma gelen fikirle konuştum.

"Birbirimize soracağımız sorular zaten aşağı yukarı aynı. Birimiz anlatmaya başlasın sonra diğer anlatsın."

Dediğim mantıklı gelmiş olmalı ki kafasını salladı.

"Tamam. Başla o halde."

"Öncelikle o kargaşadan nasıl kurtuldun?"

Derin bir nefes alıp ağzını açtı.

"Bir kadın geldi ve odada ki bütün adamları vurdu. Daha sonra da beni bağlı olduğum sandalyeden kurtarıp odadan çıkarttı."

Durduğunda devam etmesi için bekledim. Kısa bir süre sonra konuşmasını sürdürdü.

"Beni bir arabaya götürüp kemerimi bağlamamı ve kendisini beklememi istedi. Dediğini yapıp onu bekledim. Fakat bir yerden sonra uyuyakalmışım. Kadın beni uyandırdığında yetimhanede idik."

Kafamı salladım. Benim kurtuluş yolumla neredeyse aynıydı.

"O odada yalnız mıydın?"

"Hayır. Babam vardı."

Dediği şeyle duraksadım. Yutkunurken bu sefer o bana anlatmam için bakıyordu. Derin bir nefes alıp bende ağzımı açtım.

"Aslında seninki ile benimki çok benziyor. Beni de bir odaya kapattılar ve oda da annem de vardı. Daha sonra bir adam gelip içerideki adamları vurup beni çıkarttı. Beni arabaya götürdü ve oradan da yetimhaneye bıraktı."

Kaşlarını çatmış bir şekilde kafasını salladı.

"Anneme ne yaptılar?"

Sorduğu soruyla yutkundum. Nasıl açıklayabilirdim ki bunu?

"Öldürdüler."

"Sadece kafasına sıkıp bırakmış olamazlar. Ne yaptıklarını bana dürüstçe söyler misin?"

Abim bana çok garip bakıyordu. Bir yanının söylememi istediğini fakat bir yanınında söylememi istemediğini biliyordum.

"Tecavüz edip öldürdüler."

Hızlıca dediğim şeyle bir süre donuk donuk suratıma baktı. Fakat daha sonra bakışları sinirli bir hal almıştı. Yalan yok, şuan çok korkutucu görünüyordu.

"O*ospu çocuğu!"

Her an etrafına saldıracak gibi duruyordu. Konuyu değiştirmek için ağzımı açtım.

"Babama ne yaptılar peki?"

"İşkence yapıp kafasına sıktılar p*ç evlatları!"

Bağırmasıyla yerimden sıçradım. Sesi fazla gürdü. O ise benim korktuğumu görmüş olacak ki hızlıca bakışlarını düzeltti.

"Özür dilerim. O kadar bağırmak istememiştim."

"Sorun değil. Sadece bir an bağırınca oldu."

Dediğim şeyden sonra hızlıca tekrar ağzımı açtım.

"Soy adın neden Gebiş?"

Derin bir nefes alarak konuştu.

"Aslında çok uzun hikaye. Barlas ve Tuna ile ilk tanıştığım gün babalarının mafya olduklarını öğrendim. 13 ya da 14 yaşlarında idik. Onlarla çok iyi anlaşmıştım ve onlara çok güvenmiştim. Başımdan geçen her şeyi onlara anlattım. Onlar da bana sürekli arkamda olduklarını ve bana yardım edeceklerini söylediler. Birkaç gün sonra da Barlas'ın babası beni evlat edindi. Meğersem Barlas ona her şeyi anlatmış ve beni yetimhaneden alması için yalvarmış."

Kaşlarım şaşkınlıkla kalktı. Barlas'dan bu inceliği beklemezdim doğrusu.

"Onlara geldiğim ilk günün akşamı babası, yani Haluk amca, yemekte benimle konuştu. Soy adımı değiştireceğini ve sanki onun evladı değilde uzaktan akrabası olarak göstereceğini söyledi. Kabul ettim. Yaşımız ilerledikçe üçümüzde mafya olduk. Ben bizi bu hale getiren p*çlerin peşindeydim. Barlas ve Tuna da sürekli bana yardım etmişlerdi."

Derin bir nefes verdi. Bakışlarını kaçırırken kaşlarımı çatarak dediklerini dinliyordum.

"Bir gün bir çatışma oldu. Ve Haluk amca o çatışmada vefat etti. Barlas çok kötüydü. O bu haldeyken kendi derdimle uğraşamazdım. Yıllarca benim arkamda durmuş ve bana yardım etmişti. Şuanda da onun yardıma ihtiyacı vardı. Bende kötüydüm. Ne kadar Barlas kadar olmasa da beni o yetimhaneden kurtarıp bana bakan adam ölmüştü. O yüzden de araştırmayı bıraktım. Ve bir daha da asla bu konuyu gündeme getirmedim. Soy adımda öyle kaldı."

Kafamı salladım. Az buz şeyler yaşamamıştı. Sadece o değil. Barlas ve Tuna da.

"Annesi? Ona ne oldu?"

"Annesi kanserden Barlas çok küçük iken ölmüş. Öyle ki yüzünü bile tam hatırlamıyor. Tuna'nın ise annesi babasını aldattığından beri annesi ile konuşmamış."

Kafamı salladım. Anladığım kadarıyla üçünün de iyi bir hayatı olmamıştı.

"Sen bu süre zarfında neler yaptın?"

𓆝 𓆟 𓆞

Bölüm sonu

4 yorum