İçeriğe geç

Hacker

Bölüm 38 · 7 dk okuma

Hacker

Bölüm 38

Önemli

Gözlerim yavaş yavaş açılırken derin bir nefes aldım. Bu yatak niye bu kadar rahatsız?

Gözlerim tamamen açıldığında gördüğüm şeyle hızlıca yerimde dikeldim. Benim yerde ne işim vardı!?

Gözüm etrafa kaydı. Her yer ağaç, her yer çalı idi. Olduğum yerden kalkarken üstümde beyaz bir gecelik olduğunu fark ettim.

"Rüya görüyorum."

Etrafa bakarak yürümeye başladım. Hiç ses yoktu. Bir ormana göre anormal fakat bir rüyaya göre normaldi.

"Kimse var mı!?"

Bağırışım ormanda yankılanırken hiçbir şey olmadı. Oflayarak ilerlemeye devam ederken küçük bir ışık gördüm.

Kaşlarımı çatarak adımlarımı hızlandırdım. Işığa doğru attığım her adımda o küçük ışık büyük bir ışığa dönüşüyordu. En sonunda ışığın önüne geldiğimde bunun bir ışık olmadığını fark ettim. Portala benziyordu. Elimi soksam mı acaba?

"Nasılsa rüyadasın. İstediğin zaman uyanırsın."

Bu düşünce ile tam elimi portala doğru uzatmışken bir ses geldi.

"Havin!"

Gözlerim yavaş yavaş açılırken yutkundum. Fakat boğazımın acısıyla yüzüm buruşmuştu. Ortamda bir gürültü vardı fakat uyku sersemliği olsa gerek ki çözemiyordum.

"Havin!"

Bakışlarım kapıyı bulurken kapının yumruklanma sesi geliyordu.

"Ne var!?"

Sesler kısa bir süre kesilirken ağlamaya benzer bir tonda ses geldi.

"Ay benim Havin aşkom ölmemiş!"

Kaşlarım çatıldı. Aşkom mu?

"Havin açar mısın şu kapıyı!?"

Tuna'nın sesi gelirken ayağa kalkıp kapıya ilerledim. Kapının anahtarını çevirip kapıyı açmamla gördüğüm şeyle kaşlarım kalkmıştı. Tuna, Kaan, Barlas ve Berfin kapımın önünde bana değişik değişik bakıyorlardı.

Barlas sinirli, Tuna ifadesiz, Berfin korkmuş ve Kaan... ağlamış mı o?

Ben daha ağzımı açmadan Kaan'ın üstüme atlamasıyla ne yapacağımı şaşırdım.

"Kız sen niye kapıyı açmıyorsun!? Öldün sandık! Beni de ağlattın burada!"

Benim şuan sarılıp sırtını sıvazlamam mı gerekiyor acaba?

"Kaan bırak kızı!"

Tuna'nın dediği şeyle Kaan benden ayrılıp hiddetle ona döndü.

"Sana ne lan!? Bırak da bir acımı yaşayayım dimi!? Niye her yaptığım harekete karışıyorsun!?"

"Lan geri zekalı, ne acısından bahsediyorsun!?"

"Ben onu öldü sandım! İşte bunun acısı!"

Tuna alnına vururken bana döndü.

"Niye kapıyı açmıyorsun Havin?"

"Uyuyakalmışım."

"Kapı niye kilitli?"

Bu sefer Barlas'a döndüm.

"Niye kilitli olmasın? Rahatsız edilmek istemediğim için kilitledim. Bir mahsuru mu var?"

"Evet var. Bu kapılar kilitlenmeyecek!"

Kaşlarımı çatılırken ağzımı açtım.

"Niyeymiş?"

"Çünkü ben öyle istiyorum. Daha ötesi var mı?"

Sesi sinirli ya da ego yapar gibi çıkmıyordu. Fakat seçtiği kelimeler bunun aksini söylüyordu. Nasıl bir tonda karşılık vereceğimi bilemezken Kaan konuştu.

"Yav kız sen bunu takma. Bu hep böyle. Bize de kapıyı kilitletmiyor zalım!"

Kaan'ın sesini hafiften değiştirerek şiveli bir şekilde konuşması güldürürken konuştum.

"Sorun yok."

Daha sonra aklıma gelen şeyle dediğime ekleme yaptım.

"Siz niye kapıyı yumruklayıp bağırıyordunuz? Sizin yüzünüzden rüyamın en heyecanlı yerini göremedim!"

"Uzun bir süredir odandan dışarı çıkmayınca Berfin merak etti. Sana seslenmiş ama duymamışsın. Sonra da biz geldik işte."

Tuna, Berfin'in ismini söylerken vurgu yapmıştı. Gözlerim kısa da olsa Berfin'e kayarken bakışlarımı tekrar Tuna'ya çevirdim.

"Anladım."

Bu dediğimden sonra bir sessizlik oluşmuştu. Sessizliğin fazla uzun sürmemesi için konuştum.

"Başka bir şey yoksa kapatıyorum."

"Kız sen aç değil misin ya!?"

Kaan'ın şok olmuş bir şekilde dediği şeyle kaç saattir yemek yemediğimi fark ettim. Fakat hala kendimi aç hissetmiyordum.

"Kendimi aç hissetmiyorum."

Kaan ağzını kocaman açarak bana bakmaya başladı. İfadesi komik gelirken gülerek konuştum.

"O nasıl bir surat ifadesi ya."

Kaan ifadesini düzeltirken sırıttı.

"Sadece bende olan muhteşem bir surat ifadesi tabi ki de!"

Yaptığı egoyla kafamı bilmiş bilmiş salladım.

"Tabi canım, kesin öyledir."

Dediğim şeyden sonra bakışlarım Berfin'e takıldı. Kaan'a çok dikkatli bakıyordu. Sürekli baştan aşağı süzüyordu.

İlk başta aklıma onu beğenmiş olma ihtimali gelse de bu düşüncemden çabucak vazgeçmiştim. Berfin birini beğendiği zaman yüzüne bakıp cilveli bir şekilde gülümserdi. O ise şuan da Kaan'a kaşlarını çatmış ve gözlerini kısmış bir şekilde bakıyordu.

"Efendim, yemek hazır."

Bakışlarım yanımıza gelen kadına çevrildi. Geldiğini fark etmemiştim.

Barlas kafasını tamam anlamında sallarken kadın gülümseyerek gitti.

"Ay yaşasın yemek!"

Kaan heyecanla merdivenlere doğru yönelip aşağı inerken Tuna arkasından bağırdı.

"Yavaş hayvan yavaş! Yemek kaçmıyor!"

Fakat dediği şey Kaan'ın pek umurunda gibi gözükmüyordu.

"Umarım düşersin Kaan! Umarım düşersin de bir yerini kırarsın Kaan!"

Hepimiz merdivenin en üst basamağında dururken Kaan, Tuna'ya dil çıkarttı.

"N'oldu!? Düşmedim işte! Ağla! Ağla, zırla, kudur!"

Kaan'ın dediği şeyle Tuna hızlı hızlı merdivenleri inerken Kaan koşmaya başladı. Daha doğrusu koşmaya çalıştı. Tam koşmaya başlamıştı ki takılıp yere düştü.

"Ahh! Ahh ayağım! Ah ayacığım!"

"Düz zeminde bile yürüyemiyorsun geri zekalı!"

Tuna gülerek Kaan'ın yanından geçti.

"Lan yardım edin! Ayağım çok acıyor!"

Barlas da onu takmadan yanından geçerken Kaan öfkeyle bağırdı.

"Vay nankörler! Ulan siz benim yerimde olsaydınız ben sizi kaldırırdım!"

Kaan'ın sahte öfkesine gülerken hafifçe eğilip elimi uzattım.

"Gel ben seni kaldırayım bari."

Kaan heyecanla elimi tutup ayağa kalktı. Bir elini omzuma atıp sekerek yürümeye başladı. Yok artık! Bu kadar da değildir!

"Sağ ol Havin aşkom. Sen olmasan n'apardım kim bilir? Bunların beni kaldıracağı yok çünkü!"

Gülerek konuştum.

"Aşkom mu?"

"Ben sevdiğim insanlara aşkom diyorum. Alış."

"Peki alışayım bari."

Kaan bana aşırı sempatik geliyordu. Eğlenceli, güleç, komik. Bence Tuna ve Barlas da onun bu hallerini seviyordu ama belli etmiyorlardı. Şahsen bana göre Kaan gibi birini sevmeyen olmazdı.

Yemek yemek için salona geldiğimizde Tuna ve Barlas bize baktı.

"Ulan abartma abartma!"

Tuna'nın dediği şeyle Kaan kafasını çevirdi.

"Bir sinek falan mı vızıldıyor ya?"

Bir elimi ağzıma götürüp gülmemi sakladım. O sırada gözüm Barlas'a takıldı. Bakışları bir benim bir de Kaan'ın üzerinde mekik dokuyordu. Ona baktığımı görünce bakışlarını bana sabitledi. İkimizde birbirimize dik dik bakıyorduk.

"Başlatma lan tribine! Oturun şuraya da başlayalım artık yemeğe."

Tuna'nın dediği şeyle Kaan seke seke bir sandalye çekip oturdu.

"Gel Havin aşkom, sen benim yanıma otur!"

Gülerek Kaan'ın yanına oturdum. Solumda Kaan, karşımda Tuna ve sağ çaprazımda Barlas vardı. Berfin de Kaan'ın karşısındaki koltuğa geçtikten sonra yemeğe başlamıştık. Aç olmadığımı söylemiştim fakat şuan yedikçe yiyesim geliyordu. Kendimi nedense bir anda aç hissetmiştim.

°°°

"Ay ben doydum!"

Kaan'ın bağırışıyla kafamı ona çevirdim. Sandalyesinde geriye kaymış, bir eli karnında diğeri eli sandalyeden aşağı sarkmış bir şekilde tavana bakıyordu.

"O kadar yersen doyarsın tabi aptal! Bir de doyma istiyorsan!?"

Kaan ona gözlerini kısarak baktı.

"Şu halde bile benimle uğraşıyorsun ya... Yazıklar olsun sana Tuna aşkom!"

"Hay ben sana da aşkona da!"

Gülerek bir Kaan'a bir Tuna'ya bakıyordum. Kavgaları niyeyse çok eğlenceli geliyordu.

"Ben seni bu kadar severken senin ettiğin laflar oluyor mu hiç!?"

"Sevme lan o zaman!"

"Ama ben seni sevmek istiyorum."

Dudağını büzerek dediği şeyle kahkaha attım. Sesi çok çaresiz çıkmıştı.

"Artık geri zekalı bile diyemiyorum."

"Havin benimle bir gelebilir misin?"

Berfin'in dediği şeyle bütün bakışlar ona dönerken yüzümdeki gülümsemeyi silip ifadesizce ona baktım.

"İstemiyorum."

"Lütfen."

"Hayır."

Önüme dönerken Berfin derin bir nefes alıp konuştu.

"Hayuji."

Kaşlarım çatılırken bakışlarımı tekrar Berfin'e çevirdim. Bana yalvaran gözlerle bakıyordu. Dediği şey ise, önemli idi. Bu Berfin ve benim aramda olan, uydurduğumuz bir dildi. Küçükken bir dizi de görmüş, özenip bizde kendimize ait bir dil oluşturmuştuk. Genelde öğretmenlerin yanında, derslerde ya da birbirimize konuyla alakalı bir işaret vermek istediğimizde kullanıyorduk. Bazen zevkine de bütün gün konuştuğumuz zamanlar da oluyordu.

"Zeynij haja kopinya. Ab het!"

Barışmak istediğini biliyorum ve istemiyorum, demiştim.

"Gaufi po karji! Tuya leg!"

'Sadece o değil! Lütfen gel!' demişti. Derin bir nefes verirken masadaki herkesin bize baktığını fark ettim. Daha fazla uzatmamak için ayağa kalktım. Nasılsa reddeder ve geri gönderirdim.

Odadan çıkarken Berfin'in peşimden geldiğini hissediyordum.

"Odana gidelim."

Arkamdan dediği şeyle bir şey demeden odaya doğru ilerledim. Kapının önüne geldiğimizde kapıyı açıp içeri girdik. Kapıyı arkamdan kapatırken Berfin konuştu.

"Havin biliyorum bana kızgınsın ve kızmakta da çok haklısın fakat lütfen beni bir dinle."

"Seni dinlemek istemiyorum Berfin. Sırf orada konu uzamasın diye çıktım. Seni affetmiyorum."

Berfin'in gözlerinde hüzün geçerken birkaç saniye suratıma baktı. Fakat sonrasında tekrar ağzını açtı.

"Tamam affetme. Ama sana şimdi soracağım şeye cevap ver. Abini bir keresinde hatırladığın kadarıyla bana anlatmıştın. Şuanda da bana abini hatırladığın kadarıyla anlatır mısın?"

Kaşlarım çatıldı. Abim ne alakaydı şimdi?

"Şuan ki konumuzla abimin ne alakası var?"

"Çok alakası var! Bak lütfen iyice düşün. Abinin gözleri ne renkti mesela?"

Ne kadar anlamasam da düşündüm. Konunun nereye varacağını merak etmiştim. Birkaç saniye düşündükten sonra tam olarak net hatırlamadığımı fark ettim. Bulanıktı.

"Hatırlamıyorum. Açık kahve tonlarında ya da elaydı."

"Saçları?"

"Siyaha yakın."

Berfin yutkunurken bense ona dikkatle bakıyordum. N'olmuşdu birden bire?

"Abinin adı da Kaan idi dimi?"

Şüpheyle dediği şeyle kafamı onaylar bir biçimde salladım. Fakat daha sonradan ima ettiği şeyi anlayınca kafamı iki yana sallayarak konuştum.

"Hayır, hayır böyle bir şeyin imkanı yok."

Berfin suratıma bir süre dik dik baktı. Derin bir nefes alıp konuştu.

"Havin, Kaan abin olabilir."

𓆝 𓆟 𓆞

Bölüm sonu

11 yorum