"Maske, Savaş değil."
Kaşlarımı çatmış bir şekilde ona bakıyordum.
"Maske, Savaş değil, de ne demek?"
"Parçaları birleştir Havin. Sana Maske'nin 10 büyük liderlerden biri olduğunu söylemiş."
Anlamam için beklerken yavaşça devam etmesi için kafamı salladım. Hala anlamıyordum.
"Sonra da kendisini Maske diye tanıtıyor. Fakat Savaş 10 büyük liderlerden biri değil. 10 büyük liderlere en uzak kişilerden biri hatta."
Dediği şeyle resmen bir aydınlanma yaşamıştım. Geçmiş gözümün önüne gelirken konuşmak için ağzımı araladım.
"Benimle boğuştuktan sonra biriyle konuştuğunu söylemiştiniz. Dediğiniz gibi Berfin'in öldüğünü söyledim, demişti. Savaş, Maske değil fakat konuştuğu kişi Maske."
Barlas bana dediklerimi doğrular nitelikte bakıyordu.
"Savaş'ı sorgulamamız lazım."
"Depoda kendisi zaten. Birazdan gider konuştururum. Fakat çok da ümitli olmamak gerek. Sonuçta konuştuğu kişi Maske değil, onunla iletişime geçmesi için tuttuğu bir adam olabilir."
"Çok karışık."
Bir sürü ihtimal vardı. Aklıma o gizli odada ki isimler gelmişti. Bunun üzerine tekrar konuştum.
"Maske 10 büyük liderlerden biri ile bağlantılı olabilir mi?"
"Sanmam. 10 büyük liderlerin hepsi kendi başının çaresine bakar. Asla birbirinden yardım istemez. Eğer isterse alt kademedeki kişilerden ister. Ayrıca antlaşma gereği birbirlerine ihanet etmeleri yasak."
"Kim bilecek ki ihanet etse?"
"Böyle düşünen çok kişi oldu. Fakat bir şekilde hepsi bulundu ve en acımasız işkence aletleri ile öldürüldü. Zaten daha sonrasında bir daha liderlerden hiçbiri arkadan iş çeviremedi."
Kafamı anladım anlamında salladım. Tam tekrar konuşacağım sırada kapı açıldı. Bakışlarım kapıya yönelirken Barlas'ın dikeldiğini hissettim.
"Pizzalar geldi de, haber vereyim dedim."
Tuna'nın dediği şeyden sonra arkadan sırıtarak Kaan çıktı.
"Ama müsait değilseniz sıkıntı yok. Ben size ayırırım."
Yaptığı ima ile ne tepki vereceğimi bilemezken Tuna, Kaan'ın kafasına vurdu.
"Geri zekalı!"
"Ne ya!?"
"İnin aşağıya!"
Barlas'ın bağırması ile ikisi de odadan çıkıp kapıyı kapatırken Barlas bana döndü.
"Yemeği yedikten sonra konuşuruz. Tuna ve Kaan da fikirlerini söylerler."
"Onlar da mı mafya?"
"Evet."
"Ama 10 büyük lider değiller dimi?"
"Evet."
Tekrar konuşacağım sırada Barlas kapıya doğru yönelerek beni geride bıraktı. Derin bir nefes alıp onu takip ettim. Ardımdan kapıyı kapatırken Barlas'a yetişmeye çalışıyordum. Sebepsiz yere hızlı yürüyordu!
"Az yavaş! Peşinden mafyalar koşturmuyor!"
Yaptığım ima ile bana tek kaşını kaldırarak bakarken onu umursamadan yürümeye devam ettim. Mutfağa geldiğimizde Kaan'ın pizzalara yumulduğunu gördüm. Tuna ise ona kızıyordu.
"Az yavaş ye yavaş! Kimse önünden almıyor!"
Kaan kafasını kaldırıp ağzı dolu dolu konuştu.
"Sonone!?"
Tekrar kafasını pizzaya gömerken Tuna derin bir nefes almıştı. Onların bu haline gülerek masaya doğru ilerleyip oturdum. Önüme pizza kutularından birini çekerken Tuna hala Kaan'a laf atıyordu.
"Hayvansın sen hayvan! İki dakika bekleyemedin!"
Kaan ağzındaki lokmayı güçlükle yuttuktan sonra konuştu.
"Hayvansam hayvanım ulan, sana ne!? Yürü git işine!"
"Boğulacaksın geri zekalı!"
"Bir şey olmaz bana!"
Hem pizzamı yiyor hem de onları izliyordum.
"İkinizde kesin sesinizi!"
Barlas'ın uyarıcı ses tonu ile ikisi de susmuştu. Ortamda bir sessizlik hakimdi. Tabi Kaan'ın ağzını şapırdatma seslerini saymazsak!
"Şu ağzını şapırdatma!"
Tuna'nın dediği şeyle Kaan tam konuşacakken araya girdim.
"O değil de, ben bayıldıktan sonra ne oldu?"
Bütün gözler bana dönmüştü.
"Bir şey olmadı. Seni Barlas buldu. Apar topar seni oradan çıkardık. Sonra da Savaş'ı yakalayıp bizim depolardan birine götürdük. Barlas da seni eve getirdi."
Kafamı sallarken tekrar konuştum.
"Kaç saat baygın kaldım?"
"Yaklaşık 3 saat."
Gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. 3 saat mi!? Normalde en fazla bir buçuk saat baygın kalıyordum. 3 saat çok fazlaydı.
"3 saat olduğuna emin misiniz?"
"Yuvarladım. 2 saati geçtiğinden eminim ama."
Kafamı salladım. 3 saat hiç normal değildi.
"Bayılma süreniz giderek artabilir. Bu da pek iyiye işaret değil. Eğer bayılma süreniz artarsa tekrardan tedaviye başlamanız gerekiyor."
Aklıma birkaç yıl önceki psikoloğumun dedikleri gelmişti.
"Yüksek ses, fazla stres veya geçmişi tetikleyecek şeylerden uzak durmanız gerekiyor."
Şu durumda bu pek mümkün değildi ya!
"İyi misin?"
Tuna'nın dediği şeyle kafamı kaldırdım. Üç çift göz şuan bana dik dik bakıyordu. Bir an afallasam da hemen ifademi düzelttim.
"İyiyim iyiyim, bir şeyim yok."
Daha sonra hemen ekledim.
"Ben de depoya sizinle birlikte geleceğim."
Dediğim şeyle Barlas'ın tek kaşı kalkmıştı. Tuna kaşlarını çatmış Kaan ise şaşkınca bana bakıyordu.
"Depoda yapabileceğin bir şey yok ki."
Bakışlarımı Kaan'a çevirdim.
"Savaş'ı konuşturmak için işkence yapmayacak mısınız? O işkenceyi ben yapmak istiyorum."
"İşkence yapmak hayal ettiğin kadar basit bir şey değil. Miden kaldırmaz."
Bu sefer bakışlarımı Tuna'ya çevirdim.
"İşkencelerin en büyüğünü geçmişimde yaşadım zaten. Hayatımda fazlasıyla mide bulandırıcı şey gördüm, şahit oldum. Emin ol midem kaldırır."
Ne demek istediğimi üçü de az çok anlamıştı. Tuna ne diyeceğini bilemezken Barlas konuştu.
"Dediğin şeyle bunun arasında fark var."
"Emin ol yok. Ayrıca neden işkence yapamayacağımı düşünüyorsunuz ki? Kızım diye mi?"
"Yani evet. Biraz o da var."
Kaan'ın dediği şeyle sinirle ona döndüm.
"Bence yanlış düşünüyorsunuz. Gözü dönen bir kadın, bütün erkeklerden daha iyi işkence yapabilir."
Daha sonra üçüne dönerek ekledim.
"Ayrıca benim bildiğim işkenceler öyle basit işkenceler değil. En az sizin kadar işkence türü biliyorum."
"Ne olursa olsun, gelmiyorsun."
Barlas'ın sert çıkan sesi ile sinirle ona döndüm.
"Niyeymiş!? O herife işkence yapmayı en çok ben hak ediyorum!"
Daha sonra kaşlarımı çatarak ekledim.
"Ayrıca size sorduğumu hatırlamıyorum. Ben de geleceğim, dedim ve bitti!"
Ses tonum net çıkmıştı. Beni asla bu kararımdan vazgeçiremezlerdi. O adamın karşımda yalvarışlarını, çığlıklarını, yardım dilemelerini en çok ben duymak istiyordum.
"Bence gelsin. Sonuçta en fazla ne yapabilir ki? Hem bir andan da haklı. Ben olsam bende gelmek isterdim."
Kaan'ın bana hak vermesi ile ister istemez oturuşumu dikleştirmiştim. Yüzüne gülümsediğim de bana göz kırpıp bilmem kaçıncı pizzasını yemeye devam etmişti.
"Ne diyorsun?"
Tuna'nın Barlas'a sorduğu soru ile bakışlarımı Barlas'a çevirdim. O da bana bakıyordu. Gözümün içine bakarken sanırım ne kadar kararlı olduğumu ölçmeye çalışıyordu. Hafif çenemi kaldırıp cevabını bekledim. Cevabı ne olursa olsun gidecektim zaten.
"Sözümüzden ayrılmayacaksan gel."
Kaşlarımı çattım.
"Çocuk muyum ya ben?"
"O zaman gelmiyorsun."
Sinirle gözünün içine bakarken kararını değiştirmeyeceğini anlamıştım. Oflayarak kabul ettikten sonra tekrar yemeğime döndüm. Son pizza dilimini de yedikten sonra ayağa kalktım.
"Ben elimi yıkayacağım. Banyo ne tarafta?"
"Yattığın odada banyo var."
"Tamam."
Hızlıca odadan çıkıp yattığım odaya doğru ilerledim. Koşarak merdivenleri çıkarken aklıma yapacağım işkenceleri düşünüyordum.
Odaya geldikten sonra banyoya girip elimi yıkadım. Hızlıca kuruladıktan sonra da yine koşarak merdivenleri indim. Odaya geldiğimde heyecanla konuştum.
"Hadi çıkalım!"
Fakat sonra Tuna'nın telefonda olduğunu görünce sustum. Her kimle konuşuyorsa şuan çok sinirliydi.
"Onca adam ne işe yarıyorsunuz lan!?"
Bağırmasıyla yerimden sıçramıştım. Kabul etmeliyim ki bu kadar bağırmasını bende beklemiyordum.
"Etrafı aradınız mı!? Fazla uzaklaşmış olamaz!"
Bir süre karşı taraf konuştuktan sonra tekrar Tuna bağırmaya başladı.
"Lan ne demek arabayla kaçtı!? Arabayı nereden buldu!?"
Kimden bahsediyordu?
"Yeter kes! Bütün adamları bahçeye topla geliyorum! Çabuk!"
Telefonu kapatırken Kaan konuştu.
"Ne oldu Tuna?"
Ben de ona aynı soruyu sorarcasına bakarken derin bir nefes aldı.
"Bir sorunumuz var."
Bizim bir değil, birden fazla sorunumuz var! Ve sürekli çoğalıyorlar maalesef!
"Neymiş bu sorun?"
Barlas kaşlarını çatmış bir şekilde Tuna'ya bakıyordu. Bakışları insanı delip geçiyordu resmen fakat sesi buna rağmen çok sakindi.
Tuna derin bir nefes alıp sinirle konuştu.
"Savaş kaçmış!"
𓆝 𓆟 𓆞



