Savaş kaşlarını çatarak etrafa baktığında ben ise gülerek konuştum.
"İşte şimdi s*çtın o*ospu evladı!"
Savaş bana ters bir bakış attıktan sonra odadan hızlıca çıktı.
Kısa bir süre sonra bir sürü silah patlama sesleri gelmeye başlamıştı. Korkuyla kafamı eğip olduğum yerde olabildiğince küçülmeye çalıştım.
"Abi!"
"Havin!"
"Abimi bırakın!"
Yo yo hayır. Hiç sırası değil!
"Kardeşimi nereye götürüyorsunuz!?"
"Abi canım acıyor!"
"Bırakın kardeşimi!"
Kahretsin kahretsin! Yine aynı şeyleri yaşamak istemiyorum lütfen!
"Abime n'apacaksınız!?"
Kolumdan sürükleyen adam cevap vermemişti.
"Onu bir daha görebilecek miyim?"
Nefes alamıyordum. Ciğerlerimin üstüne tonlarca yük koymuşlardı sanki. Başım ağrıyordu. Hiç bitmeyen işkence gibiydi.
"Ben abimi istiyorum!"
"Abin yok!"
Kaşlarımı çattım.
"Hayır, abim var!"
"Abin yok! Onu öldürdüm!"
Başımın ağrısına daha fazla dayanamazken gözlerimi sıkıca kapattım. Bir an önce bitsin istiyordum. Fakat sanki bana inat acı giderek büyüyor, daha katlanılmaz bir hal almaya başlıyordu.
"Yalan söylüyorsun! Abim beni bırakmaz!"
"Ama bıraktı! Hatta abin seni hiç sevmedi! Senden hep nefret etti!"
Abim benden nefret mi ediyor? Gözlerim dolarken bağırdım.
"Hayır! Yalan söylüyorsun! Abim beni çok seviyor!"
Etraf bulanıklaşırken göz kapaklarım kapanmaya başladı. Onlara karşı koymayarak kapanmalarına izin verdim. Bu acının bitmesi için her şeyi yapardım.
°°°
"Hala uyanmadı mı?"
"Hayır."
"Ne zaman uyanacak?"
"Bilmiyorum!"
Duyduğum seslerle gözlerimi açmaya çalıştım. Fakat pek başarılı olamamıştım. Göz kapaklarım açılmamak için direniyorlardı.
"Burada beklemenin bir anlamı yok. Uyanınca içeri gelir zaten. Biz diğer sorunumuzla ilgilenelim."
"Tuna haklı. Hadi çıkalım. Böyle başında bekleyince uyanacak değil zaten."
Bir süre ses gelmemişti. Fakat daha sonra adım sesleri ve kapının açılıp kapanma sesi. Göz kapaklarım açılmamak için direnirken onları açmaya zorladım. Açtığımda ilk başta ortalığı bulanık görsem de sonradan alışmıştım.
Odaya göz gezdirdim. Nedense bana çok tanıdık geliyordu. Biraz daha incelediğimde bu odanın Barlas ile kavga ettiğimiz oda olduğunu anladım. Sonrasında evi terk etmiştim zaten.
Üstüme baktığımda sadece beyaz bir gömlek vardı. Aklıma gelen şeylerle yutkundum. Beni yarı çıplak görme olasılığı yüzde kaçtı?
Ellerim istemsizce yüzümü kapatırken utancımdan ne yapacağımı bilmiyordum. Aslında utanmamalıydım. Sonuçta beni böyle görmesinin iğrenç bir sebebi vardı. Bundan utanacak değildim.
"Karma gibi. Bu sefer beni o adam değil Barlas kurtardı."
Ellerimi yüzümden çekerken yavaşça yerimden doğrulmaya çalıştım. Vücudumun her yeri ağrır iken yüzümü buruşturdum. Kendimi resmen kirli hissediyordum.
Duvardan destek alarak ayağa kalktım. Bütün bedenim ağrıyordu. Bedenimin her yerine bıçak saplayıp çıkarıyorlardı sanki.
Kapıya doğru ilerlerken bir andan da gömleği düzeltiyordum. Kıçıma kadar çıkmıştı. Gömleğin düzeldiğine emin olmak için kendime baktığımda gömleğin bende elbise gibi durduğunu fark ettim. Dizimin birazcık altına iniyordu. Kimin gömleğiydi bilmiyorum ama selvi boylu olduğu çok belliydi.
Gömleği düzeltince derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Kapının önünde bir koruma vardı. Bana dönüp kaşlarını çatarak baktı.
"Havin Hanım siz içeri geçin. Ben Barlas Bey'i çağırırım."
Gerçek ismimi biliyorlardı. Gerçi koyu kumral saçlarım ve siyah gözlerimle onlara 'Ben İnciyim.' desem bana deliymişim gibi bakarlardı.
"İyiyim ben. Barlas nerede?"
"Efendim lütfen içeri geçin. Barlas Bey'in kesin talimatı var."
Barlas'a bey, diye hitap etmek hiç yakışmıyor ya!
"Pekala."
Deyip içeri geçtim. Kapıyı da kapattıktan sonra yatağa doğru ilerledim. Doğru düzgün yürüyemiyordum bile. Ve bu bana sürekli o iğrenç şeyi hatırlatıp duruyordu.
"Daha ilerisi olabilirdi. Sakin ol. Ya da olmaya çalış."
Kafamı iki yana salladım. Hatırlamak istemiyordum. Düşünmemeye çalışacaktım. Gözümden akan yaşa engel olamazken elimle ağzımı kapattım. Çok yakındı. Çok çok yakındı. Evet, kurtulmuştum ama yine de kendimi kötü hissediyordum. Çığlık atmamak için kendimi zor tutuyordum. Çığlık çığlığa haykırmak istiyordum.
"Şeref yoksunu!"
Sinirle söylediğim şeyden sonra kapı açılmıştı. Hızlıca elimle göz yaşlarımı silerken derin bir nefes alıp arkamı döndüm. Kapıda Barlas ve iki kişi daha vardı. Adlarını unutmuştum ama Barlas'ın arkadaşlarıydı.
Barlas kaşlarını çatıp hızlı adımlarla bana doğru geldi. Ben daha ne olduğunu anlamadan bir anda beni kucağına almasıyla kaşlarım şaşkınlıkla çatılmıştı.
"N'oluyor ya!?"
"Doktor yatıp dinlensin dedi."
Beni yatağa bırakırken dediği şeyle kaşlarım daha da çatıldı. Ne alaka ki?
"Neden?"
Barlas bana tip tip bakarken kastettiği şeyi anlayınca gözlerimi devirdim.
"İyiyim ben. Bir şeyim yok."
Yalan değildi. Gerçekten şuan bir şeyim yokmuş gibi hissetmeye başlamıştım. Ama bu iyi anlamda mı yoksa kötü anlamda mı, işte orası muamma.
"Beni hatırladın mı!?"
Barlas'ın arkadaşlarından bir tanesinin, sürekli gülenin, bana sorduğu soru ile ister istemez gülmüştüm.
"Hatırladım."
"Adım ne?"
"Hatırlamıyorum."
Bunu demem üzerine dudağını büzerek konuştu.
"Hani hatırlıyordun!"
Sesi isyan eden bir çocuktan farksızdı.
"İsmini hatırlamıyorum. Yoksa tipini hatırladım."
Omuz silkmişti. Parmağıyla yanındakini gösterdi.
"Bunu hatırladın mı?"
"Tipini evet ama ismini hayır."
Bunu demem ile mutlu olmuş bir şekilde sırıttı.
"İyi. Onu hatırlayıp beni hatırlamasaydın külahları değişirdik."
Dediği şeye gülmüştüm. Yanındaki çocuk ise göz devirmişti.
"Ben Tuna bu da Kaan."
"Tamam. Hatırladım şimdi."
İkisi de gülümsediğinde bende gülümsedim.
"Seninle bir şey konuşmamız lazım."
Barlas'ın sesi ile kafamı ona çevirdim. Kaşlarını hafif çatmış bir şekilde bana bakıyordu.
"Ne konuşacaksınız?"
Gözüm bir Barlas'a bir de Tuna ve Kaan'a giderken üçünün de surat ifadelerinin ciddiye bindiğini fark ettim.
"Berfin."
Barlas'ın dediği şeyle aklıma Savaş'ın dedikleri geldi.
"Çok merak ediyorsan yakıldı."
Derin bir nefes alarak konuştum.
"Biliyorum yakılarak öldürüldü."
Sona doğru hafiften sesim kısılmıştı. Yine de başımı dik tutmaya çalıştım.
"Bence bundan bu kadar emin olma."
Tuna'nın dediği şeyle kaşlarım çatıldı.
"Nasıl yani? Ne demek istiyorsunuz?"
Soruma Barlas cevap vermişti.
"Berfin ölmemiş, yaşıyor."
𓆝 𓆟 𓆞