Mavi kurşun kalemi elime alıp çevirdim. Tekrar tekrar okuduğum sözü bir kez daha okuyup altını çizdim.
" Dünyada ki pek çok insanın esas sorunu henüz kendisini tanımamış olmasıdır."
Bir insan kendini ne kadar fazla tanıyabilirdi ki? Kendine ne kadar dürüst olabilirdi? İnsanın kendini tanıması için ilk önce tüm kusurlarını kabul etmeliydi. Benim gibi...
"Miral hala daha kalkmadın mı? Bu masa niye hazır değil!" İçeriden yükselen ses ile kitabın arasına ayracı koyup ayağa kalktım. Giydiğim kıyafetlerimi düzeltip saate baktım. Sekizi dokuz geçiyordu. Dokuz dakika geç kalmıştım.
Hızlı adımlar ile odadan çıkıp solana ilerledim. Sinirli bir şekilde koltukta oturuyordu.
"Neden masa hazır değil!" Ellerimi havaya kaldırıp nedeni anlatmak için haraket ettirmeye başladım.
Ama her zamanki gibi görmezden gelmiş ve mutfağa geçmişti. Havada asılı kalan ellerimi indirip derin bir nefes verdim.
"Hemen buraya gel ve masayı kur! Kardeşin şimdi kalkar."
Hızlı adımlar ile mutfağa geçip hazırlamaya başladım. İlk çay suyunu koyup sonra da kahvaltılıkları çıkarmaya başladım.
Demlenen çayı alıp masanın kenarına koydum. O sıra da içeri Emir girmişti. Bana bakmadan annemin yanına geçip ona sarıldı. "Günaydın annecim," diyerek yanaklarından öptü.
Emir çok şanslıydı. Ben anneme hiç sarılıp öpmemiştim. Ben anneme daha hiç günaydın bile diyememiştim ki...
"Nereye gideceksen def ol git ben oğlum ile kahvaltı yapacağım." Annemi kollarının arasına hapseden Emir, sandalyeye oturtup kendi yerine geçip oturdu. Beni umursamamadan konuşarak kahvaltı yapmaya başladılar.
Anne... Eğer konuşabilseydim beni de sever miydin? Gülümser miydin bana da? Okşar mıydın saçlarımı?
Yüzümde buruk bir tebessüm ile odama geçtim. İçeriden gelen kahkaha seslerine kulağımı kapatıp hazırlanmaya başladım.
Bugün final sınavım vardı. Onun için ilk Boğaziçi Üniversitesine gidecektim. Siyah kot pantolonu çıkartıp hızla üzerime geçirdim. Krem rengi ince kazağımı da çıkartıp giydim.
Bu aralar bir yağmurlu bir güneşli gidiyordu. Bunun için ince kazağımı giymiştim.
Kol çantama okuma kitabımı ve şarj aletimi de koydum. Kulaklığı telefona takıp telefonu arka cebime yerleştirdim. Kulaklığı da takıp saçlarımı düzeltip odadan çıktım. Ayağımda terlik olmadığı için sesizce kapıya yöneldim.
Mutfaktan hala daha sesleri yükleniyordu. "Anne artık benim gitmem gerekiyor. Bana biraz para verir misin? Dün sonunu da harcadım."
Harcamamıştı. Kirli kıyafetlerini ayırırken dün giydiği pantolonun cebinde iki tane yüzlük baknot vardı.
"Çantamın arka gözünde dört yüz lira var oğlum. Onu al sen ben babandan yine para isterim."
"Ya vermezse?"
"İçeride ki dilsize lazımmış ona verdim' dersem verir. Sen merak etme."
Ben annemden hiç para istemezdim ki. Ben zaten çalışıyordum. Ama o bunu bilmeyecek kadar bana yabancıydı... Model olmak için sertifika aldığımı bilmiyordu. Yabancı ünlü bir saat markasının modellerinden biri olduğumu da bilmiyordu.
Sesizce kapıya ilerleyip ses çıkarmamaya dikkat ederek açtım. Dolaptan ayakkabılarımı alıp çıktım. Yine ses çıkmamasına dikkat ederek kapattığım kapı ile kendimi sokağa attım.
Tek veya iki katlı müstakil evler ile dolu sokakta hızlı adımlar ile ilerleyip ana caddeye geçtim. Otobüsün gelmesine iki dakika olsada Emir ile karşılaşmak istemiyordum. Ezici bakışları ve iğne gibi batan sözlerine dayanamayacaktım.
Elim ile geçen taksiyi durdurup arka tarafa oturdum. Telefondan notlar kısmına Boğaziçi üniversitesi yazıp şoföre gösterdim. Bana değişik değişik bakan şoföre konuşmadığımı işaret ettim.
Başını sallayarak önüne döndü. İlerleyen taksi ile müziğin sesini biraz daha yükselttim.
Nil Karaibrahimgil'in sesi sabah sabah biraz beni kendime getirmişti.
"Karanlıkta yanabilirim, boşlukta durabilirim, düşmem ben... Benim kanatlarım var ruhumda..." Kanatlarım vardı benim. Her bir parçasını bana edilen sözler ile işlemiş ve kopmaz bağlar oluşturmuştum.
Aldığım her darbe ile biraz daha dik kalkmıştım ayağa. Onlara dönmüş güzel bir gülümseme bahsetmiş ve yoluma devam etmiştim.
Geçmişe değil geleceğe uçmak için kanatlarımı daha hızlı haraket etirmeye başlamıştım. Geçmiş, geçmişti. Geri alınamazdı ama gelecek daha güzel günlerin umuduydu.
Bacağımda hisetiğim el ile irkildim. Kulağımdan düşen kulaklık ile taksici amcanın sesini duymuştum. "Kızım hadi geldik. Seslendim seslendim duymadın."
Telefonu açıp hızla, "Kusura bakmayın lütfen," yazıp taksici amcaya gösterdim. Taksimetre de yazan ücreti çıkartıp taksici amcaya verdim.
Arabadan aceleyle inip üniversiteye doğru ilerlemeye başladım. Boğaziçi üniversitesi bugün de çok kalabalıktı. İnsanların arasından hızla sıyrılıp anfiye doğru ilerlemeye başladım.
Bir taraftan da saatimi kontrol ediyordum. Daha zamanım vardı. En azından hoca gelmeden önce kampüse girecek kadar.
Sonunda gördüğüm kapı ile gülümseyip adımlarımı biraz daha hızlandırdım. Kapıyı açmak için elimi uzatmam ile arkadan bir el daha uzanmıştı. Geri çekilip kim olduğuna baktığımda Emel hoca ile karşılaşmıştım.
Geçmem için işaret yapınca, aralık kapıdan hemen içeri sızıp en arkaya boş olan yerlerden birine oturmuştum.
Emel hoca ve yardımcısı Tarık içeri girince, demin fısıldamaların olduğu anfi bir anda sessizliğe bürülmüştü.
"Tarık sen kağıtları dağıt, hala daha içinizde ödevlerini yollamayan veya bireysel olarak teslim etmeyen kişiler var. Yarından sonra ödevlerinizi almayacağım." Emel hocanın uyarısı ile benim de daha teslim etmediğim aklıma geldi. Sınavdan sonra inşallah yolamayı unutmazdım.
Canım yanıyordu.
Susuyordum... Hayır! Susmuyordum çığlık atıyordum ama duymuyorlardı. Sonuçta ben dilsiz biriydim nasıl duysunlar çığlıklarımı?
Duymazlar ki...
Birinin ile bağıra çağıra ben kötüyüm demesi gerekiyordu inanmaları için. Peki kaç saniye sürüyordu inanmaları? Bir? İki? Üç? Sonra bu kadar ilgiyi üzerine topladın oyun yapmayı kes diyip arkalarını dönüyordular.
Peki geçmiş? Biz her iyiyiz dediğimizde gerçekten geçmiş miyidi?
Oğuz Altay'ın ezbere bildiğim bir kaç sözünden biri zihnimde döndü. "Geçmiş aslında geçmezmiş efendim. Hep bir köşede yerinden çıkmak için geceyi beklermiş." demişti bir kitabında.
Çok doğruydu ama bir yerde yanılmıştı. Bazen geceyi bekleyecek kadar dayanamıyordu. Gündüzleri de karanlığa çeviriyordu.
Şuan olduğu gibi...
Derin bir nefes aldım. İyiyim... Ben güçlüyüm... Her şeye, her kese rağmen ben çok güçlüyüm.
"Şu kızı görüyor musun? Elinde siyah bir çanta var bak.. ha evet o. Sokağın sonunda ki villa da oturuyorlar. Dilsizmiş."
"Yüzünün güzelliği kaderine vurmamış. Çok yazık..."
Seslere kulak tıkayıp adımlarımı hızlandırdım. Okuldan çıktıktan sonra eve gelmiş ve dosyalarımı alıp geri çıkmıştım. Annem evde olmadığı için de bu pek sorun olmamıştı. Allah bilir yine hangi evde dedikodu yapıyordu.
Babam, İstanbul'da ki üç büyük mimarlık şirketinden biri olan Koroğlu şirket grubunda Mimardı. Annem ise... O ev hanımıydı. Babam ile evlenene kadar bir bankada çalışsada evlendikten sonra koca parası yemek daha tatlı gelmişti ona.
Emir... Annem ile araları ne kadar iyi ise babam ile o kadar kötüydü. Emir, sorumluluk almadıkça da düzelmeyecek gibiydi.
Benim ile ise de iyi sayılmazdı. Çünkü annemden dolayı aramıza mesafe koymuştum. Anneme alışmıştım ama eğer babam beni kırar ise bunu kaldıramazdım.
Yoldan geçen taksiyi durduracak iken vazgeçip yürümeye başladım. Sitenin arkasında kalan uçuruma çıkacak ve düşünecektim. Ya da düşüncelerim beni ele geçirecekti.
Siteden çıkınca uçuruma giden yola saptım. Sitenin içinde ki kadınlar ya kuaföre ya da alışverişe gitikleri için ikide bir takisi çıkması çok normaldi.
Cebimden telefonumu çıkartıp, müzik listeme girdim. Yıldızlardan Düşmem şarkısını açıp tekrar cebime attım. Nerede ise gelmiştim ama kulağımda ki sesler hala daha susmamıştı.
Bi' yolun sonundayız, denizin ucundayız...
Benim için yolun sonu muydu? Hayır daha değildi. Daha mutlu olmam gerekiyordu. Gerçekten gülümsemek neydi histemleydim.
Gerçekten bulanmış şehirlerden uzaktayız
Uzaklaşsam ya bende. Hepsinden, herkesten...
Beni öldürmeden, seni kaybetmeden
Gece biter, sabahlarız, nedir bizi üzen?
Dağıl gökyüzüne, taşır ikimizi
Bu yanlışlar, aynı anda bulmadan bizi
Beni alıp hadi götür uzaklara
Bul beni hadi... Uzat elini bana. Kanatlarımı iğleştir. Özgür olmak istiyorum ben yaşam kaynağım..
.
Bi' camdan sarkıtıp uzatalım ellerimizi
Yanımda olsan da yeter ki...
Bir yıldız, bir galaksi
Gibi yanımda yalnız ağlayan zaman
Çektim, duman gibi hissettim
Seni, beni, bizi üzen geceleri
Bir yıldız, bir galaksi gibi
Gibi yanımda yalnız ağlayan zaman
Çektim, duman gibi hissettim
Seni, beni, bizi üzen geceleri
Seni üzüyor mu? Bilmiyorum ama beni çok üzüyor sevgilim...
Başımı iki yana sallayarak elimde ki dosyaları ve çantaları bir kenrara bırakıp ayaklarımı uçurumdan sarkıtıp oturdum.
Başımı yukarı doğru kaldırıp ağaçların ve Deniz'in bir araya gelerek oluşturduğu muhteşem kokuyu ciğerlerime hapsettim. Bedenimi yavaşça geri bırakıp uzandım. Gözlerim kapalı bir şekilde sakinliğin tadını çıkarmaya çalıştım.
Biraz kendim ile baş başa kalmam gerekiyordu.
Ben Miral Rosa Erim...
24 yaşında kendi halinde bir kızım. Yapabildiklerim sınırlı olsa da her zaman o sınırları zorlamayı sevmiştim. Dilsiz bir kızın manken olması kulağa biraz komik geliyor değil mi? Ya da aynı zamanda iç mimarlık okuyan son sınıf öğrencisi olması.
Zaten bunun için manken olmamış mıydım? İç mimar olabilmem için para gerekiyordu ve modellik ile de bunu kolayca karşılıyordum. Daha üniversiteye başlamadan modellik için 6 hafta eğitim almış ve yurt dışında da kısa sürede iş bulmuştum. Saatler Türkiye'ye geliyor ve burada fotoraf çekimi olduktan sonra ise tekrar geri gidiyorlardı. Aralarında beğendiğim olursa da şirket tarafından bana hediye ediliyordu. Asistanım- menejerim her adımımı şirkete bildirdiği için de hangisini beğendiğimi bildikleri pek de zor olmuyordu.
Lakin hiç birini eve götürmüyordum. Götüremiyordum. Onlar benim aldığım ilk ve tek hediyeydiler. Annemin zarar vermesine izin veremezdim. O yüzden onları bir arkadaşım benim yerime saklıyordu. Benim için arkadaş olmasa da o böyle düşünüyordu. Belki de kız kardeşi olarak...
Zaten beni niye sevsin ki... Eksiktim ben ona göre. Ailesi kabul etmezdi beni.
Gözümden akan yaş ile daha sıkı kapatım gözlerimi. Ağlamamalıydım. Birazdan onun yanına gidecektim. Fark etmemeliydi.
Yerimde hızla doğrulup ayaklarımı kendime çektim. Üzerime çeki düzen verip eşyalarımı alıp hızlı adımlar ile geri dönmeye başladım.
🌸 Aklınızda kalan en etkili cümle hangisi oldu?
🌸 Instagram; Wattpad_feniryazar
Twitter; feniryazar
Tiktok; Feniryazar