Selin, sokağın ortasında öylece durdu.
Telefon ekranında manşet parlıyordu: “ Mert Demir’in Eski Nişanlısı Melis Türkiye’ye Döndü! Yeniden Bir Araya Gelecekleri İddia Ediliyor!”
Altında Melis’in podyumdan bir fotoğrafı. Kusursuz bacaklar, kusursuz gülüş, kusursuz hayat.
Az önce arabada duyduğu cümle kulaklarında yankılandı: “Bugün uzun zamandır hissetmediğim kadar gerçek hissettim Selin.”
“Tabii ki...” dedi kendi kendine, sesi titreyerek. “Onun dünyası kusursuz modellerle dolu. Ben sadece geçici bir hevestim. Gerçeklik projesi için gerçeklik oyuncağı.” Eve çıktığında Ceren salonda onu bekliyordu. Selin’in yüzünü görünce ayağa fırladı.
“Abla ne oldu? İki dakika önce gülüyordun.”
Selin telefonu uzattı. Ceren haberi okudu, kaşlarını çattı. “Saçmalık bu. Magazin uydurması,” dedi ama sesi eskisi kadar emin çıkmadı. Selin yatağına oturdu, dizlerini kendine çekti. “Ben tam içimi açmaya başlamıştım Ceren. Aptal gibi. Adamın ex’i manken, ben editörüm. Teraziye koy bak.”
“Selin...”
“Yok, karar verdim. Mesafeyi koruyacağım. Profesyonel Selin geri döndü.”
Ertesi sabah dergide tek konuşulan konu Melis’ti. Kahve köşesinde iki editör fısıldaşıyordu: “Melis dönmüş, Mert’le barışacaklarmış. Zaten onlar çok yakışıyordu.” Selin masasına gömüldü. Kulaklıklarını taktı, müziği son ses açtı. Görmemeye, duymamaya çalışıyordu. Öğlene doğru Mert geldi. Elinde bir dosya, yüzünde dün akşamki o yumuşak ifadeden eser yoktu, daha çok şaşkınlık vardı. “Selin, ikinci aşama çekim planını...” diye başladı. Selin kulaklığını çıkarıp resmi bir gülümseme takındı.
“ Mert Bey, çekim takvimini kontrol ettim. İkinci aşama için hazırız, kişisel konuları bir kenara bırakıp işimize bakalım.” Mert duraksadı. “Kişisel konular?”
“Evet. Profesyonellik.” Selin bilgisayarına döndü. “Başka bir şey var mıydı?”
Mert bir an öylece baktı. Dün sahilde kahkahalar atan kadın gitmiş, yerine yine o soğuk Mert Bey kadını gelmişti. Anlam veremedi. Ama bir şeylerin ters gittiğini hissetti.
Öğleden sonra Mert stüdyoda hırsla fotoğrafları seçiyordu. Ekranda Selin’in bisiklet üzerindeki karesi vardı. Rüzgarda uçuşan saçlar, kocaman bir gülüş. Asistanı Burak kapıyı tıklattı. “Melis aradı. Seninle görüşmek istiyormuş.”
Mert’in eli mouse üzerinde durdu.
“Melis benim geçmişimde kaldı,” dedi sertçe. “Beni sadece kariyeri için kullanan bir kadınla işim olmaz. Bir daha ararsa açma.” Burak çıktıktan sonra Mert koltuğuna yaslandı. Ve o an anladı. Selin’in neden aniden soğuduğunu. Magazindeki o asılsız haberler. Dün geceki bildirim. Selin yine kendi kabuğuna çekilmişti. Mert’in canı sıkıldı. Hem de çok. Selin’in kendisini eskisi gibi yüzeysel, mankenlerle gezen o adam sanmasına tahammül edemiyordu..Telefonunu aldı. Bir mesaj yazdı, sildi, tekrar yazdı. Sonunda aramadı. Yüz yüze konuşması gerekiyordu.
Akşamüstü, Mert Selin’i derginin çatı katı terasına çağırdı. Selin gelmek istemedi ama Merak da etti. Terasa çıktığında Mert kapıyı kapattı. Kaçış yoktu. İstanbul ayaklarının altındaydı. Rüzgar saçlarını uçuruyordu. Mert doğrudan girdi: “Magazinde okuduğun saçmalıklar yüzünden bana yine o aşılmaz duvarlarını ördün, değil mi?”
Selin kollarını kavuşturdu, gururlu bir tavır takındı.
“Sizin özel hayatınız beni ilgilendirmez Mert Bey. Benim derdim sadece ‘Gerçek Güzellik’ projesini profesyonelce tamamlamak.”
“Profesyonelce,” diye tekrarladı Mert. Bir adım yaklaştı. “Dün bana gülümseyen kadın da mı profesyoneldi?” Selin cevap vermedi..Mert iç çekti. İlk kez sesindeki o kontrollü ton çatladı.
“Dinle Selin. Melis beni hiçbir zaman ben olduğum için sevmedi. Beni unvanım için sevdi. Ünlü fotoğrafçı Mert Demir. Onun yanında parlıyordu, kapılar açılıyordu. Benim geçmişimde gurur duyacağım bir aşk yok. Sadece kullanılmışlık var.”
Duraksadı, gözlerinin içine baktı.
“Ama senin gözlerinde gördüğüm o samimiyet... o kahkahandaki gerçeklik... benim uzun zamandır aradığım tek gerçek şey. Bunu magazin çöplüğüyle karıştırma.” Rüzgar ikisinin arasında esti. Selin’in kalbine dokundu bu itiraf. Mert’in gözlerindeki yarayı gördü. Dürüstlüğü gördü. O Buz Kralı maskesinin altında, onun gibi incinmiş birini gördü.
Mert elini uzattı.
“Şimdi o sığ haberleri ve geçmişi arkamızda bırakıyoruz,” dedi. “İkinci aşamaya geçiyoruz Selin. Bu sefer sadece bir model ve fotoğrafçı değil, birbirini gerçekten anlayan iki insan olarak o kameranın karşısına geçeceğiz. Var mısın?”
Selin, uzatılan ele baktı.
Şüpheleri tamamen silinmemişti. İçindeki o karanlık ses hala fısıldıyordu. Ama karşısında duran adamın gözlerinde ilk kez korkusuz bir dürüstlük vardı.
Ve Selin, korktuğu için geri çekilmekten yorulmuştu.
Elini Mert’in eline koydu.
İkili, terasta İstanbul’a karşı kararlı bakışlarla öylece durdu.